Sabır, sabır, sabır..

Sabır, sabır, sabır..


Niye her fırsatta, hep aynı ayetleri okuyoruz, hiç düşündünüz mü!? Fatiha’dan sonra namaz içinde okumanın dışında en çok okuduğumuz sure, “asr’a yemin olsun ki!” diye başlayan “vel asr!” suresi. Burada mücerret olarak “zaman”a bir gönderme olduğu gibi, ahir zaman peygamberine gönderilen bir vahiy olarak, “zamanın sonu”na bir gönderme de olabilir. Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Acaib ve garib hadiselerin yaşanacağı bir döneme işaret edilir.

 

Mehdi ve Mesih beklentisi içinde olanlar, kıyamet savaşı, Deccal, kitapta yazılanlardan Yecüc-Mecüc, Dabbetül Arz ve Sekine’nin sebeb olacağı büyük çalkantıdan söz etmiyorlar ve sonrası zaten insanın gözünü yuvasından fırlatacak bir dehşeti anlatır.

 

Burada dinin muhafazası, ateşi elde tutmayla kıyaslanır. Kurtuluşa erecek olanlar Hz. İbrahim’in ayak izinden yürüyen, sözü edilen, atıldığı ateşi gül bahçesine döndüren olayın hanif kahramanı olanlar olacaktır. İşte onlar “Asra yemin olsun ki, insanlar hüsrandadır. Öyle ki, iman edenler, ameli salih işleyenler, sabredenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna”..

 

Peki bu sabır kime, neye karşı! Herkese ve her türlü musibete karşı! Önce de “anne-babana ‘üf’ bile demeyeceksin”. Ve “çocuklarına”. Aileyi muhafaza dini muhafazanın teminatı olacak. Akrabana, komşuna sabredeceksin! Hz. Musa kavminin şikayetlerine 40 yıl direndi. Yolda kardeşi Harun’u toprağa gömdü ve kendi Kudüs’ü göremedi!

 

Bakın, kederler paylaşıldıkça azalır ve mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Mal, para, itibar ve mutluluk başkalarına ikram ettikçe bereketlenir. Bu konuda birbirlerine en cömert davranması gereken karı-kocadır. Eğer onlar aralarında muhabbed, sabır, sevgi, şefkat ve merhameti canlı tutamıyorlarsa, kaybeden hem çocuklar ve hem de büyükler olur. Bu da emek ister. Karı-kocanın birbirine karşı kazanacak bir bir zaferi yok. Ama birlikte kazanacakları tek bir zafer var! Öfkeyi yutmak gerekir. İnatlaşmamak gerekir. Ve çokça dua etmek gerekir. Bunun en güzel şekli de, birlikte Kur’an ve manasını okumak, Peygamberimizin ve peygamberlerin hayatını okumaktan geçer. Kadınlar, ne kadar  Hz. Haacer’e, Hz. Meryem’e, Hz. Asiye’ye, Hz. Fatıma’ya, Hz. Hatice’ye ya da Hz. Aişe’ye benziyorlar, Erkekler ne kadar Hz. Yusuf’a, Hz. Davud’a, Hz. Eyyub’e, Hz. İsmail’e, Hz. Ali’ye benziyorlar. Ya da benzemeye çalışıyorlar!?

 

Bu arada stres yok, umutsuzluk da. Hepimizin başının belası “Stres” aslında imani bir zaaf belirtisidir. “Kader, rızık, ecel” belli değil mi! Hani biz sabredenlerden, şükredenlerden ve direnenlerden olacaktık. Niye acele eder ki insan. Her şeyin bir saati var. Değil mi ki, rızgımızdan az ya da çok yemeyeceğiz. Ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, Kaderimizden başka bir kader de yok. Bizi gören, duyan, bilen, kadere, rızga ve ecele hükmeden, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren, kuyudaki Yusuf’u Mısır’a sultan eden bir Allah var ve o bizi mallarımızla, canlarımızla, sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir.

 

Bakın, gelininizi, damadınızı ezerseniz, geleceğinizi kaybederseniz, eğer kayınpeder ve kaynananıza “üf” derseniz Allah’ın gazabını çağırır ve onlara yaptığınızı gelininiz ve damadınız size yapar. Bu dünya etme bulma dünyasıdır. Biz birbirimize güz aydınlığı, rahmet vesilesi olalım inşallah. Başkalarına güzel örnek olalım ki, insanların kalpleri İslam’a ısınsın.

