Para para olmayınca!

Para para olmayınca!


Ve Dolar 12 lira seviyesinde. Yeni tedbirler, kemer sıkma politikasından söz ediliyor. Bu kadar sıcak gelişmeler varken, kim işin arka planına, teorisine, meşruiyetine, ahlakına, hukukuna ne kadar bakar bilmiyorum, ama ben yine de yazayım. Şunu da bir kenara not edelim, 10 Emir’deki yasakların hepsi süreç içinde birbirini etkiler. Allah’ın yardımı ile kurtuluruz ancak bu felaketlerden, onun için yakamızı Şeytan’ın elinden kurtarıp, Allah’a yönelmemiz gerek.

 

Eskiden para altın ve gümüşken kimi ayarı ile oynarmış, kimi ağırlığı ile kimi de zımparalı eldiven kullanıp, altın parayı parlatıp, temizliyor gibi yaparak altın tozu toplarmış. Şimdi artık, hem uluslararası sistem, hem de hükümetler paranın değeri ile keyiflerine göre oynayabiliyorlar.

 

Bu haramdır. (En’âm 152): “Yetişkinlik çağına erinceye kadar, muhafaza ve yardım maksadıyla en güzel şekilde olanı dışında, yetimin malına yaklaşmayın. (Kamu malı, yetim malı sayılır aynı zamanda) Ölçüyü ve tartıyı adâletle tam yapın. Biz hiç kimseyi gücünün üstünde bir şeyle sorumlu tutmayız. Konuştuğunuz zaman, en yakınlarınızın aleyhinde bile olsa (Dindaşınız, mezhepdaşınız, tarikatınız, kavminiz, partiniz, akrabanız, hemşehriniz, dostunuz da olsa A.D.) adâleti gözetip doğruyu söyleyin. Allah’a ve Allah için verdiğiniz sözleri yerine getirin. İşte bunlar, düşünüp ders almanız için Allah’ın size emrettiği hususlardır.”

 

Faiz ve kur dengeleri konusunda bir şey konuşmak için ilk önce ülke ihracatının ve üretiminin hangi kur seviyesinde kârlı olduğunu bilmek gerekiyor. Kur bizi ihracat tarafında belli bir seviyede desteklediği gibi ithalatı ve tüm girdileri pahalılaştırdığı için de çok ciddi zarar veriyor. Faizde olduğu gibi enflasyona da sebep oluyor. ‘Kur’un seviyesini ölçen en temel analiz Merkez Bankası “reel efektif döviz kuru endeksi”dir. 1995  devalüasyonunda görüldüğü gibi, piyasaya müdahale ederken makro dengeler ve mikro dengelerin de arasında bir denge kurulması gerekiyor. Piyasada kurda ilave değer kayıplarını kaldırabilecek bir ekonomik aktivite gözüküyor mu, gözükmüyor mu. Bu dengeleri nasıl sağlayacaksınız? 

 

Faiz ve Riba’nın tanımında ciddi sorunlar var. Ayrıca haramlık faiz oranları ile değişmez. Merkez Bankası faizinin 15-16 veya on olması dini hükmü değiştirmez. Hele şu “Politika faizi” “Repo”, Merkez Bankası’nın bankalara uygulamadığı teminat karşılığı olan faizler, hepsi aslında Riba/Faizin türevlerinden başka bir şey değildir. Esasen piyasada birçok faiz oranı var, hazinenin borçlanma faizi Merkez Bankası faizleri indikten sonra 16’lardan 20’nin üzerine çıktı. Gerçekleşen ve beklenen enflasyon oranlarının altında Türk Lirasına faiz uyguladığımızda bu reel faizin negatif olması gerçeğini doğurur ki, bu da yatırımcıların TL varlıklara yatırım yapmamasını sağlar. Günümüzde AB, Japonya ve ABD’de %1 - 2 - 3 gibi reel faizler uygulanıyor ancak ülkemizde faizleri 15 seviyesinde tutmak reel faizlerde -15’lere varan reel faiz uygulanması anlamına geliyor ki, bu TL varlıklara yatırım yapanların varlıklarının %15-20’sini reel olarak kaybetmeleri anlamına geliyor, ki bu da haramdır!. “Faiz”i gözümüze çok yaklaştırınca, arkasındaki Riba ormanındaki yangını görmüyor gibiyiz sanki! Bu da tüm yatırımcıları TL varlıklarından kaçırıyor, döviz ve diğer varlıklara yöneltiyor. Halihazırda tüm parasal varlığımızın %60’a yakını döviz tevdiat ve diğer varlıklarda bulunuyor. Yani TL’ye güven kaybolduğunda faiz indirimi ile ülke parasal varlıklarını kaybediyor. Bu da ekonomik fakirleşme ve enflasyona sebep oluyor. 

