Sahaf ve Kitap II

Sahaf ve Kitap II


Bir önceki yazımızda “sahhaf” diye yazmıştık. Doğrusu budur. Ancak günümüzde “sahaf” olarak kullanılmaktadır. Eski deyimle galat bir kullanım.

 

Samsun’dan Kemal Yönder Bey aradı. Gazeteden okurumuz. “Günümüzde ancak ve sadece Milli Gazeteyi okuyorum. Bütün yazıları okuduğum için iki buçuk saatimi alıyor.” Daha önce de Kâmil Günüşen adında bir Milli Gazete okurunun terekesi bana geldi. Dört beş balya milli gazete ve kitaplar, gazete satır satır okunmuş kırmızı kalemle satır altları çizilmişti. Önemli bulduğu yazıları kesmiş kitapların arasına koymuş. Kendisiyle ilgili anlatılan önemli bir durumu öyküleştirmiştim. Kitabımda yer alıyor. “Kâmil Dede”, tam bir derviş.

 

Kemal Bey, Giresunlu. İstanbul’a gelmiş. Eşi ise Samsunlu. Kayın pederi, bir oğlunu damadının yanına göndermiş. Samsun’da yaşanan tatsızlıklardan ötürü. “Aksaray’da giriş katı bir daireyi 250 TL’ye aldım. Kayınbiraderim bizde kalıyordu, kendisine Meydan Laross yazımdı 90 TL’ye aldık. Beyazıt’ta bulunan Beyaz Saray’da, bir binanın altında kitapçılar vardı. Oradan epeyce kitap aldım. Penye ve tişört imalatı yapıyordum. Edirne’den bir müşterim geldi. Birlikte Beyaz Saray’a doğru gittik deri mamuller alacaktı. 1970’li yıllar. Sol öğrenciler o zaman çok hareketli. Eylemde bulununca ellerinde beyzbol tipi sopalarıyla harekete geçer, oradan Kumkapı’ya kadar önüne gelen her dükkânın camlarını indiriyordu. Kalabalık bir akın gidince, misafirimi güçlükle aldım o kargaşadan kurtardım, bir yere sindik. Canımızı zor kurtardık. Beyaz Saray kitapçı çarşısının bir girişi vardı, oradan da çıkılırdı. Oradaki insanlar darbelerden canlarını kurtaramıyorlardı. O müşterim sonradan bana çok teşekkür etti. ‘Canımı sen kurtardın’ diye. Bu bizim insanî görevimizdi.

 

Epeyce kitaplarım oldu. Çoğaldıkça bir kısmını dağıttım. Kırk yıl sonra Samsun’a dönünce, yönetiminde bulunduğum Davut Paşa Camiine bıraktım. Orada uygun bir yer vardı. Zaten kitaplarım caminin ruhuna uygundu. Kalanlardan bir kısmını Samsun’a getirdim. MNP’den beri de Millî Görüş içinde yer aldım. Bu görevim şimdi Samsun’da da devam ediyor.” Anlattığı epey ayrıntı var. Bugünün gençliğinin kitap okumadığından yakındı.

 

Beyaz Saray Sahaflar Çarşısı dışında ikinci bir merkezdi. Ben Erzurum’da öğrenci iken Orhan Okay hoca ile görüşüyordum. İstanbul’a gideceğimi söyledim. Sahaflar Çarşısında İbrahim Bey’e gitmemi öğütledi. Oraya ilk gidişimde Baki’nin Divan’ını aldım. Daha sonraları Sahaflar Çarşısı’na çok az gittim.

 

Erzurum’da eski kitaplar satan biri vardı, Ulu Camiye doğru giderken soldaydı. Kitaplar seçildiğinden doğru dürüst kitap bulunmuyordu.

 

Sömestr tatili dâhil tatillerimi İstanbul’da çalışarak geçiriyordum. Okul harçlığımı çıkarıyordum. Üsküdar’da oturuyorduk. Kadıköy’de Moda’ya doğru çıkarken bir ara sokakta Sahaf Ferda Anaoğul’un dükkânına gidiyordum. Ondan çokça kitap alıyordum. İnsaflı biriydi. Fiyatları abartmazdı. Eskiden bu konuyla ilgili ağır bir deyim var: “Sahhaf-ı bî insaf”, yani insafsız sahaf anlamında. Bir koli dolusu kitap aldım Erzurum’a gönderdim. Erzincan kapıda arkadaşlar Doğu Kitabevini açmışlardı. Biz kredilerimizi alınca parayı oraya götürür bırakırdık. Onlar kitap alıyor dükkânı işletiyorlardı. Harçlık lazım oldukça gider alırdık.

 

Yeni kitapları Kadıköy’de Gençlik Kitabevi ile Şafak Kitabevinde alırdım. Cemal Süreya Evdeki Yabancı kitabımı okumuş, benimle tanışmak istediğini söylemiş. Diyarbakırlı Hasan bunu aktardı. Orada kendisiyle tanıştım.

 

Kadıköy’de sahaflar keşfettim. Burada dostluğumuz uzun yıllar devam eden Mehmet Ergün en başta geliyordu. Dergilerde eleştirel yazıları yayımlanıyordu. Zeki bir arkadaştı, Yedi İklim dergisinde de birkaç yazısı yayımlandı. Diyanetten bir okur bir gün aradı derginin dilini eleştirdi. Hatta aşırıya gitti. Bizi tekfir ile töhmet altında tuttu. Sağcı Müslümanların böyle bir tutumları vardı. İnsanı inkâr etmeyle suçlayabiliyordu. Onlar için öz değil biçim önemliydi. Bunu sohbet arası Mehmet Ergün’e anlatınca, nedendir bilmem bir daha yazı vermekten kaçındı. Oysa o kişi derginin genel üslubunu eleştiriyordu. Zeki ve unutmayan, kitabı ve dergileri çok iyi bilen biridir Mehmet. Bir konu söz konusu olunca kaynağını hemen söylerdi. Ondan çokça kitap aldım. Müsahipzade Celal ile ilgili bir çalışma yapıyordum. Sabiha Bozcalı’nın Milliyet gazetesinin verdiği bir ekte bir anısından söz etti. O koleksiyonu buldum aldım. Yaptığım araştırma için önemli bir kaynak oldu. Bir de bir öykü yazdım. Sabiha Bozcalı ressam, Almanya’da okumuş, Süleymaniye Camii çevresiyle ilgili çizimler yapmış.

Google+ WhatsApp