 

Ve biz yalnız değiliz. Çevremiz, melek, cin ve şeytanlarla dolu ve biz biliyoruz ki, hiç kimse Allah’ın izni dışında Allah’ın muttaki kullarına bir zarar veremez. Ve kim ne yaparsa kendine yapar. Şeytan karı ile koca arasına nifak sokmak için Hannas’la birlikte vesvese verir, akla olur olmaz şeyler getirir, işlerin eksik ve yanlış yönlerini gösterir, arasına kıskançlık sokmaya çalışır durur. Sakın ola “Hannas’ın vesvesesi”ne kulak kabartmayın ve Şeytanın kulağına fısıldadığı şeylerden aklınızı ve gönlünüzü temizleyin, çokça zikredin ki, Allah aklınızı ve gönlünüzü bu fitne ve fesatlardan korusun.

 

Beslenmemize dikkat edelim. Fıtratı bozulmuş gıdalardan uzak durun. Helal ve haramı gözetelim. İsraf etmeden yiyelim, içelim ve ikram edelim, sadaka verelim.

 

Geçen gün üniversite sınavları vardı. Şimdi iş yerleri yeniden açılıyor ya, iş arayan gençler, iş kurmak isteyen insanlar var. Bakıyorum özellikle de gençlerde bir telaş, başarı arayışı ve başaramama korkusu. Kendi hayatlarını kendi elleri ve kafalarındaki kendi kurguları sebebi ile yaşanılması zor bir kurguya dönüştürüyorlar.

 

İnsanlar helali-haramı artık gözetmiyor sanki. Hayır! İlk yapmamız gereken “La İlahe” demek. Şeytana “Hayır” demeden “Hanif” olunmaz. O’nun önümüze serdiği burnumuzun dibindeki dünya nimetlerine tamah edersek yandık. Bakın, neyi ihtirasla isterseniz o sizin zor bir imtihana/fitneye dönüşür. Hiçbir şeyi ihtirasla istemeyin. Cömert olun, kibirden sakının, cahillik etmeyin, zulümden uzak durun. Kul hakkına girmeyin.

 

Hiçbir şeye geç kalmayalım, acele de etmeyelim. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Her şeyin bir zamanı vardır. Aile içinde ve dışında ittifak ettiğimizde birlikte hareket eder, ihtilaf ettiğimizde birbirimizi mazur görürüz. Kırıp dökmeye, küsmeye gerek yok. Her şeyi gören, duyan, bilen bir Allah var. Ne isteyeceksek O’ndan isteyelim. O kalplerin sahibidir. Kalpleri çevirendir. Birimizin diğerine uzaklığı diğerinin bize uzaklığına eşittir. Birimizin fikri ötekine ne kadar garip geliyorsa, ötekinin fikri de bize garip gelecektir. Tartışarak, birbirimizi ikna etmeye çalışarak bir yere varamayız. Birbirimizi anlamaya çalışırsak orta bir yol bulabiliriz. Kendi fikrini karşısındakine dayatma noktasında ısrarlı olanlar manevi anlamda kaybeden tarafta olacaktır. Güzel söz ve hikmetle İlahi rızayı aramak ve orada buluşmak en doğru yoldur. Bunun için birlikte Kur’an okumak en güzel çözüm olsa gerekir.

 

Kafamızda kurgu yapmak vesveseye kapı aralar. Sakın ailenin fertleri birbirini aşağılayıp ağır eleştirilerde bulunmasınlar. Onların Allah’ın emri ve Resulün sünneti üzerine bir araya geldiler. Dünya malı, metaı, makamı, iki cihan saadeti içindir. Eğer saadetinizde fedakarlık edip dünya mal ve makamına meylediyorsanız, orada tersine bir durum var demektir. Fatiha’daki gibi ve ayrıca Hz. Musa gibi dua edelim: Ya Rab gönlümü genişlet, işimi kolaylaştır, sözlerimi anlasınlar ve anlayışımı artır. Evet dilerim Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi oluruz. Hakkı Hak, batılı batıl görür de Allah’ın nimet verdiklerinin yoluna gireriz, gazaba uğrayanların değil.

 

Bakın kaderimizde ne varsa o olacak. Tedbir takdire mani değildir. İmtihanın kendi içinde gel-gitleri vardır. Şeytan da boş durmayacaktır, Hannas da. Biz buna rağmen rızaya bir yol bulacağız. Eğer kırarsak ve kırılırsak, uzatmadan hemen affedelim ve özür dileyelim. Allah’ın rahmeti bereketi, affı o iştedir. Selâm ve dua ile.

Google+ WhatsApp