Ramazan’ın edebiyatını mı, gereğini mi yapacağız?

Ramazan’ın edebiyatını mı, gereğini mi yapacağız?


Ramazan ayını değerli ve ayrıcalıklı kılan hususlar nelerdi? Ramazan’ı değerli ve ayrıcalıklı kılan ilk husus olarak bütün bir insanlığa hidayet kaynağı olarak gönderilen son rehber kitap Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmiş olmasını zikretmemiz gerekir. İkinci olarak açık ve net vurguyla “bin aydan daha hayırlı” sıfatıyla anılan Kadir gecesinin Ramazan ayının içinde olmasını zikretmemiz icap eder. Üçüncü olarak bizden önceki ümmetleri olduğu gibi bizleri de takvaya ulaştıracak farz olan orucun bu ayda tutulacak olmasıdır. Bütün bunlarla beraber mukabele ve teravihten sadakaya, iftar ve sahurdan ikram ve itikâfa iyilik ve hayırla Allah’ın rızasına nail olmak için yarışacağımız müstesna bir zaman dilimidir Ramazan.

 

Ana Hedefimiz Arınmak ve Takvaya Ulaşmaktır

 

Ramazan kelime anlamı olarak, “yaz sonunda yağıp da yeryüzünü tozlardan temizleyen yağmur” anlamına geldiği gibi “güneş ışınlarından taşların yanıp kızması” gibi diğer bir anlama da gelmektedir. İşte bu yağmur nasıl ki yeryüzünü temizleyip yıkarsa, kızgın zemin nasıl ki üzerinde yürüyenlerin ayaklarını yakıp kavurursa içinde birbirinden daha büyük lütuflar barındıran Ramazan ayı da bütün mü’minleri günah kirlerinden arındırıp temizler, onların hata ve kusurlarını adeta yakarak yok eder. Bakara Suresi 183-185. ayetlerde açıkça beyan edildiği üzere hidayet kaynağı ve Furkan olan Kur’an’ı Kerim’in buyruklarına sıkı sıkıya sarılmamız, Âlemlerin Rabbi Allah-u Teâla’yı tekbir edip şükretmemiz emredilir. 

 

Elbette ki bir bütün olarak hayatın kendisi de böyledir ama Ramazan ayı bizler için hassaten bir irade eğitimi ve takvaya erişme fırsatıdır. Rabbimize kulluğumuzu, Kur’an’a ve Resulullah’a (s.a.) sadakatimizi, Müslüman kardeşlerimizle ilişkilerimizi, nefsimizle hesaplaşmamızı, şeytan ve dostlarıyla savaşımımızı sıkı sıkıya gözden geçirmek ve arınmak üzere bizlere bahşedilen bu büyük lütfu elimizden geldiğince güzel değerlendirelim.

 

İçinde barındırdığı nimetler dolayısıyla bizzat sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (a.s.) “cennet kapılarının açıldığı, şeytanların zincire vurulup cehennem kapılarının kapatıldığı” müjdesiyle müşerref kılıyor bizi. Hatta öyle ki Ramazan ayının ilk gecesinden itibaren bir meleğin “Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen günahlarından vazgeç!” şeklinde nida edeceği de bizlere hatırlatılıyor. Elbette ki Ramazan ayı ibadet, hayır ve hasenat, kurbette (Allah’a yaklaştıran bütün davranışlarda) yarış yapacağımız takvanın, şükrün ve rüştün yollarını daha iyi kavrayıp daha güzel amel edeceğimiz bir eğitim kampıdır. Fakat bu durum bizi yaşadığımız dünya ve hayattan, içinde bulunduğumuz siyasi ve iktisadi gelişmelerden koparacak bir ruhbanlaşma veya mistifikasyon süreci de değildir asla. 

