Sevginin Bin Bir Dili-II

Sevginin Bin Bir Dili-II


Eşlerin sevgi sınırları en karmaşık olanı. Modernleşme ve burjuvazi ile birlikte insanların tahammül sınırları çok zorlanılıyor. Günümüz koşullarından ilişkiler çok çabuk kopabiliyor. İnsanların karşılıklı beklentileri sevgi sınırlarının ötesindedir. “Mantık evlilikleri” diye tanımlanan bir başlangıç süreci var. Sevgiden, aşktan bağlılıktan çok sanki çıkar ilişkisi gibi bir şey. Dünyalık tamah mı demeli buna? Refah içinde yaşama tercihi mi? Hayatın bir çıkar ortaklığı gibi algılanması söz konusu olabiliyor.

 

Sevgi ile bağlanma bir anlamda gözü karalık olarak ifade edilebilir. Her şeyi göze alma, ya da bir şeyleri görmeme gibi.

 

Günümüz koşullarında ve ortamında bir hayatın içindeyiz. Yaşananları gözlemlediğimizde, insanların tahammül sınırları, fedakârlıklarını bir kenara bıraktıkları, bireysel yaşamayı daha çok tercih ettikleri gerçeği yadsınamaz. Hayat koşulları da insanları zorluyor.

 

İnsanın ekonomik sınırlarını zorlayan bir yapı oluştu. Bu da insanı hem tahammülsüz hem açlığa itiyor. Doyumsuzluk da denebilir buna. İstendikçe istenen ama bir türlü tatmin olunamayan bir hayat anlayışı.

 

Kadın ve çocuk cinayetlerinin en büyük nedeni de sosyal dengesizlik. Ekonomik daralmalar, insanların beklenti ve talepleri ve tabiî ki sevgisizlik. Hayatın görünen yüzü ile görünmeyenleri arasındaki çelişkiler, çatışmalar ve uçurumlar bulunuyor.

 

Al Yazmalı filminden kalan bir cümle var. İnsanların unutamadıkları, sürekli yineledikleri. Elbette bir karşılığı olan. “Sevgi emek ister” diye. Sevginin emeği ve sınırsızlığı hayatı çok daha anlamlı hâle getirir. Sevgiyi artıran, anlamlı ve kalıcı kılan birçok şey beraberinde oluşur. Sıcak bir yuva karşılıklı sevgi ve tahammül, birbirinin dilini anlama ve ortak bir ruhta buluşma. Çocuklar, çevre içindeki konumlar.

Kapitalizm ruhu doyumsuzdur. İnsanı tüketime zorlar. Ortam öylesini karmaşıklaşır ki, insanların talep sınırları giderek zorlar, insanı uçuruma iter.

 

Henüz otuzlu yaşlarda olan eşlerin, birbirinden kopuşları, kadının çocuklarını veya çocuğunu alıp evini terk etmesi, ya da bir başkasının büyülü ve yanılsatıcılıklarına kapılışı bu hayatın süreçleri. Çaresiz olan erkeklerin ya da kadınların artık hayatın zorluklarına direnemeyişleri… Cinayetler, intiharlar ve iyice kendini kaptırıp hayattan kopuşları.

 

Dengesi bozulan bir dünya ve insanlık. İnsanların hayattan beklentileri artık idealden öte bir yaşama tercihi. Günübirlik, sorumluluk taşımama, başını alıp gitme kaçışları.

 

Gençlikte insan bazı şeyleri görmüyor. Eskilerin kendi doğal hayatlarında öğütleri var. Birbirilerini anlamaya dönük. “Gençliğin kıymetini bilme”. Bu, geleceğe hazırlıklı olma anlamına geliyor.

 

İnsanın sevgiye ihtiyacı var. Ekmekten, sudan öte bir bağlılık duygusu. İnsan bir biçimde rızkını temin edebilir, gereksinimlerini öyle ya da böyle karşılayabilir. Sevgi karşılıklı bir duygudur. Sözler, bakışlar, davranışlar, hâller insanı belli eder.

 

Güzel ve duygulu sözler, güzel ve samimi, sevgi dolu bakışlar, insanı rahatsız etmeyen davranışlar, mimikler… İnsanî ilişkilerin sıcaklığını oluşturur. Dünyamızın ruhu sevgi yoğunlukludur. Birbirini tamamlama, birbirine tahammül ve anlama gibi.

 

Yürüdüğümüz yolda insanı rahatsız edecek bir nesnenin ortadan kaldırılması güzel bir davranış biçimidir. İnsanın ruhunu incitecek bir sözün olmaması insanı rahatlatır. En küçük bir söz bir davranış insanı mutlu edebileceği gibi insanı üzer ve rahatsız eder. İnsanın ses tonu bile bu gibi durumlarda anlam kazanır.

 

Aile ortamı bir toplumun atomudur, öz çekirdeğidir. Bu çekirdek özünü korudukça çevreyi etkiler. İnsanlar birbirlerine ona göre davranırlar. Bir aile içindeki güzellikler çocuklara yansır, onlar bunu dışarıya taşır. Bir sokak, bir mahalle kültürü sevgi ile yoğunlaşır. İnsan, sadece beninin dışındaki bir hayatın varlığını bir bilinç olarak yaşarsa bu dışa da yansır.

Google+ WhatsApp