Okumuş insandan zarar gelmez mi?

Okumuş insandan zarar gelmez mi?


Hz. Peygamber, savaş esirlerine ve kendisini öldürmek için gelenlere dahi merhametle yaklaşmış ve onlarla insani boyutta ilişkiler kurmuştu. Fakat bugün hemen her fırsatta onun adını zikreden bizler öylesine yoksullaşmışız ki, bırakın çevremizi aydınlatabilmeyi önümüzü dahi ışıtamıyoruz. Hak ihlalleri almış başını gidiyor, insanlar katlediliyor, sokaklarımız şiddet denizine dönüşmüş ve attığımız her adımda bir kadının ya da bir çocuğun çığlıkları ile irkiliyoruz. Çaresizliğe teslim olmuşuz, yaşanan kötülükleri ortadan kaldırmaya güç yetiremiyoruz.

 

Ne gariptir ki, beslendiğimiz kültürel yapı, eğitim sistemi, siyasi ve sosyal ilkeler İslami renkler taşımıyor, her şey kapitalist sistemin düzenine göre tasarlanmış ve bu çarpık sisteme şiddet ve rekabet odaklı insanlar yetiştiriyor.

 

Eğitim toplumun inancını, karakterini ve değer algısını şekillendiren etkin bir güçtür. Fakat eğitim sistemimiz, bireyleri diploma sahibi yapmanın ve onlara meslek edindirmenin ötesine geçemiyor, genç bireylerin insan yanını geliştiremiyor. İnsanlar eğitime önem veriyor, yüksek tahsil ediniyor, iş sahibi oluyor ve büyük mevkilere geliyorlar fakat aldıkları eğitim onları erdemli kılamıyor aksine rekabet ve ihtiraslarını tetikleyerek şiddete eğilimli hale getiriyor. Bilgi hikmetten ayrıştırılınca rekabete, şiddete ve kibre dönüşüyor dolayısıyla maddi refah dışında bir kazanım sunamıyor.

 

Hayatı bir yarış, bir rekabetten ibaret gören bireyler doğal olarak suça eğilimli hale geliyorlar ve şiddet, hırsızlık, adam öldürme, gasp, zina, madde bağımlılığı gibi sorunlar hızla artmaya başlıyor. Suçu ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yapılıyor ancak işin içine maneviyat dâhil edilmediği için olumlu bir sonuç elde edilemiyor.

 

“KISASTA HAYAT VARDIR”

 

Rabbimiz, Bakara Suresi 179. ayetinde, “Kısasta hayat var” buyurur ve cana kıyanların misliyle cezalandırılmasını ve toplumun güvenliğinin garanti altına alınmasını ister. İslam hukukunun kabul ettiği kısasın hedefi yok etmek değildir aksine katliamların önüne geçmek ve fertlerin can güvenliğini koruma altına almaktır. Kısas caydırıcı bir etkiye sahiptir ve insanlığın ortak aklıselimiyle kabul edilmiştir. Zira cana kıydığı vakit kendisinin de aynı sonla karşılaşacağını bilen kişi eyleminden vazgeçecek ve tehlike ortadan kalkacaktır. Kısas öldürmek değildir aksine öldürmeyi önlemek ve masumların hayatlarını korumaktır.

 

İslam’a göre insan ahsen-i takvim üzere yaratılmıştır ve sahip olduğu istidatlar ve yüklendiği ulvi sorumluluk itibariyle özel bir değere sahiptir. Kısasın emredilmesi ise insana verilen bu değerin bir göstergesidir. Nitekim Rabbimiz, katiller için en uygun ceza şeklini belirlemiş ve diğerlerinin can güvenliğinin koruma altına alınmasını istemiştir.

 

Kısas yok etmek değildir aksine bir kurtuluş, bir güvenlik unsuru ve hakkaniyet ölçüsüdür ki, uygulandığı takdirde birçok kişinin hayatının kurtulmasına vesile olacaktır. Fakat ne yazık ki kısasın kullanılmaması katilleri cesaretlendiriyor ve caniler canımız istedi deyip katlediyorlar, yüzüme bakmadı deyip katlediyorlar, sesini yükseltti deyip katlediyorlar… Katiller “birkaç yıl yatar çıkarım” diyor ve ellerindeki kılıcı alıp meydanlara çıkıyor, hiçbir sınır tanımadan yıkıyor, küfrediyor, katlediyorlar…

 

Bugün modern ve pozitif hukukun getirdiği adaletin yapılan katliamlara bir çözüm olamayacağı yaşanan tecrübelerle anlaşılmıştır. Katliamları önlemek için katilin misliyle cezalandırılması ve öldürmenin bu kadar kolay olmayacağı konusunda farkındalık oluşturulması gerekir ki, bu Allah’ın bizlere sunduğu bir çözüm yoludur. Bunun dışında bir çözüm aramak katilleri cesaretlendirmek olur…

 

BİR SÖZ

“Bazen kendinden habersiz ölür insan, sesli harfleri bulamadan ve öznesi olamadan hayatının… Ek almadan, kök salmadan…” (Cahit Zarifoğlu)

Google+ WhatsApp