Savaş Kapıda mı!

Savaş Kapıda mı!


Önce olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.. Korkunun ecele faydası yoktur. Dikkat edin. Bunu da yazın bir kenara. Ve dikkat: Savaşta ilk vurulan, hakikattir. Her duyduğunuza hemen inanmayın.

 

Abdulhak Molla şöyle demiş: “Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felah. / Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-u felah”.

 

Şüphesiz ki, aile içinde, ferdler arası ve toplumlar arasında “barış daha iyidir”. 

 

Fakat savaşın şartları oluşmuşsa, savaş farz olur! (Bakara 216)’da şöyle buyurulur: “Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Enfal 61’de ayrıca şöyle buyurulur: “Her şeye rağmen o düşmanlar barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a güvenip dayan. Hiç şüphesiz Allah hakkıyla işiten, kemâliyle bilendir.”

 

Unutmayalım ki, biz “seyfullah” olmalıyız. O kılıç, “adaletin kılıcı” olmalıdır. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı. “Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi” olmalıyız. 

 

Zira Allah, (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister. Ve buyurur ki; (Tevbe 14) “Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mü’min toplumun kalplerini ferahlatsın.”

 

Bu savaş bize bulaşır mı? Evinizin önündeki, arkasındaki, sağındaki, solundaki evler yanıyorsa, bu yangın size bulaşır mı bulaşmaz mı? 

 

Varsayalım bulaşmadı, peki her savaşta mutlaka bir haklı ve bir haksız taraf vardır. Siz bu savaşlarda “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diye “biz işimize bakalım, bize ne ötekilerden, kendi gemisini kurtaran kaptan” diye köşenize çekilip bekleyecek misiniz?. 

 

Bir savaşta haksız olan taraf galib gelirse size saldırmaz mı sanıyorsunuz? Kınından çıkmış kılıç, kınına hemen girmez. Ya da güçlü olan böyle bir savaşta, sizi kendi yanında görmek istemez mi sanıyorsunuz! Haklısı da, haksızı da sizi yanında görmek ister. 

 

Siz ne yapacaksınız? Haklı taraf, galip geldiğinde, ya zafer sarhoşluğu ile çevresine saldırmaya kalkarsa, haklı olma hakkını, başkalarına “haksızlık yapma hakkı” (!?) gibi görmeye başlarsa. Öfke ve intikam duygusu buluştuğunda akıl, vicdan ve merhamet aradan çekilir. Peki, tarafsız kaldınız, savaş bitti. Göçmenlere kapınızı kapatacak mısınız? 

 

Onlara yardım elinizi uzatmayacak mısınız! Onlar da insan. Yaşlı, kadın, çocuk, hastalara yardım etmeyecekseniz, Allah’ın belanızı vermeyeceğini mi sanıyorsunuz? Zalimlere yardım etmeyeceksiniz, mazlumlara da kapınızı kapatmayacaksınız. Müslümanlığınız böyle günlerde belli olur. Savaşın dul bıraktığı kadınlara, yetim bıraktığı çocuklara, yurtlarından çıkartılanlara sahip çıkmazsanız, Allah bu dünyada da, ahirette de belanızı verir. Hem zaten “haksızlıklar karşısında susarsanız dilsiz şeytan olursunuz”. Şeytan da azapta gerek.

 

Bizler doğduğumuz ana-babayı, toprağı, zamanı, derimizin rengi ve cinsiyetimizi kendimiz seçmedik. Hela Anadolu Hz. Adem’den buna meskun bir coğrafya, burası Hz. Adem’in, Hz. Nuh’un ülkesi. Hz. İbrahim’in ülkesi. 

 

Ve biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Bu dünyanın bir de öbür dünyası var.

 

Bugüne kadar “aktif denge”, “mavi boncuk” politikası ile buraya kadar geldik. “Ulusal çıkar” hesabı ile ümmetten ulusa evrildik (!?), “tek devlet, tek millet, tek vatan”. Neyse ondan vazgeçtik. Bu topraklar, 100 yıl öncesine kadar 3 kıtaya yayılan büyük bir devletti. Anadolu’daki yurttaşlarımız, o devletin bakiyesidir. Hilafet merkezidir burası, Ortodoksluğun merkezidir. Hristiyanlığın doğduğu yerdir, vahiy coğrafyasıdır. Burası Roma’dır.

 

Ruslar, çarşamba günü Ukrayna’ya girecekmiş. Hani, Alparslan’a ileri gözlem noktasında haberciler gelmiş: “Bizans ordusu yaklaşıyor.” Alparslan da gülerek cevap vermiş, “İyi ya, işte biz de onlara yaklaşıyoruz.”

