Salıncaklı târih

Salıncaklı târih


“İnsanlığın târihi” kavramlaştırmasını bir tarafıyla “insansızlaştırılmış” târih olarak gördüğümü söylemeliyim. Aslında insanlı bir târih hikâyesi, insanlık târihini somutlaştırır ve içerdiklerini açığa düşürür. Hikâyenin somutlaştığı nokta “iktidâr ilişkilerini” kapsamasıdır. Bir bakıma târihin girintilerini, çıkıntılarını, topoğrafyasını verir. İnsanlı bir târih, tekmil ve diyalektik olarak “yukarıdakilerin” ve “aşağıdakilerin”, “zenginliklerin” ve “fukaralıkların” arasındaki “her türlü” ilişkiyi içerir.

Böyle bakıldığında coğrafyalar da mâna kazanır. Her bir evrede maddî olanlardan başlayarak zenginliklerin odaklandığı coğrafyalar, üzerinde yaşayan topluluklarla berâber, derece derece üzerinde fukaralığın hüküm sürdüğü insanlı coğrafyalardan ayrışır. Târihin sıklet merkezlerini oluşturan, başlangıçta servet, daha sonra da sermâye olarak tezâhür eden artık değer birikimleridir. Dünyâ işbölümü de, her şekilde eşitsizlik üzerinde kurulan bu birikim ve dolaşım süreçlerinden meydâna gelir.

Toprağa dayalı ve servet temelindeki birikim süreçlerinin binlerce sene devâm ettiğini biliyoruz. İşin dikkât çeken tarafı bu süreçlerin kıt’asal ölçekte bir kaç parçaya ayrılmış olmasıdır. Meselâ bugün bildiğimiz, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi devâsa adaları içine alan Okyanusya kıt’asının kendi içinde kapalı işlediğini görüyoruz. Aynı durum Amerikalar için de geçerlidir. Ama Asya ve Avrupa, Asya ve Afrika arasında, çeşitli ticârî yollar üzerinden bâzı eklemlenmelerin çok eski devirlerden beri hüküm sürdüğü biliniyor. Çin ve Hindistan’ın, hinderlandlarıyla berâber iki alt kıt’a olarak, antik dünyânın en büyük zenginlik kaynağını oluşturduğu da, ortalama târih bilgileriyle farkına varılabilecek hususlardandır. Çin’de Lo lang’dan başlayıp, Turfan, Kaşgar, Semerkand, Buhâra ve Merv’e ulaşan İpek Yolu ikiye ayrılırdı. Buhâra üzerinden Hazar’ı geçen, Karadeniz’de Azak’a ve nihâyet İstanbul’a ulaşıyordu. Diğer kol ise Merv’den Güney Hazar’ı tâkip etmek sûretiyle ya Anadolu’yu kat ederek yine İstanbul’da nihâyetlenir yahut bugün Sûriye üzerinde bulunan antik Palmira-Antakya -Trabzon üçlemesi üzerinden Levant coğrafyasına vâsıl olurdu. Palmira-Sur bağlantısı üzerinden deniz yoluyla İtalya’yı menzil tutmuş bir deniz yolu vardı.

Baharat Yolu Batıya açılan yüzüyle Kalküta’dan başlar, Hind Denizi’ni aşar burada iki kola ayrılırdı. İlk kol Kızıldeniz’e girer, Aden, Mekke, Kahire, İskenderiye limanlarından hareketle İtalya’ya, Cenova’ya ulaşırdı. Diğer kol ise Somali üzerinden Afrika ile buluşurdu. Baharat Yolu bununla sınırlı değildi. Onun Hind-i Çin olarak bilinen, bugünkü, Java, Endonezya, Tayland, Malezya v.d coğrafyaları içine alan alt kıt’ada hüküm süren bir doğu yüzü vardı. Hind-i Çin alt kıt’ası aynı zamanda İpek Yolu’nun doğu ayağı ile Baharat Yolu’nun doğu ayağını buluşturuyordu. Yâni nasıl Akdeniz batıda bu iki yolu birleştiriyorsa, Hind- Çin de doğuda aynı işi yapıyordu.

Elbette daha kısmî sayılabilecek başka ticâret yolları da mevcuttu. Büyük ölçüde Roma merkezli ve orta ve doğu Avrupa’yı içine alan Tuz Yolu, Çin-Tibet-Hindistan arasını kapsayan At Yolu, Tütsü Yolu olarak bilinen ve Yemen’den başlayıp Filistin topraklarına ulaşan ticâret yollarını unutmamak gerekir. Karadeniz ve Akdeniz’i Baltık ile eklemlendiren Amber Yolu, Sahra altı Afrika’yı Kuzey Afrika ile bağlayan Transsahra ticâret yolu diğer dikkât çeken kapsamlı dolaşımları düşündürür.

Binlerce senelik çevrimlere sâhip olan ve Avrupa, Asya ve Afrika’yı buluşturan bu kadim târih 15. Asırdan başlayarak sönümlendi. Avrupa târihi, Amerikalar’a eklemlendi ve adına kapitalizm denilen yeni bir üretim ve mübadele tarzı üzerinden gelişerek Atlantik sıklet merkezini oluşturdu. Asya ve Afrika’yı sömürgeleştirdi.

Elyevm idrâk ettiğimiz târih, bir bakıma bastırılanın geri dönüşü olarak da değerlendirilebilir. Çin ve Hindistan’ın merkezde olduğu yeni bir sıklet merkezi oluşuyor. İpek ve Baharat Yolları yeniden parlıyor. Çin’in açılımını Yeni İpek Yolu olarak adlandırması nostalji duygularıyla olmuyor. Somut bir açılımı var. Atlantik Yüzyılı çöküyor. Avrupa târihi dönüşecek. Yüzlerini yeniden Doğu’ya dönecekler. Biden’ın Transatlantik ittifâkını canlandırma teşebbüsü, içi boş çok “gerici” bir proje olarak tamamlanamayacak. Işık yeniden doğu’dan yükselecek. Bu çok açık. Onun için Afrika, Sudan’ı, Somalisi, Çad ve Mali’si ve Etyopya’sı ile karman çorman. Trans Sahra Ticâret Yolunun doğum sancıları bunlar. Yemen’de yaşananlar Tütsü yolunun yeniden doğum sancısı. Hind-i Çin’de yaşanan gerilimler, mücâdeleler, Pakistan-Hindistan, Hindistan-Çin gerilimleri, Afganistan, Türkistan, Hazar’da, Irak ve Sûriye’de yaşananlar, İran, Türkiye, Rusya arasında gelişen ilişkiler, tekmil aynı sürecin parçaları. Çin Dışişleri Bakanının Alaska sonrası, Türkiye, İran ve Körfez’e yaptığı ziyâretler, Süveys Kanalının tıkanması; aklımıza ne geliyorsa…. Hâsılı târih Atlantik’e bir gitti, şimdi de geri dönüyor.. Salıncak misâli…

Google+ WhatsApp