Orta sınıflara ne oldu?

Orta sınıflara ne oldu?


Doğrusu, zihnimde yazımın konusunu oluşturan fikirler oynaşır hâlde klavyenin başına oturduğum esnâda hüzünlendiğimi îtiraf etmeliyim. Yapmak istediğim bir bakıma içinden geldiğim bir sınıfla hesaplaşmak..Kolay olmayacak…

 

Uzatmadan hemen ifâde edeyim. Artık hiç kimse bana “orta sınıfların” şişkin olduğu bir toplumsal yapı veyâ düzenin özlenir, ideal bir durum olduğu fikrini kabûl ettiremez. Biraz sosyolocya okuyan hatırlayacaktır. İdeal toplum tasvirini veren bir şekil vardır o kitapların bir yerlerinde. Yukarısı ve aşağısı büzüşmüş, orta taraflar ise şişkin, “tombiş” bir şekildir bu. Tefsirinde ise şu söylenir: “İşte sürdürülebilir toplumsal düzen budur. Orta sınıflarınız ne kadar gelişmiş olursa o kadar rahat edersiniz”. Müteakip sayfalardan birisinde ise bunun tam tersi bir şekil vardır. O şeklin orta tarafları “sıska”, aşağı kısımları ise dolgundur. Denir ki “işte tehlike burada”..Eğer orta sınıflarınız zayıflarsa, isyanlar patlak verir, istikrar kalmaz”.. Hamiş: Ne yapın edin orta sınıflarınızı güçlendirin…

 

Merhum Turgut Özal sık sık “orta direk” inşâ etmek ve onu güçlendirmekten bahsederdi. Muhalefet ise eşitsizlikler arttıkça, yâni bu hedeften sapıldığında Özal’a ağzına geleni söylerdi. İlâç için birisinin çıkıp, “Yahu toplum inşâ etmek çadır kurmak gibi bir şey değildir” demezdi. Her neyse… 2010’ların başlarında AK Parti’nin ekonomik başarısı ise mevcut orta sınıflara sayıları milyonlarla ifâde edilen yeni orta sınıfları eklediği yolundaydı. 2020’lerde ise parti ve onun liderini hedef alan eleştiriler ise krizleri idâre edememek ve orta sınıfların eridiği süreçleri durduramamak yolunda. Şimdi burada birilerinin ,”Yahu, bir zamanlar direğe benzettiğiniz orta sınıflar şimdi de tuz veyâ şeker mi oldu da eriyiveriyor” diyemiyor..

 

Efendim, bir zamanlar bu orta sınıfların târihini çeşitli kaynaklardan okumuş , biraz öğrenmiş birisi olarak bu değerlendirmeleri tuhaf hislerle tâkip ettiğimi ifâde etmeliyim. O tombiş şekillerin altında ne yattığını az çok kestirebiliyorum. Hikâye aslında birikmiş zenginliklerin “yeniden bölüşüm” üzerinden aşağıya akıtılması ve vasatlara çekilmesinin târifidir. Yâni ekonomik bir akıl yürütmeyle orta sınıfları bir gelir dilimi olarak görmeyi ifâde eder. Hâlbuki orta sınıf dediğimiz toplumsal dünyâların “kültürel doğrultuları” hiç hesap edilmez. Aslında bilmediklerinden değil..Tam tersine bilirler ki sınıfsal târihin en “belâlı “ sınıfıdır bu orta sınıflar. Ekonomik akıl mârifetiyle onu ekonomik bir kategoriye indirgeyip “ehlileştirmenin” derdidir bu. Daha basit olarak ifâde edeyim, “parayı verip sustururuz onları” beklentisi yatar bu akıl yürütmelerde.

 

Evet orta sınıflar târihin en “mızmız”, en “mızıkçı” sınıfıdır. Sürekli oyun bozandır. Dikkâtiniz çekerim ,”en isyankâr” sınıfı demiyorum. İsyanları tabiî ki daha aşağıdan sormak gerekir. Kendi hâlinde patlak veren, târihte sayısız misâli olan hareketlerdir bunlar. Târih boyu köleler, fakir köylüler, mülksüzler isyân eder. Bir reflekstir bu. Orta sınıflar ise isyân etmez, isyan edenlerle, kendisine isyan edilenlerin, meselâ plebler ile patriçilerin arasına girer, dâima mızmızlık eder, mızıkçılık çıkarır. Bu işin konvansiyonel boyutudur. Cirmi kadar yer yakar. Meselâ esnaf kötümserliği buna misâldir. En bol kazançlı günlerinde bile esnaflar bir şeylerden şikâyetçidir. İstediklerini birebir aldıklarında bile sevinç göstermezler. Yüz ifâdeleri donuklaşır, arkalarını döner giderler. Tıpkı bunun gibi, yeniden bölüşüm zamanlarında, yâni refaha erdirilmiş o güzel zamanlarda Avrupalı orta sınıfların yüzleri genel olarak gülmezdi. Fransız orta sınıfları Fransa’ya, Alman orta sınıfları ise Almanya’ya ağzına geleni söylerdi. Elbette bu mızıkçılık daha rafine orta sınıf unsurlarında, yâni entelektüel ve bilhassa ideologlarda işlenir ve “eleştirellik” kıvamına getirilir. Sayısız edebiyat, fikir ve sanat ürününü orta sınıf geleneklere borçlu olduğumuzu inkâr edecek değilim. Ama temelde eleştirelliğin aslında mızmızlığın işlenmiş bir türü olduğunu da görmezden gelmeyeceğim. Dahası, orta sınıfların bir temelli başarısı da aşağıdakilerin isyan refleksini dolayımlama kontrol etme kapasitesi kazanmış olmasıdır. Mızmızlığı tamamlayan diğer bir damar da “kışkırtıcılık”tır. Bu noktada amipler gibi bölünür orta sınıflar. Dahası bir iç kavga başlar. Bâzıları bu “kışkırtma” işini tehlikeli bulur ve muhafazakârlarda olduğu üzere “kışkırtıcılara “ kızar ve gerilimleri “topraklama” işine soyunur.

 

Tüketim kapitalizmi, bir zamanlar elde ettiği derinlikler düşünüldüğünde entelektüel düzeyde orta sınıflara çok şey kaybettirdi. Orta sınıfların giderek daha da büzüştüğü ve toplumsallıklarını daha bir kapalı devre yaşamaya başladıklarını gördük. Solipsizm ve cemaatleşme orta sınıflarda kol geziyor. Gelin görün ki “hazcılık” da orta sınıfları kesmiyor, yatıştırmıyor. Mızmızlık berdevâm… Buna katıksız bir dışavurumculuk; kısacası kesintisiz taşkınlık hâlleri eklendi. Garip bir kombinasyon, pardon, “kombin” oldu bu. Aşağıdakileri, dolmuş usûlü ele geçirebildiklerini “acıma nesnesi yaparak” kışkırtmaya devâm ediyorlar. Lümpenlik duvarına çarptıklarında ise seçmeci yakınlıklar üzerinden eledikleriyle yetiniyorlar. Ama toplumsal dâirede bunun fırsatları hayli azaldı. Bu boşlukta artık daha çok kendilerini ve kendi gibi bildiklerini kışkırtıyorlar. Nefret odaklı derin bir duygulanımcılık yaşıyorlar. Sosyal medya ise bunun kanallarını doyum tokum veriyor.. Velhasıl bizim sınıf iflâs etti.. Yapacak bir şey yok…

Google+ WhatsApp