PKK’yı kime emanet edersiniz?..

PKK’yı kime emanet edersiniz?..


Batı’nın vücudundaki morlukları 48 saatlik haberlere göre anlatsak, biri herhalde Avrupa Birliği’nin yeni bir savunma mimarisi üzerine düşünme eksersizlerini sesli ifade etmeyi de geçerek, resmi açıklamalarla ‘belirgin’ boyuta ulaşması olur…

 

Afganistan’da yaşanan belli ki Avrupa’nın ‘gönlünü kırmış’. ABD’nin kimseye ne haber ne de hesap vermeden çıkıp gitmesini takiben, tıpış tıpış ülkeyi, hatta bölgeyi terk etmek zorunda kalmaları belli ki içlerine oturmuş…

 

Herhalde, AB Dışişleri Bakanı pozisyonundaki Borrell’in, ‘Avrupa’nın zayıflığını bir kez daha gördük’ sözleri ile, AB Komisyonu Başkanı Leyen’in, bir Avrupa ordusunun fiziki yapısını dahi tarif ederek, takvim vererek, üstüne de, ‘Türkiye’yle bu çerçevede işbirliği geliştirecekleri’ni ilanı işin ciddiyetini gösteriyor…

 

Bir yere varır-varmaz ayrı konu ama ‘Avrupa Ordusu’ üzerine bu zamana kadar atılmış en ileri adımdır…

 

Hele İngiltere ve Türkiye gibi iki kanadın artık Avrupa’yı uçurmadığı askeri dönemde.. Biden’ın, ‘ABD döndü’ deyip, ülkesine döndüğü zamanda.. Almanya’da seçimlerin yaklaştığı, Fransa’nın ‘NATO ittifakı ortakları’ eliyle ketenpereye getirildiği, Rusya’nın Avrupa’ya yaklaşıp, Londra’nın Rusya’yı boğazlayacak yer kolladığı.. Ama İskoçya’nın da, ‘bağımsızlık referandumuna gidiyoruz’ dediği zamanlamanın içinden gelen, ‘Kıta Ordusu’ndan bahsediyoruz…

 

***

 

İkinci konu.. Okudunuz herhalde.. ABD-İngiltere-Avustralya savunma alanında yeni bir ittifak (AUKUS) oluşturdu. Amacını ister Çin karşıtı birliğin Asya-Pasifik cepheyi pekiştirmesi sayın, ister nükleer dengelerde yeni paragraf kabul edin fark etmez.. Önemlidir. ABD ilk kez İngiltere dışında bir ülkeye nükleer teknoloji veriyor.

 

Adı geçen ülkelerin, dil, stratejik çıkar, istihbarat birliği (Five Eyes) sair konuları akıl cebinizde tutup, Avrupa dışında, ABD-İngiltere’nin başını çektiği, tazelenmiş bir ‘kol’un ortaya çıkışını sadece küresel rekabet üzerinden açıklayamayız.. Bu Batı içindeki yarılmalardan biridir.

 

Bu anlaşma ile Avustralya-Fransa arasında daha evvel yapılmış milyarca dolarlık denizaltılar anlaşmasının bir kalemde yırtılıp atılması, Paris’in kelimenin tam anlamıyla ‘dellenip’, ağzına geleni söylemesi iş bu bağlama dahildir…

 

Herhalde şimdi tıpkı bizdeki Bidencılar gibi saçlarını-başlarını yoluyorlardır…

 

***

 

Bu maddelerin hepsi Türkiye’ye yeni kapılar açıyor ama hepsine ‘fırsat bu fırsattır’ diyerek girmek gerekmiyor.

