Sancağı önde taşıyanlardandı

Sancağı önde taşıyanlardandı


Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle İskilipli Atıf hocanın haklı duruşu ve manevi mirası gündemdeydi ve hak ekseninde birleşip tarihe yolculuk yaptık. Bilindiği üzere Atıf hoca kaleme aldığı Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı eseri ile dönemin yükselmekte olan cereyanının karşısında yer almış ve kültürel yozlaşmaya zorlanan Müslümanları o meşhur risalesi ile uyarmıştı.

 

İskilipli Atıf hoca Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkanların karşısında yer aldı ve bu uğurda büyük zorluklar yaşadı, haklı duruşunun bedelini canı ile ödedi. Burada bizi asıl ilgilendiren mesele bu olmalı, yani şartlar ne olursa olsun gerektiğinde bedel ödemeyi göze alabilmeliyiz.

 

Atıf hoca manevi değerlerin yeşerdiği bir aile ikliminde doğup büyümüştü. Altı aylıkken öksüz kalınca babanın görevini dede üstlenmiş ve eğitimine dedenin desteği ile devam etmişti. İlk medrese eğitimini köyünde aldı daha sonra İstanbul’da devam etti ve burada müderrislik unvanı alıp medreselerde ders vermeye başladı. Yakın arkadaşı Mustafa Sabri Efendi’nin başkanlığında kurulan Müderris Cemiyeti’nin ikinci başkanlığına atandı ve kültürel bir kuşatma altında olan toplumu bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verdi.

 

Toplum kültürel değerleri ve bu değerlerin hayat bulduğu coğrafya ile bir bütündür, o değerler yıkıldığında o toplumun varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir. İskilipli Atıf hocanın endişesi buydu ve ödeyeceği beledi bildiği halde bizi öz kültürümüze karşı yabancılaştıracak her eylemin karşısında yer aldı ve bunu beyan etmekten kaçınmadı.

 

Müslümanlar ağır imtihanlara maruz kalıyor, İslam kimliğini yansıtan bütün semboller suç kapsamında değerlendiriliyordu. Ülkemizde kullanılan alfabe, adalet sisteminin yaslandığı kanunlar, halkın yaşam tarzı, zamanı kullanma biçimi tamamıyla dönüşüme zorlanıyor ve Müslüman halk tehditle sindirilmeye çalışılıyordu. Müslümanlar sadece düşünce ve eylem yönünden değil şeklen de değişime zorlanıyor, karşı çıkanlar cezalandırılıyordu. Hayatlarını ilme adamış âlim ve mütefekkirlerin İslam kültürünün bir parçası haline gelen kıyafetleri suç unsuru olarak görülüyor ve bu insanlar değişime zorlanıyordu.   

 

Kişinin giyim kuşamı ve yaşam tarzı inandığı değerlerin bir yansımasıdır. Nitekim Hz. Peygamber, “Kim bir kavme benzerse onlardan olur” ifadesi ile taklitçiliğe vurgu yapmış ve imanın bir duruş olduğunu belirtmişti. İskilipli Atıf hoca bu şiarla hareket edip Müslümanları taklitçiliğe karşı uyarmış ve kaleme aldığı risalesi ile kitlelere ulaşmaya çalışmıştı. Fakat Batı’nın uşakları onun haklı çıkışının kitleleri etkileyeceğini biliyorlardı o yüzden onu ya susturmalıydılar ya da katletmeliydiler. Birincisini denediler olmadı, 1924 tarihinde Maarif Vekâleti’nin izniyle bastırdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı risalesinin Şapka Kanunu’na muhalefet olduğunu ileri sürerek şehit ettiler.

 

Atıf hoca meşhur risalesinde Müslümanları amel-iman bütünlüğüne teşvik ediyor ve onların gayrimüslimlerin kılık kıyafetlerini, kültürel yapılarını taklit etmelerinin caiz olmadığını dolayısıyla bir duruş sergilemeleri gerektiğini vurguluyordu. Nitekim sesi bizlere kadar ulaştı…

 

Tarihin en karanlık günleriydi. Müslümanların değerleri ayaklar altına alınmış, halka yön gösteren âlimler idam edilmiş ve Müslüman evlatları baskı ile Batılılaşmaya zorlanmıştı. Böyle bir ortamda hakkı söylemek ve her şeyi göze alıp tercihini haktan yana yapabilmek sanıldığı kadar kolay değildi. İşte Atıf hoca bu şartlarda başını kaldırmış ve “hayır” demişti. Allah onun sesini çağlar ötesine kadar ulaştırdı ve diğerlerine umut kaynağı kıldı.

Google+ WhatsApp