Peygambersiz Kur’ân anlaşılmaz

Peygambersiz Kur’ân anlaşılmaz


Kur’ân-ı Kerim’i Allah’ın muradına göre anlamak için, Hz. Peygamber (sav)’in sünnet ve siretine başvurmak olmazsa olmaz şarttır. Allahû Teâla, Kur’ân’ı Peygamberle gönderdi. Peygamber (sav), üsve-i hasene/güzel örnek ve önder olarak insanlara sadece âyetleri okumadı, okuduğu âyetleri tatbik ederek, tatbikatını göstererek öğretti. Rabbimiz haber veriyor:

 

“Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (Bakara Sûresi/ 151)

 

Peygamber (sav)’in okuduğu Kur’ân’a evet, ama Peygamber (sav)’in öğrettiği Kur’ân’a hayır diyenler, henüz Kur’ân’a iman etmemiş olanlardır. Peygambersiz yani sünnetsiz ve siretsiz Kur’an’ı anlamaya kalkışan, Allah’ın muradına göre değil arzusuna göre Kur’ân’a anlamaya çalışandır. 

 

Kur’ân’ın hayatlaşması, Peygamber (sav)’in sünneti ve siretiyle kaimdir. Peygamber (sav)’in sünnet ve siretini devre dışı bırakanlar, Kur’ân’ın hayata amir olmasına karşı duranlardır. Peygamber (sav)’in sünnetine ve siretine saldırmak, İslâm’la savaşan Batılıların değirmenine su taşımaktır. İslâm coğrafyasında gözü olan harbi ve mürted müstevlilerin istilâlarını kolaylaştırmaktır. 

 

İslâm topraklarında gözü olan batılı şer şebeklerinin en önemli projeleri; İslâm’ı hayattan uzaklaştırmak, İslâm’a parelel dinler icad ederek Müslümanları yeni uydurulmuş ve üretilmiş dinlere sahip kılmaktır.

 

Hz. Muhammed (sav)’in sünnetini ve siretini dışlayarak, taşlayarak hedefleri Müslümanlara “Peygambersiz bir din”, “Peygambersiz bir İslâm”ı kabul ettirmek olan müsteşrikleri razı etmeye çalışan içimizdeki birtakım geçimi beleş, hayatı leş akide yetimi olmuş ilâhiyatçıları ümmetin gündemden düşürmek, Ehl-i sünnet ve’l Cemaat akidesine sahip olan Müslümanların müşterek namus borcudur.

 

Hz. Muhammed (sav)’in sünnetini ve siretini dışlayarak ve taşlayarak toptan reddeden, kendi görüşlerini, Avrupalı filozofların sözlerini Kur’ân âyetleri mertebesinde hatta fevkinde gören ilâhiyatçı da olsa, icazeli molla da olsa, prof. da olsa, allame-i cihan da olsa dinde ve imanda yeri yoktur. 

 

Peygamberi yetersiz ve gereksiz gören zamane Müslümanı, Kur’ân’ı Allah’ın muradına göre anlamadan okuyor. Cehâlet tezgâhında, durmadan modern hurâfeler dokuyor. Hangi yandan yaklaşırsanız yaklaşın nifak ve şirk kokuyor! 

 

“Peygamber (sav)’in sünnet ve sireti olmadan Kur’ân’ı Allah’ın muradına göre anlarım” diyen yalancı peygamberlik iddiasında bulunuyor demektir. Kur’ân’ın Kur’ân’dan sonra en büyük müfessiri, Hz. Muhammed (sav)’dir. Bu yetkiyi Hz. Peygamber (sav)’e Allahû Teâla vermiştir.

 

“Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

 

(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan etmen/açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl Sûresi/ 43-44)

 

Peygamberin Kur’ân’ı beyan etmesini yetersiz ve gereksiz görmek, peygamberlik iddiasında bulunmaktır. Müslümanlık iddiasında bulunmakla birlikte Peygamberin sünnetini ve siretini toptan reddedenler, sahte peygamberlik iddiasında bulunan Müseylemetü’l Kezzab hükmündedirler.

 

Kur’an ilkelerinin hayata geçirilmiş ve günlük yaşayış formlarına dökülmüş şekli olan Peygamber sünnetini esas almayan düşünce ve hayat tarzı, gayr-i İslâmi’dir. İslâm, sadece Kur’ân’da zikredilen hükümlerden ibaret değildir. Dinî her konu, Kur’ân’da tafsilatı ile anlatılmamıştır. Birçok konunun açıklaması, detayı ve nasıl uygulanacağı Peygamber (sav) tarafından yapılmıştır. Ayrıca Peygamberin görevi Kur’ân’ı insanlara tebliğ etmekten ibaret olmadığı gibi müminlerin görevi de sadece peygambere iman etmek ve Kur’ân’da yer alan hükümleri uygulamaktan ibaret değildir. Peygamberin sözlerine itaat etmek, emir ve yasaklarına boyun eğmek / inkıyâd, anlamlı eylemlerine ve örnek davranışlarına tabi olmak (ittiba), onu rehber edinmek ve ona uymak (ihtida), onu örnek ve önder edinmek (teessi, üsev-i hasene), onu sevmek ve onun ahlakı ile ahlaklanmak da mü’minin görevidir. Bu itibarla dini anlamak, yaşamak ve anlatabilmek için Peygamberin (sav) sünnetine müracaat edilmesi şart olmaktadır. Peygamberin sünnetini ve siretini toptan reddeden ve dinde delil kabul etmeyenin dini olmaz. Allah’ın âyetine, Peygamberin hadisine rağmen “bence, zannımca, kanımca” diyenin hastalığı, dine karşı alışkanlık körlüğü; bekleyin o kişiden, her türlü nankörlüğü. Peygamber sünnetini toptan inkâr edene Müslüman denilmez. İmanı olan sünnet ve siret düşmanlarına boyun eğmez. 

 

Hz. Muhammed (sav)’den başka yoktur rehber-i ekber. Şimdi kendi kendine sor hayatımın neresinde O son Peygamber?

 

Peygamberin sünnet ve siretine göre anlaşılmadıkça ve uygulanmadıkça Kur’ân, kıyâmete kadar bitmez beşeriyeti kaplayan hüsran! 

Google+ WhatsApp