Ötekinin acısını hissedebiliyorsanız insansınız

Ötekinin acısını hissedebiliyorsanız insansınız


“İnsan acı duyuyorsa canlıdır, başkalarının acılarını hissedebiliyorsa insandır” der Tolstoy ve insanın diğer adının vicdan olduğuna vurgu yapar. Vicdan nerede bir gözyaşı, nerede bir haksızlık varsa orada olur ve sahibini hakkın tarafında olmaya zorlar. İçimizdeki hâkimdir vicdan, gizil bir dost ve davası hak olan bir sestir.

 

Karanlık dönemlerden geçiyoruz ve başımızı hangi yöne çevirsek şiddete maruz kalmış insanlarla karşılaşıyoruz. Ve ne yazık ki, günümüzde şiddet içeren görüntülerin medya üzerinden sergilenmesi birey ve toplumları öylesine duyarsızlaştırdı ki fertler vicdanları ile irtibat kuramaz hale geldiler ve sağırlaştılar.

 

Küresel otorite, topraklarını işgal ettiği insanların, öksüz bıraktığı çocukların, viraneye çevirdiği şehirlerin görüntülerini medya üzerinden sergileyerek gücünü tescillemek ve zulmü sıradanlaştırmak istiyorlar ama muvaffak olamıyor. Zira cellâtların bunca çabalarına rağmen kitlelerin sesini bastırarak ortaya çıkan ve davam haktır, davam insanlığın bekasıdır diyen vicdanlı şahsiyetler mutlaka oluyor ve onlar ödenecek bedeli göze alarak adalet vurgusu yapmaya devam ediyorlar.

 

Şuna yürekten inanıyoruz; muhterisler şerri yaymak için bütün araçlarını aktive etseler, bütün yandaşlarını öne sürseler ve bütün güçlerini kullansalar da, hakkın safında yer alan şahsiyetler mutlaka olacaktır ve bu şahsiyetler onların bütün planlarını bozacak ve kurdukları tuzakları yıkacaktır… Onlar vicdanları ile irtibatlarını koparmayan ve adaletin tesisini bir sorumluluk olarak gören dava insanlarıdır. İşte yoksullaştırılmış, yalnızlaştırılmış, ekmekleri, hürriyetleri ellerinden alınmış insanların tek umudu bu şahsiyetlerdir.

 

DUA BİR GÜÇTÜR

 

Dünya Sağlık Örgütü stres ve depresyonu çağımızın en yaygın sorunlarından biri olarak değerlendiriyor. Depresyonun bu kadar yayılmasında elbette savaşların yanında maruz kaldığımız salgın hastalıkların ve küresel hesaplar ekseninde oluşturulan sorunların büyük etkisi var. Peki, ruhsal dengemizi bozan ve hayatımızın seyrini etkileyen sorunlar karşısında direncimizi nasıl geliştireceğiz? Bu tehlikelere karşı kendimizi nasıl koruyacağız? Kuvvetle tutunduğumuz inanç ve değerlerimiz, insani ilişkilerimiz ve bizi Allah’a yakınlaştıran dualarımız elbette hayatın zorluklarına karşı bir kalkan olacaktır. Ancak ne yazık ki salgın hastalık döneminde bu doğal düzenek bozuldu ve insanlar birbirlerini tehlike olarak görüp uzaklaşmaya başladılar. Bu durum yalnızlaşma, güvensizlik, stres ve kaygı gibi sorunları tetikleyerek bizi çıkmaz bir sokağa sürükledi.

 

Günümüzde bir yandan robotlardan, yapay zekadan, transhumanizden, sanal gerçeklikten, dijatalizmden, kripto paralardan bahsediliyor diğer tarafta ise savaşın mağdur ettiği insanların, yıkık şehirlerin ve salgın hastalığa yakalanmış kişilerin görüntüleri sergileniyor ve insanlar dört tarafı kapalı bir alana hapsolmuş, çıkış yolu arıyorlar. İnsanlar Hz. Yunus’un çaresizliğini yaşıyor, içinde bulundukları durumdan kurtulmak, salaha ulaşmak istiyorlar ancak kullanılan anahtar işe yaramıyor ve bu araç insanları çağın bunalımlarından kurtaramıyor. Fertler adeta bir balığın karnına hapsolmuş ve Hz. Yunus’un çaresizliğini yaşıyor ancak onun kullandığı anahtarı kullanmaktan kaçınıyorlar.

 

Dev bir okyanusun içinde ve bir balığın karnında mahpus kalan Hz. Yunus’u buradan kurtaran şey neydi? İman, teslimiyet, tövbe ve dua… Okyanusların dalgaları arasında süzülen bir balığa kim ulaşabilecek ve onu bu karanlık tünelden kim çıkarabilecekti yoksa? İnsanların ellerinin uzanamayacağı bir yerdeydi Hz. Yunus ve onu buradan ancak denize de, balığa da hükmedecek olan Yüce Yaratıcısı kurtarabilirdi. Hz. Yunus bunun bilincindeydi ve “Senden başka ilah yoktur, seni eksikliklerden uzak tutarım, ben gerçekten nefsime zulmedenlerden oldum” (Enbiya, 87) diye dua etti.

 

Dua müminin sahip olduğu bir silahtı ve suyun da, toprağın da, gök kubbenin de, balığın da kaderini değiştirecek güce sahipti. Yüce Allah Hz. Yunus’un duasına icabet etti ve O, ol deyince her şey olduğu yerde durdu, her şey bu emre tabi oldu… Deniz kollarına aldığı balığa yol verdi, balık kıyıya ulaştı ve Hz. Yunus’u dışarı bıraktı. Zaman durdu ve Hz. Yunus kıyıya ulaştı. Şimdi bu olayı kim bilimsel verilerle, aklın gücü ile açıklayabilir ki?

 

Çağımızın hastalığı olarak görülen depresyon bize, gücümüzün sınırlı olduğunu, çaresizliğimizi, Allah’a ihtiyaçlı olduğumuzu hatırlatıyor ve duaya işaret ediyor. Fakat biz bu güçlü anahtarı kullanmak yerine kalıcı bir çözüm getiremeyecek yollara başvuruyor ve karanlık bir döngünün içinde sıkışıp kalıyoruz.

Google+ WhatsApp