Rusya’nın Asya gölgesi

Rusya’nın Asya gölgesi


Kazakistan geçen haftanın başat gündem maddesiydi. Bu akraba devlette hepimizi üzen kanlı olaylar yaşandı. Görüntüde BM ve daha genel anlamda uluslararası hukukûn mevzuatıyla uyumlu bir müdahale geldi. Daha sâhici bir ölçekte baktığımızda ise, Tokayev’in çağrısıyla da olsa basbayağı bir Rus müdahâlesi gerçekleşti. Nursultan Nazarbayev ve ona yakın isimler iktidardan uzaklaştırıldı. Muhtemelen tasfiyeler son kişiye kadar devâm edecek. Akabinde, çok da zaman alacağını düşünmediğim bir restorasyon süreci yaşanacak ve taşlar yerine oturacak. Bundan sonra bambaşka Kazakistan siyâsetlerine şâhit olacağımız muhakkak görünüyor.

 

Kazakistan, geniş coğrafyası, zengin kaynakları ve seyrek, bir o kadar da karmaşık nüfus yapısıyla Asya’nın kilit taşı olan bir devlet. Eşanlı olarak Rusya, Çin ve tekmil Türk devletleriyle komşu. Asya stratejisi geliştirmek isteyen güçlerin asla ihmâl etmek lüksü olmayan bir coğrafyadan bahsediyoruz. Nazarbayev, kurt bir siyâsetçi olarak, Rusya-Çin-ABD ve Türkiye arasında ince dengelere dayalı siyâsetleri yürütmesiyle mâruftu. Bunda en büyük paya sâhip olan muhatap elbette Rusya idi. Ama başta ABD, İngiltere olmak üzere sayısız şirket Kazakistan’da faaliyet gösteriyordu. Çin ise son zamanlarda, Kuşak Yol projesi üzerinde büyük bir ağırlık kazanmıştı. Nihâyet geçen senenin Kasım ayında resmen kurulan Türk Devletleri Teşkilâtı bu denkleme girmişti. Bir koltuğa sığdırılmaya çalışılan iri karpuzlardı bunlar. Er geç bu karpuzlardan bir kaçı yere düşecekti.

 

Başta gelen sorulardan birisi, Karadeniz ve Doğu Avrupa’da hüküm süren ve tırmanan Rusya-ABD geriliminin Kazakistan üzerinden Asya içlerine taşınıp taşınmadığı sorusuydu. Kazakistan’da renkli devrimlerden birisi mi yaşanıyordu? Kazakistan’da kendilerine zemin bulan Soros ve diğer vakıflar devrede mi? Bunu, Rusya’nın müdahalesine ABD’nin veyâ NATO kaynaklarının vereceği tepki ile ölçmek mümkündü. Bâzı çevrelerin beklentisinin aksine çok cılız tepkiler geldi. Müdahale kitabına uydurulmuştu. Tepkiler olsa bile bunu kuvvetli bir tona taşıyacak bir zemin yoktu. Hâsılı, eğer bu ayaklanma Batı güdümlü bir ayaklanma olsa bile, baştan kolayca sönümlendirilebileceği âşikârdı. Muhtemelen bu güdücü çevrelerin de hâdiselere bir dereceye kadar dahli olduğunu düşünsek bile-ki ben olduğunu düşünüyorum- bunun pratikte süreci açıklama ve ona istikâmet tâyin etmek kapasitesinin mahdut olduğu kanaâtindeyim.

 

O hâlde ne oldu? Kazakistan -Rusya ilişkilerini Ukrayna-Rusya ilişkileriyle karıştırmamak gerekir. Evet, Rus azınlığı bir lâhza ihmâl ederek düşünecek olursak Kazak Türkleri, Ukraynalılar gibi Slav ırkına mensup değildir. Bundan mâda, Kazakistan’da son zamanlarda gelişen bir Kazak-Türk milliyetçiliği olduğu da inkâr edilemez. Ama tuhaf bir şekilde tespit edebiliriz ki, Rusya’nın Kazakistan’daki hareket serbestîsi, ırken özdeş olduğu Ukrayna’ya göre çok daha fazladır. Kazak milliyetçiliği, Kazak zihniyetinin yüzeyinde tesirli olabilir. Lâkin daha derinlerde Rusya ile olan kompleks yüklü bağlar daha belirleyicidir. Bunu Kazakistan ziyâretimde bizzat ve çok şaşırarak gözlemlemiştim. Rusya ve Ruslara gücenebilirler, tepki gösterebilirler, ama nihâi çözümlemede Rusya aşkından toptan vazgeçemezler. Kesif bir Rusya husûmetine dayanan Ukrayna milliyetçiliğinin tersine Kazak milliyetçiliği nihâî tahlilde yedeğinde Rusya’yı tutar. Eğer Ruslar, Kazakistan’ın toplumsal yapısındaki en savaşçı unsurları barındıran Üçüncü Cüz’ü tahrik etmeden, Rus azınlık ile Kazaklar arasında kısa devre yaptırmadan siyâsetlerini yürütebilirse kontrolünü sağlar.

 

Bunları ABD’nin bilmiyor olması düşünülemez. Rusya’nın Kazakistan’a müdahalesini değerlendiren bâzı kaynaklar, ABD’nin-bence İngiltere burada daha ağırlıktadır- Çin’i hedefe koyan aslî stratejisi üzerinden kullanmış olabileceğini iddia ediyorlar. Buna katıldığımı söylemeliyim. Ben de Kazakistan’da artan Çin yayılmasını engellemek için Rusya’nın devreye girmesini sağladıklarını düşünüyorum. Batı’nın Rusya’nın başta Baykonur Üssü olmak üzere Kazakistan’daki varlıklarını emniyet altına almak ve Çin yatırımlarını kontrol etmek ve Kazakistan’a yatırdığı kaynakları tekeline almak için harekete geçmesini hızlandırıcı bir ayaklanma tezgâhladıklarını düşünüyorum. Çin de, en az kayıpla çıkmak adına durumu, yâni esas efendiyi kabûl etmiş görünüyor.

 

Kabûl etmeliyiz ki, yaşanan hâdiselerden en fazla kayba uğrayan TDT ve Türkiye oldu. Bir defa, Kazakistan’da yaşanan fakirlikten ve yolsuzluklardan birinci derecede mes’ul olsa da Nazarbayev gibi Türk-Rus ilişkilerinde sigorta işlevi gören bir lideri ve onun kadrolarını kaybetti. Dahası, Kazakistan tecrübesi, diğer Türk devletlerinin, Türkiye ile ilişkilerinde çok daha dikkâtli davranmaya başlayacağını, Rusya’ya dönük duyargalarını daha fazla çalıştıracağını öngörebiliyorum. TDT için yeni adımların ve açılımların önü kesilmiş oluyor. Rusya’nın, Asya üzerindeki gölgesi büyüyor…

Google+ WhatsApp