Özgürleşmekten korkuyordu

Özgürleşmekten korkuyordu


Genç, tıp fakültesini derece ile bitirmiş, uzmanlığını tamamladıktan sonra ise çocukluğunun geçtiği şehrin en gözde hastanelerinden birinde göreve başlamıştı. Genç doktor işine şevkle sarılmıştı ve çıkış saatlerini uzatarak hastalarına şifa dağıtmaya devam ediyordu. Doktor, hayatını tek kimlik ekseninde sürdürmekteydi, o sadece bir doktordu ve işini hakkıyla yapabilmek için büyük bir özveri ile çalışıyordu. Bugüne kadar hayatın diğer veçheleri ile pek alakadar olmamış, dünyayı sadece yaşadığı evin ve yaptığı işin penceresinden değerlendirmiş ve insanlarla yakınlık kuramamıştı. Doktor, hayatın içinde değil hep kıyılarında gezinmiş ve hayatını iş ile ev arasına sıkıştırıp sosyal alandan uzaklaşmıştı. Bu güne kadar bağ kurduğu hiçbir arkadaşı olmamıştı, iş arkadaşları birbirleri ile dostluklar geliştirirken o bundan hep kaçınmış, kendini yalnızlığa vurmuştu. Doktor, ne akrabaları ile ne iş arkadaşları ile ne de komşuları yakınlık kurabilmişti, o sadece bir doktordu ve dünyayı tek kimlik üzerinden tanımlayabilmekteydi.

 

 

Eğitimci bir anne-babanın tek çocuğuydu doktor ve çocukluğuna dair aklında kalan tek şey, ebeveyninin ders çalışması için kapattığı o loş odaydı. O zamanlar hayata bir bütün olarak bakabiliyordu, arkadaşları ile daha fazla vakit geçirmek, oyunlara iştirak etmek, toprağa dokunmak, gökyüzünü seyretmek için can atıyordu fakat her seferinde engellenmekteydi. O arkadaşları ile oynamak istediğinde anne, “Ders çalışmalısın, iyi bir puan alıp tıbbiyeye girmelisin” deyip onu o kasavetli odaya kapatmaktaydı. Bu loş oda onun neşesini alıp götürmekte ve kendini kötü hissettirmekteydi. Bu kasavetli odadan dışarıya çıkabilmek için her yolu dener ve çaresiz boyun eğerdi.

 

Anne-baba, “Derslerine çok çalışmalısın bunu seni sevdiğimiz için söylüyoruz” diyorlardı ama o sevildiğini değil cezalandırıldığını hissediyor ve onlara içten içe öfke besliyordu. Annenin kendisine niçin mesafe koyduğunu anlayamıyor ve dünya ile ilişkilerini belli bir mesafe üzerine kuruyordu. Okulda bir arkadaşının annesi ziyaretine gelip sarıldığında o koşarak dışarı çıkmış ve yüzünü avuçlarının içine almış saatlerce ağlamıştı. Çocuk dünyadaki tek rolünün ders çalışmak ve tıbbiyeyi kazanmak olduğuna inanmış ve tıbbiyeyi kazandığında ise anne-babanın ilk defa tebessüm ettiklerini fark etmişti.

 

Anne-babanın donuk, sevgisiz ve yalnız dünyalarına hapsolan o çocuk büyümüş ve bir doktor olarak göreve başlamıştı. Fakat hayallerine ulaştığı halde kendini bir türlü iyi hissedemiyordu. Sevginin sadece başarı, para ve mevki ile mümkün olabileceğini zannediyordu ama artık bunun mümkün olmayacağını fark etmişti. Yolunda gitmeyen bir şey vardı genç doktorun hayatında fakat bunun ne olduğunu kendisi de anlayamıyordu. Mutluluğunu çalan, umutlarını kurutan şeyin ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu.

 

Genç doktor, iş arkadaşları ile bağ kuramamakta, onların hazırladığı etkinliklere dâhil olmayıp hep kıyılarda yaşamayı tercih etmekteydi. Sevgi, fedakârlık, paylaşım ve bağlanmak onun hiç tanımadığı, bilmediği şeylerdi. O yüzden ne zaman bir arkadaşıyla oturup sohbet etmeye kalksa korkuya kapılmakta ve ortamdan bir an önce uzaklaşmaya çalışmaktaydı.

 

Genç doktor, ebeveyninin hayallerini gerçekleştirmişti ve şehrin en gözde hastanelerinden birinde göreve başlamıştı. Fakat doktor kimliğinin dışına çıkamamış ve insanlarla ilişkilerinde başarılı olamamıştı. Kendini çok yalnız hissetmekteydi oturup kahve içebileceği bir arkadaşı dahi yoktu, her gün karşılaştığı kapı komşusuyla bir kere de olsa selamlaşmamıştı. Anne evlenmesi için ısrarlarını sürdürse de o evliliği devam ettirebileceğine inanmıyor ve reddediyordu. Akşam evine gittiğinde başını eğip düşünüyor ve yaşam tarzını değiştirmek; mahallede herkesle iletişim kurabilen işportacı gibi, insanlarla hemhal olan bakkalcı hacı amca gibi, emekli memur Zeliha teyze gibi hayata katılmak ve sosyalize olmak istiyordu. Ama çocukluktan beri izole bir hayat yaşamıştı ve özgürleşmekten korkuyordu. Sorunun farkına varmıştı ancak kapatıldığı hücreden çıkabilmek için harekete geçemiyor, buna cesaret edemiyordu.

Google+ WhatsApp