Sessizlikte olup bitenler

Sessizlikte olup bitenler


Gerilimin tırmanmasından sonra şu aralar Akdeniz’de sanki bir “sessizlik” yaşanıyor. Ege’de Türkiye ve Yunanistan arasında karşılık Navtex ilânları ile yükselen tansiyon düşürüldü. Libya’da, bugün mü, yarın mı olacak kabilinden beklenen Sirte ve Cufra operasyonları belirsiz bir târihe ertelenmiş gibi görünüyor. Sûriye’de toptekûn çatışmaların yerini mevziî çatışmalar almış durumda. Bir ara kamuoyunun alâkası âniden Ermenistan- Azerbeycan çatışmalarına odaklandı. Şu aralar orası da yatışmış, çatışmalar durmuş vaziyette.

Unutmayalım ki, herşey gibi sessizlik de mutlak değildir. Onun içinde de bâzı sesler işitilir. Bu seslerin izini, meselelerin odaklandığı ve kilitlendiği yerlerde değil; daha çok bu odakları kuşatan yerlerde sürmek daha doğrudur. Elbette kilitleri açacak olan da bu “kenardaki “ gelişmeler ve birikimlerdir.

İlkinden başlayalım. Sessizliği yırtan hâdise, Lübnan’daki “korkunç” patlamaydı. Kazâ mı, terör mü henüz bilinmiyor. Ama bu patlama, sanki önümüzdeki günlerde Lübnan’ın da Ortadoğu kazanına atılacağı gerçeğini hatırlattı. Bunun İsrâil’in çıkarlarıyla irtibatlı olduğuna hiç şüphe yok. İsrâil’in düşüncesi Süleymâniye, Erbil, Deyrizor, Rakka ve Güney Lübnan’ı içine alan bir hatta kendisi için bir emniyet kalkanı oluşturmak. Bu, kâğıt üzerinde üç devletin mevcût sınırları içinde yürütülen bir operasyon demektir. Bu hâliyle de birden çok değişkeni düşündürmektedir. İsrâil için öncelik, Lübnan’daki İran ve Hizbullah tesirini yok etmektir. Bunun için bir kaosun hayâta geçirilmesi beklenmelidir. Velhâsıl, zâten ağır ekonomik krizlerle boğuşan ve kötü idâre edilen o güzel belde Lübnan’ı güzel günler beklemiyor. Golan Tepeleri’ni ilhak etmiş İsrâil’in plânlarında, Güney Lübnan’da, kendisi için bir tampon vâzifesi görecek Dürzî bir idârenin kurulması yer alıyor. Bu plânda İsrâil’in en büyük destekçilerinin Arap dünyâsından BAE, Suudî Arabistan, Mısır ve bir dereceye kadar Ürdün; dışarıdan ise Almanya ve Fransa olacağını kestirmek zor olmasa gerekir. Sürecin ikinci ayağında ise Kuzey Irak ve Sûriye Kürtlerini PKK ile uzlaştıran, Musul, Kerkük, Haseke, Deyrizor ve Rakka bölgelerindeki petrolü onların kontrolüne veren plân yatmakta. Bu işin mimârı da Cumhûriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Pompeo’dan başkası değil. PYD ile yapılan ve her türlü uluslararası hukuk ilkesini ayaklar altına alan anlaşma da bunun göstergesi. Akıl Odası’ndaki partnerim Doç.Dr. Fahri Erenel Paşa’nın vurguladığı üzere, bu sûretle Güney Lübnan’daki parçalı yeni yapı üzerinden petrolün lojistiği de mümkün hâle gelebilecek. Burada hedefe konulan iki güç var: İran ve Türkiye..Rusya’dan henüz bir ses çıkmış değil. Kimilerine göre Sezar baskısı yiyen ve ekonomik güçlüklerle sıkışmış olan Rusya, ABD ve İsrâil ile anlaşmış ve durumu kabûl etmiş.. Bundan henüz çok emin değilim.. Tâkip etmek gerekiyor.

Libya’da ise benzer tarzda gelişmeler yaşanıyor. Aynı blok Libya’da da Türkiye’nin karşısında hazır ve nâzır vaziyette. Ama bu tabloyu biraz içeriden değerlendirmekte fayda var. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere Libyâ petrolüne çökmek ve bunun üzerinden Afrika’yı kontrol etmek isteyen kim varsa orada. Almanya ve Fransa, yasadışı göç sebebiyle daha evvel başlayıp salgın sırasında zirve yapan İtalya’nın AB’den soğuyan bakışını düzeltmek ve onu saflarına katmak istiyor. Almanya nihâyet gövde göstererek Doğu Akdeniz’e savaş gemisi gönderdi. Fransa ve BAE’nin diplomasi ve istihbârat güçleri, Tunus, Cezâyir ve Fas’da cirit atıyor. Rusya ise; anlaşılıyor ki Fransa ile yürüttüğü yakın çıkar münâsebetleri doğrultusunda, Libya’da sert çekirdek AB ile birlikte hareket ediyor. ABD ise AFRICON’dan gelen ve Libya’daki Rus varlığını esas alan eylemsiz şikâyetleriyle vaziyeti şimdilik idâre ediyor.

Türkiye bütün gövdesi ile Libya’da da hedefte. Ama bu sessizlik Türkiye’nin yalnız kaldığına delâlet etmiyor. Türkiye; Tunus, Cezâyir, Nijer ve Etiyopya ile münâsebetlerini derinleştirmeyi gâye edinen adımlar atıyor. Malta’nın Türkiye’ye verdiği destek hiç azımsanmamalıdır. Bu aslında, Birleşik Krallığın, Türkiye’den yana devrede olduğuna işâret ediyor. Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa ile derin bir rekâbet içinde. BREXIT sonrası bu her zaman olduğundan daha keskin bir şekilde ortaya çıkıyor. Türkiye ile Almanya-Fransa ikilisi arasında bocalayan İtalya ne olur bilinmez; ama şu aralar Türkiye-İspanya münâsebetlerinde dikkât çekici yakınlaşmalar görülüyor. Dahası, Pakistan ve Azerbeycan kaynaklarından, Akdeniz siyâsetlerinde Türkiye’nin yanında olduklarını açıklayan ifâdeler geldi. En son gelişme ise Katar’dan sonra Umman’ın da BAE‘ye mesâfe koyması ve Türkiye ile yakın münâsebetler geliştirmeye doğru adımlar atması.

Batı ve Doğu’suyla Akdeniz’de sular ısınırken gördüklerim bunlar.. Tâkip edeceğiz..

Google+ WhatsApp