Öyle demiş darbeci Sözcü: Bu neyin intikamı!

Öyle demiş darbeci Sözcü: Bu neyin intikamı!


“Lütfen Taliban’ı tanımayın” sözleriyle karşımıza çıktı, Afgan gazeteci..

 

“İki defa kırbaçlandım” diyordu..

 

Merak ettik, kulak kabarttık..

 

“Taliban daha üç gün önce yönetimi devir aldı. Ne ara, kadın kırbaçlamaya başladı” diye dikkatimizi kendisine verdik..

 

Lailuma Sadid imiş, Afgan gazetecinin adı..

 

Afganistan adına, NATO’da görev de yapmış..

 

Siz onu, Afganistan’da devrilen eski yönetimin, bir memuru olarak kabul edin...

 

Ama biz kırbaçlanmayı merak ettik ya..

 

Onu bir anlayalım..

 

Taliban iktidarı devir almasının birinci günü mü?

 

Yoksa ikinci günü mü?

 

Başka gün kalmadı zaten.. Acaba üçüncü günü mü, Lailuma hanımı kırbaçlamış?

 

Anlatıyor, Lailuma Sadid:

 

“Bir kadın olarak Taliban rejimi baştayken Afganistan’da 1997’de iki defa kırbaçlandım. Taliban tarafından ve ben bunların yeniden yaşanmasını istemiyorum. Oradaki halkın yeni neslin bunları tekrar yaşamasını istemiyorum. Çünkü ben bunu hiç atlatamadım.”

 

Oha, abla..

 

Üzerinden 24 yıl geçmiş.

 

Bu ne intikam ya, diyeceğim de..

 

Ablamızın kırbaçlanıp kırbaçlanmadığını bile bilmiyoruz..

 

Ablamız anlatıyor..

 

Nerede, niçin kırbaçlandığını söylemiyor..

 

Bir suç mu işlemiş, belirtmiyor..

 

“Taliban bu. Kadınları zaten kırbaçlar” diyecek de..

 

Biz de yapıştıracağız soruyu:

 

“Haydi ‘küçük kızları da mı kırbaçlayacaklardı’ diyeceğinizi tahmin ederek.. Kız çocuklarını saymayalım. Ama yetişkin olarak, 14 milyona yakın, kadın var.. 14 milyon kadını, kim, ne kadar zaman diliminde, 2 defa kırbaçlayabilir ki?”

 

Nereden baksanız, absürt bir iftira..

 

Ama biz dönelim..

 

Afgan gazetecinin ağlayarak “Taliban’ı tanımayın” sözleri üzerinden, Türkiye’deki sol medyanın oluşturmak istediği algıya..

 

Afgan gazeteci ablamız, “Taliban’ı tanımayın” deyince, bir hoş olmuşlar..

 

“İki defa kırbaçlandım” deyince..

 

Daha da mutlu olmuşlar..

 

Ama bir ilginç tevafuk var..

 

Tam da..

 

Afgan gazeteci ablamızın kırbaçlandığı yılda, Türkiye’de de, başörtülü üniversiteli kızlarımız kırbaçlanıyordu.

 

Hem nasıl kırbaçlanma.

 

Sadece iki defa mı?

 

Ne gezer.

 

Ömür boyu kırbacı sırtlarında, yüzlerinde hissedecek şekilde kırbaçlanıyorlardı..

 

Üniversitenin kapısından geri çevriliyorlar..

 

Birazcık itiraz ederlerse, gözaltına alınıyorlardı.. Hatta tutuklananlar bile vardı.

 

Sadece ve sadece.

 

“Okumak” istedikleri için..

 

Bizim tesettürlü insanlarımız, hak ettikleri üniversitelere devam edemediler..

 

Herhangi bir sebeple üniversiteden kaydı silinenlere tanınan hak çerçevesinde.

 

Onlar da, yıllar sonra başörtü yasağı kalktıktan sonra.

 

Üniversiteyi bitirenleri oldu ama..

 

Kimisi Hukuk’u bitirip, avukatlık yapabilecek iken. Kimisi Tıp’ı bitirip, doktorluk yapabilecek iken..

 

Bu ideallerini gerçekleştiremediler..

 

Bunun sorumlusu olan 28 Şubat generalleri, şimdi cezaevine konuldu..

 

Afganistan’daki Taliban’ın işbaşına gelmesini, “Ne olursunuz, ben 1997’de kırbaçlandım, bu Taliban’ı tanımayın” diyerek, dünya genelindeki devletlere çağrıda bulunan Afgan gazeteciyi, allayıp pullayarak takdim eden sol medya... Kemalist medya.. Ulusalcı medya..

 

Sıra Türkiye’deki kırbaççılara gelince..

 

Manşet atmışlar:

 

“Bu neyin intikamı!”