 

19-22 Eylül arası Cumhurbaşkanı’nın ABD’ye yapacağı ziyaretin olası çıktılarını merak ediyoruz. Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal’ın ABD’de yapacağı iki görüşmenin haberleri malûm; Dışişleri Bakan Yardımcısı Sherman ve Dışişleri Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Nuland ile yapacağı ön-görüşmeler nerelere odaklanacak merak ediyoruz…

 

Afganistan ve Suriye’nin ilk iki dosyayı oluşturacağına ilişkin hakim kanaat doğruysa, özellikle PKK-YPG meselesinin nasıl ele alınacağı, doğrusu en kritik soru olur…

 

Şam lideri Esad ve İsrail Başbakanı’nın Moskova’ya yaptığı ziyaretler, Rusya’nın başta İdlib ülkedeki gerginlik noktalarını ovalamaya başlaması, Rusya ve Türkiye’nin birbirlerine yönelik açıklamaları, Irak seçimleri, nihayet Afganistan’ın ardından ABD’nin S. Arabistan, Irak ve Suriye’den de çekileceği beklentisi, terör örgütünün ne olacağı konusunda tarihi bir sürecin işlediğini mi işaret ediyor?.. Çünkü, YPG/PKK’nın ‘önde gelen’ çapulcuları BM Genel Kurulu ile benzer zamanda Amerika’da bulunacak…

 

Bu toplantılar yapılırken, başka salonda QUAD var; ABD, Japonya, Avustralya, Hindistan’ı bir odaya toplamak, coğrafi olarak uzak bu alanların aslında aynı büyük oyunun parçası olduğunu ‘sembolize’ eder ama..

 

Ana figürlerin rollerini de bakmak gerekiyor…

 

***

 

İngiltere’nin Rusya’ya bakışı Afganistan ve Suriye’de farklı değil. Fransa ve Almanya’ya bakışı da öyle! Ama illa Rusya…

 

Londra, Rusya’nın farklı bölgelerde ön almasından huzursuzlanmasına bakılarak nefreti derecelendirilecek bir başkent değil. Neredeyse Rusya’nın ‘var olmasından’ rahatsız…

 

Bu yüzden ABD, Suriye’den de tüyerse, ‘mirasının bölüşülmesi veya pay edilmesi konusunda’ tartışmaların şimdiden yapılması normal…

 

PKK/PYD’nin emanete bırakılması akla ilk gelenlerden. Rusya-Şam’ın, ABD’den sonra-nasıl bir yapıda bilinmez ama-örgüte sahip çıkabileceği söyleniyor. Örgütün panik döneminden geçtiği de ortada. Terk edilme korkusu dayanılmaz hale geldiği için Amerika’ya davet edildiler.

 

İsrail-Rusya ilişkilerini aynı renk tayfına ekleyenler de var. İsrail’in bölge planlarının yaralanmış olması, ABD ile ilişkilerinin eskisi gibi olmaması, PKK’dan vazgeçmeyecek olması, örgütle birlikte İsrail’in Rusya’ya devri spekülasyonlarına kadar gidiyor söylenceler.

 

***

 

‘PKK/YPG’nin sonu’ diye manşete çekilebilecek gelişmeyi bu ABD ‘toplantılarından’ beklemek gerçekçi değil. Ama ‘tarihi bir sürecin’ işlediği de izlenebiliyor.

 

ABD’nin yarın çekilmesi mümkün gözükmüyor. Fakat çekilmek zorunda kalacağı şartlar manzumesinin gittikçe keskin hale geldiği de ortada.

 

İş, ABD sonrası örgütün geleceği senaryolarına saplanmak-onu da baştan hesaplayalım ama-değil. ABD’siz terör örgütünün yaşaması, yaşasa bile ona yaşamak denmeyeceği kesin. Bu yüzden küresel, bölgesel şartların Amerika’yı sürüklediği dinamikleri beslemekten geçiyor güney sınırımızın selameti…

 

Müsterih olun; ‘ya anlaştılarsa ya anlaşırlarsa’ dediğiniz güçler, şartlar müsait olduğunda ‘hem cinslerini’ boğarlar…

Google+ WhatsApp