Sadeliğin katilleri kötülüğün kâtipleridir

Sadeliğin katilleri kötülüğün kâtipleridir


Dinde samimiyeti, yaşamda sadeliği kaybetmişseniz, “Riya Medeniyeti”ne kurban gitmeniz kaçınılmaz olur. Görünmek ve görüntülenmek uğruna yitirdik her ne varsa, tükettik meteliği, mertliği. Şatafat peşindeyiz, kaybettik galiba sadeliği. Sadelikten taviz verenlerin sahtekârlıkta gözleri var demektir. Allah’tan gelmiş olan dinin belirlediği çerçeveyi hayat için kâfi görmeyene bu dünya dar demektir. Müslüman’ın hem namaz kılıp hem de bir kapitalist kadar mala düşkün olması; dünyada açlıktan kıvranan milyonları görmezden gelip mükellef sofralarda tıka basa karnını doyurup Ashab-ı Kiram’ın kanaat sahibi olduğundan söz etmesi, sahtekârlıktan başka bir şey değildir. Dindarlık maskesini takarak dini yalanlamak, cinayetlerin en ağır olanıdır.

 

“ Gördün mü, dini yalanlayanı!

 

İşte o yetimi itip kakar.

 

“İt’âmu’l-miskini/Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.

 

Yazıklar olsun o namaz kılanlara!

 

Onlar namazlarından gafildirler.

 

Mâûna bile mâni olurlar.” (Maun Sûresi/ 1-7)

 

“Duydun mu” değil de “gördün mü” ifadesinin kullanılması, dini yalanlamanın fikri düzeyde kalmayıp amel olarak da kendini gösterdiğine işaret etmektedir.

 

Bedene tutsak olmuş ruh sadelik arar. Sadakati kaybetmiş hokkabaz neye yarar. Son Rasûl Muhammed Mustafa (sav)’in yoldaşı, Sahabe-i Kiram’ın da gönüldaşı ol, sakın sadelikten şaşma. Düşme nefsin peşine, hudûdullahı aşma!...

 

Sadelikten verilen her taviz, dinde başkalaşmak, dindarlıkta laçkalaşmaktır. Ebu Bekir gibi konuşup Ebu Cehil gibi yaşamak, dinin ve dindarlığın bütün hududlarını aşmaktır.

 

 

Sadeliği elden bırakmamakla kendine iyilik eder insan. Sadelik, samimiyetin mutluluğudur insana yansıyan!

 

Bir yerde ihtiyaçlarınızı belirleyen dininiz değilse, israfa dur deme mecalini kendinizde göremezsiniz. Haz, hız ve hırs sarmalında sefil ve savunmasız kalırsınız. 

 

Küresel müşrik güç Müslümanı Müslüman ile dövüştürüyor. İcad ettiği lanetli Kapitalist sistem; kendine alternatif olabilecek her şeyi ambalajlayıp ticari ürüne dönüştürüyor.

 

İslâm ümmetinin iflas ve ifsadı, israf ile kaimdir. İsrafa mübtela olan dinde kaide, kural, kriter, kutsal tanımaz. Marka, moda, makam, mevki, mal ve mülkten başka konuşacak mevzu açmaz. Nerde bir şatafat, nerde bir şamata varsa asla ondan geri durmaz. 

 

Doğrulara sadakat, doğallığı korumakla kaimdir. Doğallığınızı kaybettiğiniz oranda doğrularınıza ihanet edersiniz. Allah yolunda saflarımızın dağınıklığı, sadeliği tüketmişliğimizden ileri gelmektedir.

 

Kıyametimiz oldu din ve iman üzerine yapılan pazarlıklar. Dinden sayılmaya başlandı hayatımızı kuşatan fazlalıklar. Asrın Müslümanları iman ettiklerini yaşamayınca yaşadıkları gibi iman etmeye başladılar. Belki dikkatlerinizi çekmiştir; artık herkes kendi akide kitabını kendisi yazıyor. Kur’ân ve Sünnette yazılı dizili olanı hayat çerçevesi için kâfi görmeyen dinin kökünü kazıyor.

 

 

Modanın, modernizmin dayatmaları karşısında “dahası yok mu?” demeye başlayan Müslümanlar, samimiyetin ve sadeliğin namusuna tecavüz edenlerdir. İman ve istikamet imtihanımızı zora sokan hallerimiz var. Kazanma tutkusu ve kaybetme korkusu ile imtihan hakikatini inkâr edenlerimiz var.

 

Dinimiz İslâm bize bir hayat çerçevesi belirlemiş; helalinden kazansak bile sınırsız harcama hakkımız yok. Ama ne yazık ki günümüzde “Dünya benim olsun, insanlar açlıktan ölmüş bana ne” diyen Müslümanların sayısı çok. Evlerimizin metrekareleri büyüse de ruhumuz daraldı. Dışarının cazibesi bizi bizden aldı. Çağdaş Karunların pazarlarına köle olarak saldı.  

 

Asrımızda Karun’a tekabül eden Kapitalizmin üzerimize saldığı tüketim canavarı, evlerimizi, ailelerimizi tüketti. İsrafa mekân olan evlerimizde huzur hayâ kalmadı. Ebu Cehiller bile bu kadar Müslümanlardan intikam almadı. Anne, baba bir vadide, evladlar başka bir vadide. Mesele israf olunca hepsi nadide!..

 

Sadeliği kaybedenler kaybolur, dine ve dinin değerlerine karşı samimiyet kalmayınca, “ben Karun olmak istiyorum” diyenler çok olur.Yeryüzünün en sade evi olan ‘’İlk Ev’’den Beytullah’tan/Allah’ın evinden ilham alarak evlerimizdeki savrulmayı durdurmadığımız müddetçe Karunlaşmaktan kurtulamayız. İsrafın ve iflasın kuşatması altındaki evlerden Allah’a sığınmanın alâmeti kıble ayarlı cennetlik evlere talip olmak gerekir. Vakit, Hz. Asiye’nin duasına iştirak etme vaktidir… ‘’O (Asiye): Rabbim! Bana katında cennette bir ev yap; beni Firavundan ve onun(kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar, demişti.’’ (Tahrim Sûresi/11) Cennete talipli iseniz, kötülüklerin kâtipleri olmayacaksınız. Toplumdaki müsrifler/israf edenler, kötülüğün kâtipleridir. Onlar kötü bir dünya kurmak ve kötülükler dünyasında kalmak için kötülerin sayılarını çoğaltanlardır.Dijital dünyanın göçebesi olmuş bir kuşakla yola çıkanlar, israfın ve iflasın uşaklarını çoğaltmaktan başka bir şey yapamazlar. Kötülüğün kâtiplerini iptal etmeden sadeliğin ve samimiyetin bayrağını ümmetin semalarında dalgalandıramayız. 

Google+ WhatsApp