Sayısal hayat

Sayısal hayat


Yetişme dönemindeki nesillerin önlerine, henüz muhakeme yetilerinin tam olarak yetkinleşmediği çok erken yaşlarında çok temel bir tercih zorunluluğu, çok ağır bir ikilem koyuyoruz: Sayısal bir gelecek mi, sözel bir gelecek mi? Aslında pek de ikilem denemez buna; terazinin sayısal kefesi; kamusal kanaatin kesin biçimde o yönde oluşuyla açık ara ağır çeker halde bulunuyor. Sayısal bir gelecek için kendini şanslı görenler bu konuyu düşünmüyor bile, hemen sayısala yöneliyor onlar. O tarafta kendine bir gelecek ihtimali göremeyenler içinse geriye kalan tek seçenek zaten sözel bir gelecek. En büyük zorluğuysa arada kalanlar yaşıyor; bu kritik seçim onlar için dramatik sonuçları da olabilecek tehlikeli bir kumar!

 

Kendilerinden bir insan inşa etme sürecindeki gencecik zihinleri böyle kritik, böyle anlamsız bir yol ayrımına zorlamakla sadece onların hayatlarını gerçeklikten kopartmış olmuyoruz, aynı zamanda toplumsal geleceğimizi ciddi biçimde tehlikeye atıyoruz. Koskoca bir eğitim sistemine temel kıldığımız bu kategorik dayatma, hayatın gerçekliği bakımından hiçbir anlam ifade etmiyor çünkü. Hayat sadece sayısal kabiliyetlerle ilerlemiyor çünkü, belki ondan daha çok sözel niteliklere sahip olmayı gerektiriyor. Sözel aklın hassasiyetlerini göz ardı ederek oluşturulmuş kalkınma modellemelerinin, kârlılık hesaplarının, güç denklemlerinin bugün dünyayı getirdiği yer ortada.

 

Yarınlarına yürüyen gençleri değerlendirirken kullandığımız kriterler, onların insani kapasitelerini ortaya çıkarmaya yaramıyor, aksine ezberi, köşeli düşünmeyi, zihinsel otomasyonu ödüllendiriyor. Bunu uzun zamandır yapıyoruz ve artık yeni nesillerde bunun yol açtığı zihinsel tahribat rahatlıkla gözlenebiliyor.

 

Bizim sınavlarımızın temel mantığı, seyreltilmiş bir IQ testinin mantığından çok farklı değil... Belleği idrakin önüne koyan, ezberi analitik düşünceden daha önemli gören acayip bir zihniyetle hareket ediyoruz yıllardır. Üstelik bu bariz yanlışı tartışmaya bile açmıyor, üsteni tereddüt gölgesi bile düşürmüyoruz.

 

“IQ testleri gerçekte neyi ölçmektedir? Bu testler sayısal, sözel, eğitsel ve davranışsal sorulardan oluşur: ‘Ronald Reagan kimdir?’, ‘Peyderpey ne damaktır?’, ‘Bir erkek çocuk bir kazı vurursa kız ne yapmalıdır?’ (Çocuğa vurmak doğru cevap değildir!) vb. Böyle bir testte başarılı olan birinin zeki olduğunu nereden bilebiliriz? Aslında bu testler, öncelikle, bir sınıfta hocanın zaten zeki olarak belirlediği çocukları seçmek üzere standartlaştırılmıştır. IQ testleri, eğitim kurumlarının toplumsal önyargılarına nesnellik ve ‘bilimsellik’ görüntüsü veren araçlardır” diyor ‘İdeoloji Olarak Biyoloji’ kitabında R. C. Lewontin.

 

Garip olan, elbirliğiyle hayata geçirilen bu fecaatin bugün artık gizlenemez hale gelen olumsuz sonuçlarından hiç kimsenin üstüne bir suç payı almıyor oluşu... Bu yapılmadığı gibi, bu yıkıcı sürecin ancak mağduru sayılabilecek gençlerin moral değerlerinin günden güne zayıflıyor olması sebebiyle hedefe konarak eleştirilmesi... Hangi moral değerlerden bahsediyoruz tam olarak? Ve bu moral değerlerin sayısal karşılığı nedir? Çocuklukları, gençlikleri sınav maratonlarıyla karartılmış, hayatlarının en güzel yılları çalınmış, şıklı, formüllü, denklemli düşünmeye zorlanmış, bırakın analitik düşünmeyi, bırakın duygusal gelişimi, cümle kurmanın önemini dahi kavrayacak vakit bırakılmamış bu sıkıştırılmış zihinler hangi moral değeri, hangi saikle, hangi zihinsel ve düşünsel yönelimle sahiplensinler?

 

Hayatlarından hoyratça, insafsızca, acımasızca söküp aldığımız şeye, şeylere sahip olamadıkları için bu gencecik dimağları suçlamak, herhalde en çok asılsız bir dünyanın hakkaniyetsiz yetişkinlerine yakışırdı.

Google+ WhatsApp