Şehit sağlıkçılar

Şehit sağlıkçılar


Cumhurbaşkanımız ve Sağlık Bakanımız sıkça bir savaş içinde olduğumuzu dile getiriyorlar, düşman koronavirüs, hedefi insanımız, savaş alanı bütün vatan sathı ve bütün dünya.

Bu virüsün sebep olduğu hastalık sür’atle yayılıyor ve azımsanamayacak sayıda insanı da öldürüyor. En önemli tedbir virüsün bulaştığı kimselerle ve ortamla temas etmemek. Zaruret halinde olanlar dışında aklı başında olanlar yasak olmasa bile dışarı çıkmıyorlar, çıkmak mecburiyetinde olduklarında ise tedbir alıyorlar.

Dışarı çıkma ve görev başında olma zorunda olanların başında sağlık çalışanları var. Ne kadar tedbir alsalar bile en fazla risk altında olanlar sağlık çalışanlarıdır.

Hadislere ve yorumlarına baktığımızda şehitlerin iki kısım olduğunu görüyoruz.

Birinci kısmı meşru savaş meydanında ölenler. Bunlara “hakiki şehitler” deniyor; yıkanmadan, üzerlerindeki elbiselerle namazları kılınarak defnediliyorlar (Geniş bilgi için Dr. Bayram Demir’in makalesine bakılabilir).

Allah Teâlâ’nın bunlara o kadar lütufları var ki, “Dirilip dirilip yeniden şehit olmayı” temenni ediyorlar:

“Cennete giden hiç kimse, yeniden dünyaya dönmeyi ve dünyalık adına herhangi bir şeyin kendisi için olmasını istemez. Şehit olan kimse bunun dışındadır. O, gördüğü o büyük mükâfattan ötürü, on defa daha (Allah yolunda) ölmek için dünyaya dönmeyi temenni eder / arzu eder” (Buhari, Cihad, 21; Müslim, İmaret, 109-1877).

İkinci kısım şehit hükmünde olanlar; bunlara da ahiretteki lütuf ve nimetler hakiki şehitler gibi oluyor, ancak yıkanıyorlar, kefenleniyorlar ve namazları kılınarak defnediliyorlar.

Yıkamak ve kefenlemek bunu yapacak olanlar için hastalığın bulaşması gibi bir tehlike taşıyorsa veya vücutları müsait değilse bu takdirde mümkün ve tehlikesiz olan ne ise o yapılıyor, diğerleri terk ediliyor; çünkü yaşayanların hayatını korumak, ölenleri normal hallerde olduğu gibi yıkamak ve kefenlemekten daha önemlidir.

Yazının başlığını niçin “Şehit Sağlıkçılar” diye yazdım?

Çünkü koronavirüs salgınında tehlikeyi göze alarak hastaların imdadına koşan sağlık elemanları eğer hastalığı kapar da vefat ederlerse iki cihetten “ikinci kısımdaki şehitlerden” oluyorlar. Çünkü canı korumak için mücadele ederken ölüyorlar; hadisler “canı korumak için saldıranla savaşırken ölenlerin şehit olduğunu” bildiriyor. Bir de salgın hastalığa yakalanarak ölüyorlar ve hadisler böyle ölenlerin de şehit olduklarını ifade ediyor.

Buhârî ve Müslim’in kitaplarına aldıkları bir hadîsin meali şöyledir:

Efendimiz buyurdular ki: Şehitler beş çeşittir: Tâûndan ölenler, karın ağrısından ölenler, suda boğularak ölenler, yıkıntının altında kalarak ölenler ve Allah yolunda savaşırken ölenler.

Tâ’ûn veba ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklardır. “Mebtûn” diye ifade edilen hastalık ise karın ağrısı ishal v.b. belirtiler veren ölümcül salgın hastalıklardır.

Mâlik, Ebu Davud, Nesâî ve İbn Mâce gibi muhaddislerin rivayet ettikleri bir başka hadisin de meali şöyledir:

“Allah yolunda ölenlerden başka şehit olanlar yedi çeşittir: Tâûndan ölen şehiddir, suda boğulan şehittir, zatülcenbden (akciğer zarı iltihabı-pleurisy) hastalığından ölen şehittir, karın ağrısından ölen şehittir, yangında ölen şehittir, yıkıntı altında kalarak ölen şehittir, hamilelikte ölen kadın şehittir.”

Bu hastalıkların ve ölüm sebeplerinin ortak özelliği çaresizliktir; ya tedbire rağmen kaçınmak mümkün olmuyor, ya müdahale edilemiyor veya edilse bile kurtarılamıyor. İşte böyle ölenler imanlarını koruyarak ve imtihana sabrederek ölünce bir çeşit cihad yapmış oluyorlar ve bu yüzden kendilerine ahirette şehit muamelesi yapılıyor.

Sağlık çalışanlarının diğerlerinden önemli farkı şudur:

Hastalığı kapmayayım diye evlerinde oturamıyorlar, tehlikeyi göze alarak görev başına koşuyorlar, canları kurtarmak için ellerinden geleni yapıyorlar, bu arada tedbire rağmen virüsü kapar da ölürlerse inşallah şehit oluyorlar; ötekiler kurtulmak için çaba gösterirken ölüyorlar, sağlıkçılar kurtarmak için gece gündü çalışırken ölüyorlar.

Allah Teâlâ onlara ebedî hayatlarında hayal edemeyecekleri ihsanlarda bulunuyor. Bize düşen takdir ve dua etmek, devlete düşen de ailelerini ödüllendirmektir.

Not:

Aslında bugün, mirastan daha fazla pay alan erkeklerin mali yükümlerini yazmaya devam edecektim, fakat araya merhum Profesör Dr. Cemil Taşçıoğlu’nun şehadeti girince bu yazıyı yazayım, sonra diğerine kaldığımız yerden devam ederiz dedim.

Google+ WhatsApp