 

Unutmayalım ki, Rahmet Peygamberi aynı zamanda bir Mücadele/Mücahede Peygamberi’ydi. İşte bundan ötürüdür ki namaz ile orucun, namaz ve oruç ile infakın-sadakanın arasını hiç açmadığı gibi namaz, oruç, sadaka, yetim ve yoksullara sahip çıkma, akrabalarla ilişkiyi sürdürme gibi amellerle Allah yolunda cihadın arasını da hiç açmamıştır. Mesela Mekke müşrikleriyle yapılan ilk savaş olan Bedir Savaşı hicretin ikinci yılı Ramazan ayında harekete geçilmiş ve Ramazan’ın 17. günü düşmanla savaşa tutuşulmuştur. Benzer bir durum Mekke’nin Fethi için de geçerlidir. Mekke’nin Fethi için Hz. Peygamber ve Ashab-ı Kiram hicretin sekizinci yılında ve Ramazan’ın 13. günü harekete geçmiştir.

 

Ramazan iklimi de bu ayda güç yetirebildiğimiz kadar arttırdığımız ibadetlerimiz de bizi Rabbani terbiyenin, ilahi değişimin-dönüşümün makbul bir öznesi kılmalıdır. Başladığımız gibi bitirmek, hiç başlamamış gibi bitirmek telafisi çok zor bir vebaldir. Bu vebalin ağırlığını izah ve ikaz etmek üzere Rahmet Elçisi Hz. Muhammed Mustafa (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını affettiremeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürünsün!”

 

Tevhid ve Adalet için Namaz, Oruç, İnfak ve Cihad

 

Önceliğimiz küfür, şirk, fısk ve nifak barındıran bütün inanç, ahlak, davranış ve ilişkilerden ateşten kaçar gibi kaçmaktır. Ramazan ayında çokça okuyacağımız Kur’an tartışmasız bir biçimde bizim itikadi, ibadi, ailevi, ticari, siyasi vd. bütün kodlarımızı tevhidi çerçeveye uygun olarak terbiyesine açık tutmalıyız. Hz. Muhammed Mustafa’nın ilahi vahiyden edindiği en güzel ahlakı bireysel ve toplumsal hayatımızın tam merkezine yerleştirmeliyiz. Bırakın dost-yoldaş edinmeyi kâfir ve müşrik, fasık ve zalim olduğu aşikâr olanlara karşı içimizde hiçbir sevgi barındırmamalıyız. 

 

Allah ve Resulü’nün koyduğu hudut ve ölçüleri alay konusu edip onlara karşı savaş açanlara hiçbir surette dualarımızda yer vermemeliyiz. Türk, Kürt, Arap, Fars vs. milliyetçiliğinin ayrıştırıp çatıştıran yıkıcı bir sapma olduğunu asıl ve makbul olanın İbrahim Milleti’nin ve Muhammed Ümmeti’nin bir parçası şeklinde hareket etmek olduğunu bıkıp usanmaksızın tebliğ edelim. Yetimin, yoksulun, akraba ve komşuların, mültecilerin üzerlerimizdeki haklarından gafil kılmayan dosdoğru bir namazımız olmalı. Orucumuz açlıktan, namazımız yorgunluktan ibaret kalsın istemiyorsak yalan ve riyakârlıktan, dedikodu ve gösterişten tamamen sıyrılmalıyız.

 

Allah-u Teâla defalarca bizi rükû ve secde edenlerle beraber olmaya, salihler, muhsinler ve muttakilerle beraber olmaya teşvik ediyor. Salih, muhsin ve muttaki kulların vasıflarını da detaylarıyla bildiriyorken (kimi haklı bile olsa) türlü bahaneler uydurup bireyciliği övüp cemaat olmaya hasımlık edemeyiz, etmemeliyiz. İslam bir tartışma, polemik nesnesi değildir. Ne magazin kültürünün bir parçasıdır ne de liberal, sosyalist, ulusalcı veya Kemalist ideolojilerin ihtiyaçlarına göre kullanabileceği bir araçtır. 

 

Hayatın kazası yok. Ölüme doğru hızla akıp giden bir hayatımız var. İtikadımızı, ibadet ve ahlakımızı Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed Mustafa’dan öğrenmeye mecburuz. Kendimizi, ailemizi, sevdiklerimizi ve bütün bir insanlığı Şeytan ve dostlarının hilelerinden, cehennem azabından korumak istiyorsak takvaya ulaştıran oruca, namaza, infaka, zikre, akraba ve komşulara iyiliğe, yetim ve yoksullara ikram etmeye daha çok, daha çok sarılalım.

 

Ramazanımız Mübarek Olsun!  

Google+ WhatsApp