Sevgi ile tebliğ

Sevgi ile tebliğ


Sevgi dili ile açılmayan bir kapı yoktur. İslâm; sevgi, bağış, merhamet ve adalet üzerine inşa olmuştur. Bunlar birbirini bütünleyen özellikler.

 

İnsan, en değerli ve kutlu bir varlık. Kâinat onun için yaratılmış, kendisine yol ve tercihlerle sunulmuş.

 

İnsan bilinç düzeyine erdikten sonra tercihi kendisi yapar. Ya da yetiştiği kültür ortamı onun yolunu belirler. Müslüman bir toplumda çocuk inancı üzere yetişir ve şekillenir. Diğer toplumlarda da bağlı bulundukları kültürle yetişirler.

 

Kültürler kendi konumlarını sağlama almak için diğer kültür ve düşünce mensuplarını ona göre yetiştirirler. Kendi inanç ve düşüncelerine güvenemiyorlarsa nefret ile büyütürler, hayata hazırlarlar.

 

Bu, günümüzde, İslâm inanç ve düşünce anlayışı içinde olmayanlar için de geçerlidir. Siyasal oluşlar ve onların atmosferleri, ruh dünyaları nefret ile yüklüdür. Mensuplarını da nefret ile emzirirler, hayata sürerler. Günümüz insanına bu gözle bakılabilir. Onlar daracık dünyalarının surlarını örerler, onun içine kimseyi almaz ve yanaştırmazlar. Bununla ayakta kalmaya bakarlar.

 

Sevgi dili insanın gönlüne hitap eder. Nefretten uzak tutar, insanın yakınlaşmasını sağlar. Aile ortamından komşuluk ilişkilerine, mahalleye ve beldeye kadar etkisini gösterir.

 

İslâm milleti dairesine farklı din ve kültüre mensup insanlar da dahil olur. İslâm devletlerinin tamamında bu uygulanmış ve birlikte yaşanmıştır. Bunun en somut örnekleri Endülüs İslâm medeniyeti ve devleti ile son İslâm devleti olan Osmanlı’dır. İçinde yaşadığımız bu topraklarda farklı din, kültür, ırk ve mezhebe mensup insanların bir arada yaşamaları bunun örneği. Yakın zamanda ele aldığımız Edward Said bir Hıristiyan olmasına karşın bir Müslüman gibi davranıyor, düşünüyor ve yazıyor. Benzer durumu Amin Maalouf’da görürüz. İslâm medeniyeti dairesi insanları özgür kılar. Kendi kültürleriyle yaşamayı sağlar.

 

Batı’nın etkisinde yaşayan, büyüyenler farklı ideolojilerin, kampların, ayrışmalarının kurbanıdırlar. Birbirlerini ötelemekten, uzaklaştırmaktan başka bir yol bilmezler. Müslümanlar İslâm bilincindeki sevgi diliyle insanî ilişkilerini sürdürürler.

 

Nefret ve öfke ile emzirilmiş beslenmişlerle asla bir araya gelinemez, tartışılamaz, onlarla konuşulamaz. Dilleri zehir akıtır. Gözleri ateş yalımları saçar. İnsanlar farklı kültür ve düşüncelere sahip olsalar da onların kimi doğruları vardır. Doğru ve iyi olanlar benimsenir, dönüştürülür. Eğer nefret dilini genele yansıtır isek o zaman yabancıların teknolojik hiçbir nesnesini kullanmamız gerekir.

 

İnsanlık kültürünün iyi yönleri elbette alınır ve beslenilir.

 

Müslümanlar inançları gereği dünyanın merkezidirler. Allah’ın insanlığa bağışladığını sahiplenmişler ve yaşıyorlar. İslâm’ı yaşarken onun özüne uygun bir hâl içinde olmalıdırlar. Peygamberlerin yol ve üslubunu takip etmelidirler. Onların önerdiği yaşadığı yolun dışında bir yol ile değil.

 

Peygamberlerin dili iyilik ve sevgi dilidir.

 

Zulme uğrasalar da bu dilden asla ödün vermemişlerdir. İşkenceler görmüş, yerlerinden yurtlarından edilmişlerdir ama asla zerre sapmamışlardır. Sevgi, onların gerçek dilidir.

 

Sevgi dil hâl dilidir aşk ve merhamet dilidir. Gönül arayıcısı ve bulucusudur.

 

Yılan en sevimsiz varlıklardandır. Ata sözlerimizden biri “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” demişlerdir. Bu, bir hayvan için söylenmişse de asıl amaç insan ve insan içindir.

 

Sevgi ve aşk dili insanları birbirine yakınlaştırır. Geçmiş zamanlarda farklı dillere mensup kesimlerin çocukları sevgi ile birbirilerine kaçmışlardır, evlilikler olmuştur. Onca nefret ve öfkeye rağmen. Sevgi insanların birbirine sığınaklarıdır, güç merkezleridir. Birliktelik ve dayanışma gücüdür. Şeytanların bu oluşta yeri yoktur, kendilerine yer bulamazlar.

Google+ WhatsApp