Ölüme giden “ümit yolculuğu”

Ölüme giden “ümit yolculuğu”


Bundan birkaç yıl önce, Avrupa ülkelerine sığınmak veya bu ülkelerde daha iyi hayat şartlarına kavuşmak amacıyla, teknelerle, botlarla veya kaçak yolcu taşıyan küçük gemilerle Akdeniz sularına açılan sonra bindikleri deniz aracının hedefe ulaşamadan batması nedeniyle hayatlarını kaybedenlerle ilgili bir uluslararası toplantıya katılmıştım. 

 

Katılanlar arasında, aile fertlerinden veya yakın akrabalarından bu olaylarda boğulmuş olanlar da vardı. Ölen yakınlarının çaresizlikleri ve yaşadıkları kazalar  karşısında kendilerine yardımda bulunulmamasıyla ilgili ulaştıkları bilgileri aktarırken gözlerinden dökülen yaşlar yürekleri yakıyordu. 

 

Söz konusu deniz araçlarının bazıları taşıyabileceğinden fazla yük almalarından dolayı daha yolun ortasına varmadan batmıştı. Araçların sahipleri böyle bir olaya karşı tedbirlerini alıyor, araçlarının batması durumunda yanlarında bulundurdukları malzemeleri kullanarak kıyıya çıkmayı başarıyorlardı. Yolculardan, bu yolculuk için yüklü paralar aldıkları için batan araçlarının parasıyla beraber kârlarını da zaten fazlasıyla çıkarmış oluyorlardı. Daha iyi bir hayata kavuşma ümitlerini istismar ederek paralarını aldıkları yolcuların hayatları ise onları hiç ilgilendirmiyordu. Onlar için önemli olan bu işten elde ettikleri paraydı. 

 

Bazı araçlar, gitmek istedikleri ülkelerin kıyı güvenliği tarafından kıyıya yanaşmaları engellendiği için batıyordu. Bunlardan bazılarına kurtarma ekipleri gönderiliyor, ama çoğuyla hiç ilgilenilmiyordu. Sağ olarak girmelerine izin verilmeyen bu “ümit yolcuları”nın araçları battıktan sonra boğulmalarının ardından cesetleri denizden toplanıyordu. Çağdaş uygarlığın temsilcileri, deniz yoluyla düzensiz girişleri engellemek için böyle bir yönteme başvurmakta sakınca görmüyordu. Yani batan araçların yolcularının hepsinin de zamanında yardım ulaşmadığı için boğuldukları sanılmamalı. Bu yoldan girişleri engellemenin farklı yöntemlerini deneyenler, söz konusu yolcuların sağ olarak girmesine fırsat vermek yerine cesetlerini denizden toplamayı yeğliyordu. 

 

Sözünü ettiğim toplantıdan sonra ne zaman böyle sığınmacı teknesinin battığına ve yolcularının boğulduğuna dair haber karşıma çıksa, o toplantıda gözlerinden yaşlar akarak konuşan insanları hatırlıyorum. 

 

24 Kasım 2021 tarihinde de Manş Denizi üzerinden Fransa’dan İngiltere’ye yolcu taşıyan bir botun batması sonucu 27 kişinin hayatını kaybettiği haber verildi. 

 

Olaydan hemen sonra İngiltere ve Fransa iç işleri bakanları aralarında görüştü ve ardından birtakım açıklamalar yaptılar. Ancak yapılan açıklamalardan anlaşıldığına göre görüşmenin gündemini, yaşanan olayın perişan ettiği ailelerin acıları değil daha çok bu “düzensiz göç” olayının nasıl önüne geçilebileceği konusu oluşturuyordu. 

 

Bu arada, son derece tehlikeli bir botla o yolcuların taşınmasından sorumlu tutulan bazı kişiler hakkında da soruşturma başlatıldığı açıklandı. 

 

Ancak asıl can yakıcı haber Fransa’nın Le Monde gazetesinde yayınlandı. Olayda hayatlarını kaybeden yolcuların akrabaları yaptıkları telefon görüşmelerinin kayıtlarını da şahit tutarak, yolcuların tehlike karşısında hem Fransız hem de İngiliz yetkililerden yardım istediklerini ama hiçbir taraftan kendilerine yardım ulaştırılmadığını dile getirdiler. Yolcuların onca uğraşıları sonucu gelen kurtarma ekipleri sadece iki yolcuyu kurtarabilmiş, 27 yolcunun ise cesetlerini toplamıştı. 

 

Boğulan yolculardan biri kız çocuktu. Ayrıca beş bayan daha vardı. Bunlardan biri de İngiltere’de ikamet eden nişanlısıyla yeni bir hayat inşa etmek amacıyla “ümit yolculuğu”na çıkan ve Irak’ın Kürdistan bölgesinden olan 20 yaşındaki Meryem Nuri Hame Emin’di. Meryem için ailesinin Erbil’e bağlı Soran ilçesinde bulunan evinde bir taziye programı düzenlendi ve evlenip mutlu bir hayata kavuşmak için yola çıkan bu genç kızın, ümit tüccarlarının tuzağına düşüp Manş Denizi’nin sularında boğularak hayata veda etmesinden dolayı taziye programına katılan herkesin büyük hüzne boğulduğu dile getirildi. 

Google+ WhatsApp