Ramazan ve İslam dünyası

Ramazan ve İslam dünyası


Allah’ın izniyle, bir arınma ve yenilenme dönemi olan mübarek Ramazan ayına girdik. Yüce Allah, hayırlara vesile kılsın ve bu ayı en büyük kazançla geçirmeyi hepimize nasip etsin. 

 

Ramazan ayı ümmet bilincinin ve iman kardeşliğinin öncelikli hale getirilmesi gereken bir dönem olduğu için bu mübarek aya girerken dünya Müslümanlarının genel durumu hakkında bazı özet bilgiler vermek istiyorum. 

 

Bugün İslam dünyasının küresel güçler ve düşmanca tavırlar karşısında zayıf kalmasının en önemli sebebi ümmet bilincinin ve dayanışmanın pratiğe taşınmamasıdır. O yüzden her yıl olduğu gibi bu yıl da mübarek Ramazan ayını çeşitli sıkıntılarla ve zorluklarla karşılıyoruz. 

 

Bu yılın Ramazan ayına girerken dünya gündemini birinci derecede meşgul eden savaş Avrupa’nın doğusunda yaşanıyor olsa da İslam dünyasındaki işgallerden, hakimiyet savaşlarından, diktatörlüklerin devam ettirilmesi için başvurulan baskı ve şiddet uygulamalarından kaynaklanan sıkıntılar ve zorluklar da devam ediyor. 

 

Siyonist işgalin sürdüğü Filistin toprakları bu yıl da Ramazan’a gergin bir hava içinde girdi. İşgal rejiminin şiddet ve baskısına tepkiden kaynaklanan eylemlerin Filistin’in 1948’de işgal edilmiş bölgesine taşınması da işgalcileri ciddi şekilde endişelendiriyor. Ramazan ayında işgale karşı tepkilerin dolayısıyla gerginliğin daha da artabileceği beklentileri var. Ama buna rağmen işgalci yine şiddetin gücünü kullanarak Filistinlileri sindirme yoluna başvurmayı tercih ediyor. Bir yandan Arap dünyasındaki ihanet rejimlerini de bu politikasında arkasına alma çabalarını sürdürüyor. O yüzden Ramazan’ın hemen öncesinde işgal rejiminin Dış İşleri Bakanı Yair Lapid ile ABD Dış İşleri Bakanı Blinken, Mısır, Fas, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dış İşleri bakanlarıyla buluşarak siyonist işgalin geleceğini garantiye alabilmek için birlikte ne yapabilecekleri konusunda fikir alışverişinde bulundu. Toplantı sonrasında verdikleri pozla da nasıl bir dayanışma içinde oldukları mesajı vermeye çalıştılar. 

 

Yemen’deki egemenlik savaşı ne yazık ki devam ediyor. Ramazan’da çatışmaların durdurulacağı mesajları verilmesine rağmen tümüyle durmuş ve gerginlik son bulmuş değil. Bundan tabii ki en başta savaşın hiçbir tarafında yer almayan halk zarar görüyor. Savaş Yemen halkı açısından hayatı iyice çekilmez duruma getirdi ve açlık, salgın hastalıklar sürekli insanları tüketiyor. Savaşın sebep olduğu güvensizlik uluslararası yardım kuruluşlarının insani yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmasını da zorlaştırıyor. 

 

Suriye halkının önemli bir kısmı hâlâ, ya ülke dışında mülteci olarak ya da ülke sınırları içinde kurulmuş kamplarda hayatını sürdürüyor. Bu insanların da sıkıntıları büyük. Çünkü kendileri için geçim kaynağı olacak bir gelir temin edebilecekleri iş ve çalışma imkanından yoksun durumdalar. O yüzden sürekli dışarıdan gelecek yardımlara bakmak zorundalar. 

 

Afganistan kırk yıldan fazla süren savaştan çıktıktan sonra şimdi toparlanma sürecine girdi. Ancak küresel güçlerin bu ülkedeki yeni yapının oturmasını engellemek amacıyla diplomatik ve ekonomik zorluklar çıkarması işini zorlaştırıyor. Bir aylık Rus işgalinin Ukrayna’da yol açtığı felakete bakarak kırk yıldan fazla süren Afganistan işgalinin ve bu kadar süre devam eden savaşın nelere mal olduğu hakkında tahminde bulunabiliriz. Şimdi Afganistan için yapılması gereken halkının elinden tutulması ve toparlanması için yardımcı olunması. Bu konuda da küresel güçlerin dayattığı ablukacı tavrı değil insani tavrı tercih etmek önem arz ediyor. 

 

Her ne kadar, Ukrayna’daki olayların gölgesinde kalması sebebiyle çok fazla gündeme gelmese de muhtelif İslam ülkelerinde siyasi çalkantılar da devam ediyor. Sudan’da halkın sivil yönetime geçilmesi talebiyle gösterileri ve polisle çatışmaları devam ediyor. Tunus’ta tek adam diktatörlüğünü hakim kılma oyunları da önemli çalkantılara neden oluyor. 

 

Ekonomik sıkıntılar ise tüm dünyada olduğu gibi İslam âleminin her tarafında da etkili durumda.

Google+ WhatsApp