 

Evet, Sözcü’nün manşeti, birebir böyle..

 

Afganistan’da, bir tane bayan, “Ben 1997’de Taliban tarafından kırbaçlatıldım” deyince.

 

2021’de Taliban’ı tu-kaka ilan ediyoruz..

 

Devletlerin yetkililerine, Afgan gazetecinin ağzından çağrıları yapıp, “Taliban devletin resmi yetkilisi olarak tanınmasın” çağrısı yapıyoruz.

 

Ama..Türkiye’de, onbinlerce kızı kırbaçlatan, okuma haklarını elinden alan darbeciler hakkında resmi işlem yapılması için yıllarca bir işlem yapılmamasını bir kenara koyun.

 

AK Parti iktidarının yargıya getirdiği bağımsız karar alma ortamı sayesinde, o darbeciler mahkum olunca..Sözcü manşeti atıyor:

 

“Bu neyin intikamı! Yaşları 80’in üzerinde emekli generaller cezaevine konuldu.”

 

Hatta bir gün öncesinde de..

 

“Onlar görevlerini yapmışlardı” diye, savunmalarını bile üstlenmişti, Sözcü gazetesi.. Şimdi rezaleti görüyor musunuz?

 

Afganistan sözkonusu olunca. Taliban’ın  suçlanması sözkonusu olunca.

 

24 yılın geçmesine falan bakmadan.

 

“Altı üstü iki defa kırbaçlanma” demeden.

 

O kırbaçlanmanın da ne sebeple olduğu bile bilinmeden..

 

24 yıl sonra, “Taliban’ı tanımayın. Bunlar çok ağır suçlar işlediler” diyenler..

 

Diyenlere sayfalarını açıp, manşetlerine taşıyanlar..

 

Sıra Türkiye’deki 28 Şubat darbecilerine gelince..

 

“İnsaf ya. 24 yıl geçmiş. 24 yıl önceki darbenin hesabı sorulur mu, hiç?” diye karşı çıkıyorlar..

 

Hani; 24 yıl önceki darbecilerin yaptıkları suçların, Türkiye’de bir daha işlenmesi noktasında bir söylemleri olsa..

 

“24 yıl sonraki cezalandırmayı bir düşünelim” diyeceğim de..

 

Bugün dahi, “O başörtülüler yok mu, o başörtülüler.. Hakimliğe girebiliyorlar. Emniyete girebiliyorlar. Hatta subay bile olabiliyorlar. Ah biz bir iktidara gelelim.. ..” diye başlayan cümlelerle, başörtülülere kin ve nefret kusan bu ulusalcılar..

 

 Darbecilerden ancak 24 yıl sonra hesap sorma imkanı bulunduğunda da, “Üzerinden çok zaman geçti. Bu nefretiniz ne, bu intikam duygunuz ne?” diyerek, suçluyu değil, mağdurları mahkum etmeye kalkıyorlar..

 

Sizler ne uyanık insanlarsınız ya..

 

24 yıl önce, tepemize balyozları indirdiniz.

 

Şimdi balyozları indirenler, yargı tarafından mahkum edilince..

 

Şimdi bizim tepemize bir balyoz daha indirmeye kalkıyorsunuz: “Ne kadar intikamcısınız. Siz ne kadar vicdansızsınız? Siz ne kadar kötüsünüz?”

 

Bugün dahi, o darbecilerin engellemesi sebebi ile haklarını tam olarak alamamış onbinlerce insanımız mağduriyet yaşamaya devam ederken..

 

Askeriyeden atılmış, memurluktan atılmış, üniversiteden atılmış binlerce insanımız şu veya bu sebeple henüz haklarını geri almamış iken..

 

Adamlar zeytinyağı gibi üste çıkıp, bizi suçluyorlar:

 

“Ne kadar intikamcısınız?”

 

O darbeye alkış tutan Emin Çölaşan’ı kapının önüne koyun..

 

Darbeye destek veren Uğur Dündar’a, “Kusura bakmayın. Bizim vicdansızlarla işimiz olmaz” deyin..

 

Dindarlara her daim tuzak kuran Saygı Öztürk’e, “Sen hala bu ülkede gazeteciyim diye dolaşıyor musun? Haydi tıpış tıpış cezaevine diyeceğiz ama. Bizim o yetkimiz yok. Haydi evine. Bir daha gazeteye uğrama” deyin..

 

Ben de, “İntikamı bırakalım” diyeyim.

 

Siz bu darbe destekçileri ile, milletin seçtiği Erbakan’ı o gün hükümetten indirdiğiniz gibi, bugün de Tayyip Erdoğan’ı indirmek için geceli gündüzlü iftiralar atın.. Biz de, “İntikam doğru şey değil” deyip, sizlere acıyalım, öyle mi, darbeci Sözcü ekibi?

Google+ WhatsApp