 

ABD, NATO; Rusya’yı batı ve güneyde Türki coğrafyada tutmak istiyordu. Çin’i; Hindistan, K. Kore ve Tayvan üzerinden, doğuda Türkiye üzerinden sıkıştırırken, Japon denizinden ve Hind Okyanusu’ndaki Diego Garciya’dan saldırı planları yapıyordu. Ama iş tersine döndü, Rusya; ABD ve NATO’yu batıda tutuyor. 

 

ABD, kendi oyununa geldi. Bir nükleer savaş çılgınlık olur, böyle bir savaşın galibi olmaz. Bu konuda dehşet dengesi var. NATO, Çin ve Rusya karşısında nükleer güç açısından daha zayıf. Öyle 12.000 Km uzaktan, 10-15.000 askerle herhalde Rusya’yı işgal etmeyi hayal etmiyordur. Rusya, Vietnam değil. 

 

Ha! Rusya’yı, Ukrayna’ya girmeye tahrik etmiyor mu, ediyor. Yani “Tavşana kaç, tazıya tut” oyunu. Rusları provoke edip, Ukrayna’ya kucak açıyor. Ruslar, Ukrayna’ya girecek olursa Ukrayna bölünür, ABD Ukrayna’ya girer ve Karadeniz’e çıkar. Zaten asıl maksat da bu. Ermenistan, Gürcistan’ı da NATO’ya alırlarsa, Karadeniz bir NATO gölüne döner. Türkiye-Ermenistan ilişkisini ne sanmıştınız! Bu oyunda kimse Ukrayna’yı, Ermenistan’ı düşünmüyor aslında. Türkiye de bu kirli oyunda NATO’nun yanında yer alırken, aslında Rusya ile aramıza mesafe koymuş oluyoruz. 

 

Peki bunun bize faturası ne olacak dersiniz? Farkındasınız değil mi, ABD, Ukrayna krizi ile artık Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Girit’te, Adriyatik’ten Baltıklara kadar, Yunanistan üzerinden bütün Balkanlara fiilen yerleşmiş oluyor. Biz, Ukrayna’da neler oluyor derken Yunanistan işgal edildi. Ukrayna’nın geleceği tartışılırken ABD, NATO şemsiyesi ile Karadeniz’i işgale hazırlanıyor.

 

Bu süreçte ABD ve AB, aslında Türkiye’yi devre dışı bırakmış gibi gözüküyor. Eğer ABD kazanırsa Dolar fırlar. Rusya kazanırsa Dolar dibe vurur. Her iki durumda da biz zora gireriz. Sıcak savaş olursa, yeni bir göç dalgası bizi bekliyor ve o zaman da altın fırlar.

 

Garp cephesinde durum bu. Garp cephesine gelince, Çin denizi, K. Kore, Tayvan, Hindistan, Fergana Vadisi’ne bakmak gerek. Çin’in ve Rusya’nın içine bakmak gerek, Türk dünyasına bakmak gerek. Kim kazanırsa kazansın Türkiye ve Türk dünyasının işi zor. 

 

Ruslar kazanırsa, Türk dünyasında Rus varlığı güç kazanır. Amerika kazanırsa, Türk dünyasında ve Rusya’da uzun süren iç hesaplaşmalar yaşanır ve zaten Çin’de de durum zora girer. ABD’nin bu hesaplaşmasının dünyaya faturası, uzun sürecek bir hesaplaşma demektir. Ve bunun sonunda yeni bir dünya savaşı mümkün mü derseniz, uzak bir ihtimal değil. 

 

ABD’nin, Çin ve Rusya içindeki 6. kol faaliyetleri ve suikast senaryolarının sonucunu da görmek gerek, yarın için bir şey söylemeden önce. Akacak kan damarda durmaz. Eceli gelen ölür. Kimse rızkından az ya da çok yiyecek değildir. Kaderimiz ne ise yaşayıp göreceğiz. 

 

Unutmayalım: Allah cahil ve zalim bir topluluğa yardım etmez. Allah’ın rahmetine kavuşmak isteyenler kendilerini, düzeltsinler, merhametleri öfkelerinden, sevgileri nefretlerinden büyük olsun ve sabretsinler, iyi şeyler yapsınlar. 

 

Evet, kim kazanırsa kazansın, kim kaybederse kaybetsin, bundan sonra işler bugünden daha iyi olmayacak. Uzun sürecek bir krize hazırlıklı olalım. Selam ve dua ile.

Google+ WhatsApp