Olimpiyatların jeopolitiği…

Olimpiyatların jeopolitiği…


Olimpiyat yapılıyor mu yapılmıyor mu, var mı yok mu belli değil. Kış Olimpiyatları her zaman üvey evlat muamelesi görmüştür ama ‘Pekin 2022’ iyiden kıyıda köşede kaldı…

 

‘Daha az görünürlüğün’ bir nedeni de, olimpiyatların küresel jeopolitik mücadelenin aracı haline getirilmiş olması. Zaten boykot altında. Sportif değil ama siyasi boykot uygulanıyor…

 

Sportif tarafına katkımız izleyici boyutunda. Ama jeopolitik yüze dokunabilmek için bu alanın en etkileyici isimlerinden biriyle, Prof. Simon Chadwick’le konuştuk. (YouTube’dan izleyebilirsiniz.)

 

Prof. Chadwick, sporun jeopolitiği, jeopolitik ekonomisi konusunda önemli bir isim. ‘Emlyon İşletme Okulu Avrasya Spor Merkezi Direktörü’. UEFA, Coca Cola, Real Madrid’de çalışmış, CNN, Forbes, Financial Times gibi hâkim medya gruplarında yorumlar yapan biri…

 

Röportajdan birkaç kısa alıntı paylaşayım…

 

***

 

“2022 Pekin Oyunlarını hangi ülkeler boykot ediyor? Şöyle bir eksen var; Washington’dan Kanada, Londra, Avustralya’ya uzanan bir ideolojik eksen ve Japonya, Hindistan gibi ülkeler. Sadece diplomatik boykot ilan etmeleri ilginç. Nedeni, bağımlı bir dünyada yaşıyor olmamız. ABD ve müttefikleri Çin’i siyasi ve askeri olarak kışkırtmayı göze alamıyor. Ekonomik olarak da böyle. Karşılıklı bağımlılık var. Küresel iktidar için yarışan ülkeler, ideolojiler var. Bunu sağlamak için olimpiyatları da kullanıyorlar. Bunun için de Batı, Çin’i endişelenmemiz gereken faaliyetler yürüten ülke olarak göstermeye çalışıyor. Ama ekonomik olarak Çin’e bağımlı. Üretim için Çin’e ihtiyacı var. Çip ve küresel finansal sistemin istikrarı kısmen Çin’e bağlı. Dolayısıyla diplomatik boykot, Batı’nın, Çin’in bazı tutumlarından hoşnut olmadığının bir işareti. ‘Çin’den memnun değiliz, Çin’in değişmesini istiyoruz.’ Sınırlı boykotun anlamı bu. Çin, Rusya ve diğerlerinin söylediği ise, ‘Bizi tehdit etmeyin. Biz güçlüyüz. Ne yapacağımızı söylemeyin çünkü dünya değişti”…

 

“1980’de ABD’nin Moskova Olimpiyatlarını boykot ettiğini hatırlayalım. ABD’nin müttefikleri de boykota katıldılar. Ardından 1984’te eski Sovyetler Birliği de sporcularını Amerika’ya göndermedi. Soğuk Savaş dönemine ait bir tabloydu. İki blok arasında kesin bir ayrım vardı. Ancak küreselleşme, bu iki ideoloji arasında derin ve geniş, karşılıklı bağlantı kurdu. Dolayısıyla soğuk savaşta olduğu gibi bu ayrımı kolayca resmedemeyiz. Eskiden Kapitalist dünya ve Komünist dünya karşıtlığı vardı. Ama dünya değişti. Değişenlerden biri de Çin’in yükselmesi. Çin sadece siyasi olarak güçlü değil aynı zamanda ekonomik olarak da güçlü”…

 

“Örneğin ABD, ‘Sadece diplomatik boykota girişmeyeceğiz, sportif bir boykota da girişeceğiz, sponsorlarımıza da talimat vereceğiz, olimpiyatlara desteklerini kesecekler’ deseydi, Çin bunu açık saldırı sayacak, misilleme yapacaktı. Çin ekonomik olarak acı çekecek ama biz de acı çekecektik. Çin’den aldığımız mal ve hizmetler kesilecekti. Herkes, ‘savaş çıkar mı’ diye soruyor ama ekonomik kıyamet daha az yıkıcı olmaz”…

 

“Siyasi olarak Çin, güçlü olduğunu ve giderek daha güçlü hale geldiğinin bilinmesini istiyor. Dikkatimizi ona yöneltmemizi istiyor. Büyük ve güçlü bir ulus olduğunu anlamamız için de belli bir imajı dünyaya yansıtmaya çalışıyor. Çin’in siyasi olarak yapmaya çalıştığı bir başka şey, bu tür etkinlikleri organize edebilecek uzmanlığa, liderliğe ve yönetim becerisine sahip olduğunu dünyaya göstermek”…

 

“Çin şimdi kendi kış sporları tesisini inşa etti. Burası, Çin orta sınıfının kayak ve tatil yapmaya gideceği bir yer. Yani İsviçre’ye, Fransa’ya veya Aspen’e gitmek yerine, artık Pekin’e gidip kayak tatili yapabilirler. Olimpiyatların jeopolitik ekonomisinin ne olduğuna dair bir tür basitleştirme budur”…

 

“Sports-washing’ tabirini şu anlamda kullanıyorlar: Çin, S. Arabistan, Katar veya Rusya gibi ülkeler, spora büyük paralar harcıyor. İnsanlar da bu ülkelerdeki kötü şeyleri görmek yerine, ‘bakın S. Arabistan harika bir ülke, futbola çok para harcıyorlar’ diye düşünüyorlar. ‘Çin, ne harika bir ülke, olimpiyatlara çok para harcıyorlar.’ ‘Sports-washing’ denen şey bu. İnsanların dikkatini bir ülkenin olumsuz yönlerinden uzaklaştırmakla ilgili. Dünyanın diğer bölgelerinden ziyade Batı’da sıklıkla kullanılıyor. Ve Batı bunu, anlamadığımız, sevmediğimiz, karşı olduğumuz ulusları yargılamak, etiketlemek için araç olarak kullanıyor”…

 

“Ben İngiliz’im. Ülkem dünyanın neredeyse yarısını sömürgeleştirdi. Bunu vahşice ve acımasız şekilde yaptık. İnsanları hapse attık, kolonyal dönemde öldürdük. Köle ticareti İngilizler tarafından teşvik edildi. Ancak aynı zamanda, İngilizler sporu, kriketi, ragbi ve futbolu kullandı. İngiliz hükümeti yerel halkın dikkatini dağıtmak, muhalifleri baskılamak ve isyanları bastırmak için sıklıkla bu sporları teşvik etti. Bana göre işte bu ‘sports-washing’ idi”…

 

“Çin’in yaptığı şeyin ‘sports-washing’ olduğu tartışılır. Kiri yıkadığınızı ve lekeleri temizlediğinizi ifade eder. Ama biz yine de Çin hakkında konuşuyoruz. Demek ki Çin’in yaptığı şey endişelerimizi ortadan kaldırmada o kadar da etkili değil. Ancak ‘sports-washing’ ifadesinin Batı’da, dünyanın başka yerlerindeki ulusları etiketlemek veya sınıflandırmak yaygın olarak kullanıldığına katılıyorum. Batı’daki insanların yapmadığı şey ise kendilerini etiketlemek. ‘Sport-washing’ bir araç. Ülkelerin ve ideolojilerin; dünyayı farklı gören ülkelere karşı kullandıkları bir araç”…

Google+ WhatsApp