 

Evet, para politikalarını belirlemede esas olan temelde güven ve geleceğe yönelik, ekonomik ve politik derinlik, öngörülebilirlik ve değişen şartlara uyum performansıdır. Müslümanların ekonomisinde adalet ve denge asıldır. Ölçü ve tartının hassas olması gerekir. Adalet piyasaya da siyasete malzeme, basamak yapılamaz, manipülasyon için kullanılamaz. Haramdır!

 

Borsa eski başkanı Himmet Karadağ bir açıklamasında,  “Biz enflasyon derken TÜFE’yi esas alıyoruz, tüketicinin sepetindeki fiyat artışı. Para otoritesinin onun biraz daha ötesine bakması lazım, maliyet enflasyonunun uluslararası tüm üretim kararlarını etkilediği ki, reel anlamda fiyat artışı oldu birçok emtiada ve lojistikte. Burada bu fiyat artışları varken sadece TÜFE’den hareketle bir politika oluşturmak yanlış.  Onun için bir paçal yapmak gerekirse TÜFE-ÜFE arasında bir yerde konumlanmak lazım. Dolayısıyla ÜFE’deki rakam maliyetlere yansıyacak bir müddet sonra da TÜFE’ye yansıyacak. Şimdi burada bizim TÜFE 19, ÜFE 15 olsa o zaman beklenen de aynı paralelde gitse zaten ÜFE’den bana bir destek geliyor tamam aşağı yönlü bir karar alabilirdim, piyasada onu bekler zaten. Piyasa şu an faiz indirimini makul bulmuyor, realite dışında algı beklentilerin de doğru yönetilmesi gerektiğine inanıyorum” diyordu.

 

Siyasetin önünde zorlandığı bir “reel politik putu” var. Hayatı piyasayı kim yönetiyor, Allah mı, FED mi, LIBOR mu? Piyasaya HÜKÜM koyan, piyasayı TERBİYE eden kim. Bu durumda LA İLAHE demek ne anlama geliyor? Mevcut kurallara uyacaksanız, konulduğunuz sepetin içinde çözüm arayacaksınız. HAK olanı mı, yoksa PİYASA gereklerine mi uyacaksınız? Geldik mi, KADER’e, RIZIG’a, ECEL’e. Geldik mi LAİKLİK konusuna. Atış da, satış da serbest!

 

Piyasa şartlarında faiz indirimlerini dillendirmek ticari matematiğe ters düşüyor. Aşağı yönlü hiç mi faiz indirimi olmaz, olur tabii ama dillendirilmez. İneceği zaman iner. TL varlıklarda yatırım yapanların ekonomiyle ilgili lobilerin, ihracatçıların üreticilerin demesi lazım ki “bizim o kadar döviz borçlarımız var, reel anlamda kuru negatif etkileyecek faiz indirimi istemiyoruz” demesi lazım. Tamamen çıkar maksatlı bir bakış açısıyla bile, faiz indirimlerinin sonucu olarak, kurun yukarı yönlü hareket edeceği belli ise muhtemel risk ve kayıplar ile olası getiri ve kazançların iyi hesaplanması lazım. Bundan ihracatçımız mı kazanacak? Üreticimiz mi kazanacak? Yatırım yapan mı, işletme mi kazanacak? Yatırım yapan işçi-memurumuz mu kazanacak? Doğru hesaplanmalı. Öngörülebilirlik algıları daha kötü olacak hiç kimse kazanmayacak ise kurgu revize edilmeli. Ya da bu şekilde elde edilen kazanç ne kadar meşru!

 

İhracatçı kur yukarı olsun ister, ama ithalatımız ve ihracatımız belli. Bizde ihracatın ithalatı geçtiği bir parametre yok. Reel efektif döviz kuru 50-60 bandına inmiş. 

 

Kısa vadede yüksek faiz oranlarının vereceği hasar çok sınırlı kalırken, yükselen kur firmaların doğrudan ve hızlıca belini bükebiliyor. Gelirler TL ile ama borçlar Dolar Euro, on yılda ödemeyi planladığı borç bir anda parametre değişince 25 yılda ödeyemeyecek hale geliyor. Dünyanın birçok ülkesinde kur faiz finansman pasif yönetimi CFO seviye iştir. Yani sizin finans direktörünüz bunları yönetir. Pasif tarafında hangi kurdan borçlanmanız gerekiyorsa onu ayarlar. Öngörülebilir bir şekilde hesaplayabilir ama Türkiye’de bu iş öngörülemiyor. Bugünkü durum Türk Lirasının %40 devalüasyona uğradığı anlamına geliyor. Bundan sonra borçlanma bu trende göre olacak demektir. Bir de stok dış borçta, hem devlet hem de iş dünyası, aynı oranda maliyet yüklenmiş olacaktır. Bu durum devam ediyor. 

 

Evet bizi önümüzdeki günlerde yine bu konuya dönmek zorunda kalacağız, çünkü yazmamız gereken çok şey var. Sadece bugünle ilgili değil, gelecekle ilgili de. 

 

Selâm ve dua ile.

Google+ WhatsApp