Rusya, Akdeniz’deki varlığı için Türk tarihine meydan okuyor...

Rusya, Akdeniz’deki varlığı için Türk tarihine meydan okuyor...


Rusya Devlet Başkanı Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşen Libya özneli telefon görüşmesinin ardından, Rus Dışişleri ve Savunma Bakanı’nın Türkiye ziyareti gerçekleştireceği haberi, sadece bir gün sonra randevunun iptaliyle sonuçlandı...

Gelişme kuşkusuz, bir şeylerin ‘ters’ gittiğinin değilse de, yolunda gitmediğinin işareti...

Genel-geçer ve günün köpüğünü almak isteyen yorumlar, Libya için tarafların sunduğu planlar üzerinde müzakere edilecek mümbit zemin olmadığı gerekçesini yazıp-çizdiler...

Nispeten doğru. Ama çapsız...

Rusya ve Mısır veya Hafter’i arkalayan cephenin sair üyeleri, ABD’nin Libya konusundaki pozisyonun henüz –göründüğü gibi–netleşmediğini düşünüyorlar...

Kısa süre evvel hem ABD hem NATO ve dahi AFRİCOM, Libya’daki pozisyonlarını güncellemişti. Bu hem siyaseten hem “sahada” demektir. Keza, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, ABD’nin buradaki ağırlığının artması konusunda yetkililerin açıklamaları olmuştu. Bu durumda bir değişiklik görülmüyor ama Kremlin muhtemelen ABD Başkanlık seçimlerinin sonuçlarını da görmek istiyor.

Ancak.. Belli ki Moskova durumu tam anlamamış...

TÜRKİYE, İDLİB GİBİ LİBYA’DA DA ‘TEK BAŞINA’ MÜCADELEYE HAZIR!..

Rusya’nın boyayarak Libya’ya gönderdiği savaş uçakları, yani ‘benimle ilgisi yok’ palyaçoluğu, Türkiye’nin, Deniz ve Hava kuvvetleriyle gerçekleştirdiği uzak mesafe harekât tatbikatı, burada yüklenen kimi mühimmatın “özellikleri” Akdeniz’e taraf “bütün ülkeler” ve Libya kumpasçıları için kafi mesaj olmalıdır. Türkiye buradan geri adım atmayacak. Çünkü diğer ülkelerden farklı olarak Libya’yı çıkar üretme fırsatı olarak değil, Akdeniz’de “varlığını savunmanın” ana/ayrılmaz parçası olarak görüyor...

Açık ki, Libya bir taraftan Suriye demek, bir taraftan Kuzey Afrika demek, bir taraftan Körfez ülkeleri ile ilişkiler(!), bir taraftan Ege, Güney Avrupa, Balkanlar ve Karadeniz demek.

Kuzey Afrika, başta ABD, Rusya, Çin gibi büyük oyuncular için yüksek stratejik değer ifade edebilir. Ancak özellikli bir coğrafyadır burası. Bölge ülkelerinin –hem iç hem birbirleriyle– bütünlüğü, Körfez birliği ve Arap Birliği için farklı anlamlara gelir! (‘Türkiye Mağrip Birliği’ni mi uyandırıyor?’, 15/06, Z. Kurşun, Yeni Şafak.) Libya’da yer kapmaya çalışan hiç bir ülke, Türkiye’nin bölgede yaratacağı etkiyi yaratamaz, Fas-Tunus-Libya-Cezayir vb. ülkelerle müktesebatının ve iyi niyetinin üstüne çıkamaz...

Bu yüzden, Mağrip’de ve hatta alt coğrafyasında bir şekilde bulunmak isteyenler, şu veya bu ülkede rol çalmaya enerji ve para harcayacaklarına Türkiye’ye yatırım yapmalıdır. Ankara onlara bir yandan ahlak ve adalet öğretirken, diğer yandan bölge ülkelerine refah ve özgürlük sunar.. Yeni normal budur...

Mesela, ABD’nin bölge ülkelerinden birinde askeri varlığını artırmak için istediği iznin derhal reddedildiğini anımsayalım. Rusya da aynı durumdadır.

Libya, Doğu Akdeniz ve Afrika’nın kapısı. Bu kısa cümlenin stratejik gücü, bir çok ülkenin meseleyi tartarken kullandığı dirhem kalitesini bozuyor. Türkiye’nin önerisi, cari ittifaklar kantarının eski model olduğunun görülmesidir! O kantar artık bu ağırlığı tartmaz...

ANKARA-BRÜKSEL-WASHİNGTON ANLAYIŞI: RUS ÜSSÜ OLMAYACAK!..

Rusya veya Mısır ya da bir başka ülkenin Libya’da askeri güç kullanması, Türkiye’nin tutumunu değiştirmeyeceği gibi bölgeye ve “rabıtalı alanlara” daha da abanmasını getirir. Bununla da kalmaz, belki Türkiye’nin de istemeyeceği ama kerhen sessiz kalacağı kimi ülkelerin sahaya vaziyet etmesine kapı açabilir!

Bir başka çıkış yolu olarak Hafter yerine daha ılımlı bir profilin masaya sürülmesi de durumu ne kadar değiştirir, tartışmalıdır. Hafter kukla. Kuklanın yerine odundan değil pamuktan figür de koysanız ipini tutanların aklı değişmeyecek. Palyatif çözümdür, yine de müzakere zeminini kolaylaştırabilir.

İç politikada, Mısır veya İsrail ile yakınlaşma adımlarının Türkiye tarafından atılmasını kuvvetle tavsiye eden akıllar şunu da görmeli; örneğin, gözünüzü kapatıp Kahire’ye bu yönde adım attığınızda size kim cevap verecek? Mısır halkı mı, bir başka kukla Sisi mi? İpi kim elinde tutuyorsa yine o verecek. Büyük oranda ABD, küçük oranda butik devlet BAE ve diğerleri. Ama Mısır size gelirse, uygun kıvam tutturulmuş, kuklanın sahipleri ayağınıza gelmiş demektir ki, masa kurulabilir. Hatta Mısır, Rusya’nın önünü bile kesebilir!

Kaldı ki “ateşkes” isteyen kim? Şimdiye kadar Moskova-Berlin kararlarını istismarla sahayı çatışarak kurmaya çalışanlar ateşkes istiyor...

Putin, BM sürecini arkasına almaya çalışan Kahire Bildirgesi’ni hızla hayata geçirmek için Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmeden Sisi ve Merkel’le görüştü. İşin doğrusu Moskova Ankara’yı aceleye getirmek istedi. Oysa sahada bir-iki özellikli noktanın (Sirte, Bingazi) ele geçirilmesi bütün Libya’da finale perde açabilir.

Rusya, Libya’daki varlığını askeri mevcudiyet, bir üsle tamamlamak istiyorsa bu hâlâ mümkün gözükmüyor. Olasılık ABD ve NATO’yu rahatsız ediyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Genel Sekreter Stoltenberg ile yaptığı Libya görüşmesi bu kapsamda anlaşılabilir. Bu da Suriye’deki Rus varlığına yönelik düşünceleri besleyebilir...

Ankara-Brüksel-Washington, Libya’da Rus askeri üssü kurmak için yapılacak her türlü hareketin önlenmesi gerektiğine inanıyorlar mı inanmıyorlar mı? 8 Haziran tarihli Erdoğan-Trump görüşmesi ve sonrası yapılan açıklamalar yanıt olabilir mi?

Cevabınız ne ise Libya’nın geleceği odur...

Google+ WhatsApp