Rüzgârın önünde savrulan yapraklar gibiyiz

Rüzgârın önünde savrulan yapraklar gibiyiz


Salgın hastalık hiçbir kesimi ayırt etmedi, sokak sokak dolaştı ve hemen her evden cenazeler kalktı, ağıtlar yükseldi. Özlemlerimiz, sevgiye bulanmış hayallerimiz ve peşinde koşturduğumuz umutlarımız zamanın buharına karışıp gitti ve bu süreçte tutunduğumuz tek güç, sabır ve dua oldu. Korkularımız tetiklendi, başkalarına yakıştırdığımız ölümün çok yakınımızda olduğunu hissettik, hayat, ömür ve ölümü yeniden sorguladık. Mahallemizde bütün bunlar yaşanırken aklını, düşünce ufkunu zerre kadar kullanmayan kitlelerin telaşı ilişiyor gözüme… Nitekim bir Hıristiyan geleneği olan yılbaşı yaklaşırken, bakıyorum da insanlarımızı tatlı bir heyecan sarmış ve daha şimdiden güne hazırlanmanın telaşına düşmüşler. İnsanlarımız bir anda her şeyi unutmuş ve yeter ki eğlence olsun, yeter ki ziyafetler olsun, yeter ki alışveriş yapacak imkânlarımız olsun deyip bulutların üzerinde gezmeye başlamışlar.

 

Biz Müslümanlar Hz. İsa’nın peygamberliğine tereddütsüz iman ederiz, kapitalist sistemin kitleleri bir tüketim malzemesi olarak görmesine ve bireylerin duygularını, emeklerini ve vakitlerini sömürmesine ise şiddetle karşı çıkarız. Müslüman için her doğan gün ve her geçen yıl okunacak bir kitaptır, biz bu kitabı okuyup ibret alır ve bugünümüze yön veririz. Bir yaprak daha düşmüştür zamana ve biz nefsimizi muhasebe eder, vakti hayra, emeğe berekete çevirebilmek için çaba gösteririz. Bizim ihtiyacımız olan neşe ve heyecana ulaşabilmek için bu tür programlara ihtiyacımız yoktur, bütün bunlar inandığımız dinin çekirdeğinde mevcuttur.

 

Çocuk annesine soruyor: “Noel baba ne zaman gelecek?” Anne cevap veriyor: “Yılbaşında çocuğum, sabret birkaç gün kaldı, Noel baba gelecek ve sana hediyeler getirecek…” Anne ekmeğini yoksula ikram edip aç uyuyan Resulullahın erdemlerinden hiç bahsetmiyor çocuğa, İslam’ın iyilik ve erdem eksenli yaklaşımından hiç söz etmiyor, anne inandığı dinin tabiatını tanımıyor, tanımak için bir çaba da göstermiyor. Anne bir Hıristiyan geleneği olan yılbaşı için daha şimdiden heyecanlanıyor ve çocuğa hayali bir kahramanın erdemlerinden bahsediyor.

 

Kültürel dinamiklerimize göre imandan olan haktır ve hak olan taklit edilir ancak ne yazık ki Müslüman halklar kendi değerlerine sırtlarını dönerken, yozlaştırılmış Batı kültürünü sorgulamadan alıyor, sahipleniyor ve bu konuda bir Hıristiyan’dan daha fanatik hale geliyorlar. Daha şimdiden insanlarımız yılbaşı programlarını nerede geçireceklerini, hangi mağazadan hangi alışverişleri yapacaklarını, verilecek ziyafetleri ve alınacak hediyeleri konuşuyor ve bir Hıristiyan’dan daha fazla heyecanlanıyorlar. Bilindiği üzere toplumumuzda her yıl yılbaşı eğlenceleri adı altında sular seller gibi alkol tüketiliyor, büyük alışverişler yapılıyor ve insanlarımız zengin olma hayalleri ile piyango kuyruklarına giriyor ve zamana kirli bir iz bırakıp gidiyorlar.

 

Maddi ya da manevi bir saldırıya maruz kaldığınızda ya baş kaldırır ve kendinizi koruma altına alırsınız ya da teslimiyet gösterip esareti kabullenirsiniz. Ne yazık ki kapitalist sistemin istilasına maruz kalan Müslüman halklar boyun eğmeyi tercih ettiler ve kültürel dokuları ile hiç uyuşmayan bir sisteme entegre olup öz kimliklerinden uzaklaştılar. Ve yoksullaştıklarının farkına varamadılar.

Google+ WhatsApp