Oradan buradan

Oradan buradan


Bazen bir kedinin neden size bütün dikkatiyle size uzun uzun baktığını merak edersiniz. Muhtemel ki o sırada o kedi de aynı şeyi sizin için düşünmektedir.

 

“Aslında hayatı çok daha düzgün bir şekilde yaşamak istiyorum ama olmuyor!” diye içlendi bir devrik cümle.

 

Çok düşündü ve hayatının çok kalabalık olduğuna kanaat getirdi. Daha minimalist bir hayat yaşamaya karar verdi. Çevresindekilerden bazılarını da buna ikna etti. Onlarca kişi bu fikrin etrafında toplanınca bir grup oluşturdular ve hep birlikte, hayatlarında fazlalık olarak gördükleri şeylerden tek tek vazgeçmeye karar verdiler. Başlangıçta her şey yolunda gitti ama zamanla, her vazgeçilen şeyde aralarından birileri tereddüt yaşamaya başladı. Bu tereddütler giderek arttı, buna karşılık çok üzgün olduğunu söyleyerek gruptan ayrılanların sayısı arttı. Sona gelindiğinde grup tamamen dağılmış, minimalist bir hayat yaşamaya ilk karar veren kişi tek başına kalmıştı. O kişi, bu yolda tek başına kalmayı da minimalizmin bir cilvesi olarak gördü ve yoluna devam etti.

 

“Tanrı bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme rahatlığını, mümkün olanları değiştirme cesaretini ve bunları her zaman birbirinden ayırma bilgeliğini bağışlasın” diye yazmış Kurt Vonnegut, ‘Mezbaha No:5’ kitabında.

 

Uzun zamandır gözlerini elindeki romandan ayıramıyor; bir gün, geçip giden günlerinin de meraklı biri tarafından aynı dikkatle okunabileceği bir romana dönüşmesini umuyordu.

 

Okumadığım kitapların orasında burasında “1. Baskı”, “5. Baskı”, “20. baskı” ibarelerini gördüğümde üstümde ister istemez bir baskı hissediyorum.

 

Jack Kerouac’ın ‘Yalnız Gezgin’ kitabından aydınlatıcı birkaç satır: “Birbiri ardına geceler boyunca yıldızları seyredip durmuş ve sonunda, ‘yıldızların birer sözcük olduklarına’ kanaat getirmiştim. Samanyolu’ndaki sayısız diğer dünyalar da, tıpkı bu dünya gibi birer sözcüktü. Sonra anladım ki, nerede olursam olayım, ister düşüncelerle dolu küçücük bir odada, ister dağların ve yıldızların alabildiğine uzayıp gittiği bu evrende, her şey beynimin içinde olup bitiyordu”

 

Her kulağı çınladığında ‘Biri beni andı!” diyordu. Umudu, onu aklından geçiren insanların sayısının kulak çınlamaları kadar çok olmasıydı.

 

“Ne diyeceğimi bilemiyorum” dediğimizde, “Söyleyecek bir şey bulamıyorum!” durumundan daha çok, “Söylemek istediğim onlarca şey arasından birini seçemiyorum!” demiş oluyoruz. Meselenin iyimser izahı budur ve bu tür bir çaresizlik güzel bir şeydir!

 

Hayat, yaşadığımız her gün için yüzümüze bir çentik atar. O sebeple ki yüzünüzdeki çizgileri küçümsemeyin, bütün hikayeniz o derin çizgilerdedir.

 

Dalıp gitmiş insanlar, içlerindeki bir kuyuya düşmüş insanlardır. Sonra hayat onları dürter ve dalgınlık kuyusundan çıkarır.

 

Kapısını açıp içeri girdiğinde şehrin dağdağasını ardında bırakan insanlar da var.

 

“Sıra sıra dizili bütün bu evler” dedi beyaz saçlı adam,” olsa olsa şehrin paragraflarıdır”.

Google+ WhatsApp