Ramazan ve Kurban bayramlarının alternatifleri olmaz/1

Ramazan ve Kurban bayramlarının alternatifleri olmaz/1


Bayram; mü’min insanlar tarafından Allah’ın emrettiği şekilde son Rasûlü Hz. Muhammed (sav)’in örnek ve önderliğinde vahiy ile inşa olunmuş hayatın zafer kutlamasıdır. Allah’ın arzında Müslümanların meşru olarak kutlayacakları Ramazan ve Kurban adında iki bayramları vardır. Bunların dışındaki bayramlar cahili bayramlar olup Müslümanları bağlamazlar. Rasûlüllah (sav) Medine’ye hicret ettiklerinde, Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz (sav); “Bu günler nedir? Diye sordu” Medineliler; “Biz cahiliye döneminden beri bu günlerde eğleniriz” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz; “Allah size, o iki gün yerine daha hayırlı iki bayram vermiştir. Bunlar Ramazan ve Kurban Bayramlarıdır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 245; Nesâi, Salâtü’l-Îdeyn,1) buyurdu. Bayram algısı ve kutlaması, toplumların din ve ahlâk anlayışları ile paralellik arz eder. Medine toplumunun putperest izlerden temizlenmesine Ramazan ve Kurban Bayramları yardım etmişlerdir. Tutulan oruçlarla Rahmet-i Rahman’a kavuşmayı ümit edenler, Kurban Bayramı’nda da Allah’a karşı gösterilen büyük sadakatin hatırasını yâd ederler. Böylece başarıyla verilmiş bir imtihanın neşesini, içlerinde hissederek “çok ve anlamsız” olanlardan sıyrılıp “Bir ve Hakk” olana yönelirler. Bayram hakiki anlamda “Tevhid’in Zaferi”dir. 

 

Ramazan ve Kurban bayramları, tevhidin teminatlarıdır. Cahiliyyeye karşı birer inkılaptırlar. Câhiliye devri Arapları’nın bayramları hakkında yeterli derecede bilgi mevcut değildir. Her kabilenin en az bir putu ve her putun da takdis edildiği muhtelif kutlama günleri vardı. Bu günlerde ayrıca pazar ve panayırlar kuruluyor, dinî bayramlar şiir, müzik, içki ve kadınların yer aldığı eğlencelerle birlikte (bugünkü karnavallar gibi) kutlanıyordu (Kitâbü’l-Esnâm, not 71). Çeşitli kabileler tarafından ortaklaşa kutlandığı söylenebilecek tek bayram, Hicaz bölgesinin ve özellikle Mekke’nin en büyük bayramı olan hacdır. Zilkade ayında biri Ukâz’da, diğeri Mecenne’de olmak üzere iki panayır (sūk) kurulur, bunlardan sonra Zülmecâz panayırı gelir ve oradan Arafat’a çıkılırdı. Bu günlerde her türlü saldırı, zulüm ve haksızlıktan uzak durulur, en güzel kıyafetler giyilir ve Mekkeliler tarafından uzaktan gelen “Kâbe’nin misafirleri”ne (duyûfü’l-beyt) ev sahipliği yapılırdı. Mekke yakınlarında yılda bir defa kutlanan bir bayram da Zâtü Envât bayramı idi. Zâtü Envât büyük, yeşil bir ağaçtı; Araplar her yıl gelirler, kılıçlarını dallarına asarlar, çevresinde tapınırlar ve kurban keserlerdi. Yine kaynakların yazdığına göre Kâbe’yi tavaf edecekleri zaman da bürdelerini bu ağaca asarlar, Harem bölgesine öylece girmek suretiyle Kâbe’ye olan saygılarını gösterirlerdi. Bu ağacın, Mekke’nin 17 km. kuzeyinde bulunan ıssız Hudeybiye vadisindeki, altında Bey‘atüşşecer’in (Bey‘atürrıdvân) yapıldığı ve Hudeybiye Muahedesi’nin imzalandığı, Kur’an’da da zikri geçen (el-Feth 48/18) ünlü ağaç olduğu sanılmaktadır. Câhiliye döneminde yanında bir kuyu ile küçük bir tapınak olduğu bilinen bu ağaç, Hz. Ömer tarafından halifeliği sırasında dinden sapmalara sebebiyet vereceği endişesiyle kestirilmiştir (bk. Kitâbü’l-Esnâm, not 179; İA, V/1, Sh: 578-579). Bunlardan başka yılda bir defa Zemzem Kuyusu’nun etrafında tören yapılır, böylece suyun bütün yıl eksilmeyeceğine inanılırdı.

 

Medinelilerin kendilerine has bir millî bayramları yoktu; İranlılardan aynen aldıkları iki ünlü Mecûsî bayramını kutluyorlardı. Bu bayramların birincisi ilkbaharın başladığını belli eden Neyrûz, diğeri ise sonbaharın başlangıcı olan Mihricân’dı. Neyrûz kelimesinin aslı Farsça nev-rûz olup “yeni gün” demektir. Güneşin koç burcuna girdiği 22 Mart günü kutlanır ve şemsî İran takviminin ilk günüdür; sonradan Sultan Melikşah’ın hicrî 471 (1078) yılında başlattığı hicrî-şemsî Celâlî takviminin de (Uluğ Bey takvimi) ilk günü olmuştur. Bu bayram halen İran’ın resmî yılbaşı bayramıdır. Mihricân kelimesinin de aslı yine Farsça mihr-gân/mihregândır (sonbahar). Eski İran takviminin ikinci büyük bayramı olan Mihricân, gece ile gündüzün birbirine eşitlendiği yedinci şemsî ayın on altıncı günü kutlanır ve kutlamalar ayın yirmi birinci gününe kadar devam ederdi. Medinelilerin yaptıkları törenlere dair yeterli bilgi mevcut değildir. Câhiliye devrinde Medinelilerin bunlardan başka şehirdeki Yahudilerden ve Hıristiyanlardan aldıkları anlaşılan yevmü’s-seb‘ (yedinci gün) ve yevmü’s-sebâsib (aslı şe‘ânîn) gibi bazı bayramları daha olduğu bilinmekte, ancak bunları da ne şekilde kutladıkları ayrıntılarıyla tespit edilememektedir.

 

Zeyd ibni Abdirrahmân ibni Esved (ra) Ramazan Bayramı gecesini ihyâ ederken “Bu gece insanların gafil olduğu bir gecedir” diyerek teravih namazının bitmesi nedeniyle bayram gecesi insanların cemaatle namazdan ve zikirden gaflet ettiklerine dikkat çekmiştir. (İbnü’l-Cevzi, Kitabu’n-Nür fi fezaili’l-eyyâmi ve’ş-şühür, Süleymaniye Kütüphânesi, Nâfiz Paşa Kısmı, no:329, verak:24)  

Google+ WhatsApp