Objektif Şartlar ve Siyasette İtidal

Objektif Şartlar ve Siyasette İtidal


Propaganda mahiyetindeki söylemler yaşadığımız ülkeyi ve dünyayı kesinlikle hakikat çerçevesinde tanımlamıyorlar. Siyasal tutumdaki aşırılıklar büyük kitleleri coşkuyla mobilize edecek imkânlara sahip olsalar da (tecrübeyle sabit olduğu üzere) adalet ve refah üzerinde yükselen yeni bir dünya kurma kabiliyetinden hemen tümüyle yoksundurlar. Bu sebeple iktidar olduklarında pek uzun bir zaman geçmeden öncekilere benzemeye ve bir süre sonra da halka kendilerinden öncekileri aratan çürüme alametlerini sergilemeye başlarlar.

 

Resmi İdeolojiyi Evrime Teşvik Etmek

 

Kültür eski Bakanlarından Fikri Sağlar’ın geçen akşam başörtü-türban ayrımı üzerinden sarf ettiği cümleleri hep birlikte dinledik. Bazı arkadaşlar ürpererek, tüyleri diken diken olarak dinlemiş Sağlar’ın konuşmasını. Ben ise acıyarak biraz da istihza ederek kulak verdim o konuşmaya. Hayır, biliyorum ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sağlar’ı tekzip eden ve kınayan açıklamalarına rağmen CHP teşkilatları ve tabanında ciddi bir karşılığı var bu despotik söylemin. Mevcut CHP yönetimi de ikna olduğu için değil büyük oranda özgürlükleri engelleyemediği için ve Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminin gerektirdiği iktidar aritmetiğini merkeze almaya karar kıldığı için bu despotik söylem ve tutumdan uzak duruyor şimdilik. Fakat buna rağmen CHP’nin başörtüsü-türban karşıtı söylemlerle arasına mesafe koyması önemli bir tercihtir. Kanaatimce bu tercihin samimiyetini sorgulamak yerine diğer alanlara da sirayet etmesi için teşvik edilmelidir.

 

Bu mevcut CHP’ye güvenmek, CHP’nin kurucu felsefesi ve bir asırlık kirli rolünü görmezden gelmek manasına gelmez. Fakat CHP’nin aynı karakterde kalması mı yoksa makul, mantıklı ve adilane bir değişim seyrine girmesi mi teşvik edilmeli? CHP sıkı ve fanatik bir Kemalist çizgide mi kalsa iyidir yoksa Kemalist çizgiden uzaklaşıp temel hak ve özgürlüklere doğru ilerlese mi iyidir? Olmayacak dua gibi bir şey demek mümkün. Ancak en ölü haliyle bile CHP’nin Türkiye’de % 20-25 bandında büyük bir kitleyi temsil ettiğini hiç akıldan çıkarmayalım. Bu sebeple CHP’nin olumlu manadaki değişim ve dönüşümüyle % 20-25 oranındaki geniş kitlelerin de değişim ve dönüşümü sağlanmış olacaktır. Ne CHP merkez yönetimi ve teşkilatları ne de tabanı bugünden yarına değişip dönüşecek veya darbeci, dayatmacı, halka tepeden bakan tarzını değiştirecek değil elbette. Fakat bir yol açmak, bu yolu teşvik etmek azımsanacak bir siyasal akıl değildir.

 

Çözüm Yolu Kanun ve Mahkemeyle Kayıtlı Değil

 

15 Temmuz 2016 darbesinin halk tarafından sokakta, meydanda püskürtülmesiyle birlikte darbe hevesleri büyük bir darbe almıştır. 16 Temmuz günü kaşı-dudağı patlamış, yüzü-gözü morarmış generallerin merdivenlere dizilerek teşhir edilmesiyle birlikte oluşan iklimde cunta faaliyetlerine heveslenip meşru siyaseti hedef almak Silivri’ye doğru koşar adım koşmaktır artık. Fakat olur olmaz çıkışlardan, despotik hevesli olsa bile örgütlenme imkânı olmayan tehditkâr çıkışlardan hareketle sürekli bir darbe riskini işaretlemek hem yanlış hem de zararlıdır. Üstelik bu bitip tükenmek bilmeyen vesvese ve panik havası ülke ve toplumu normal standartlara hiçbir zaman kavuşturmuyor. Aksine siyasete ve kanunlara olağanüstü yetkiler yüklemek toplumsal hayatı kesintisiz bir gerilim üzerine kurmaktan başkaca bir işe yaramıyor.   

 

Sorunun bir kısmını kanun ve mahkemeler yoluyla halletmek zaruriyse de daha önemli bir kısmını siyaset ve hikmetli nasihatler yoluyla halletmek icap ediyor. Bu doğrultuda siyaseti gerilimli ve çatışmacı söylemlerden kurtarmak bir zaaf ve korku göstergesi değil güven ve cesaret işidir. Savcıların hemen her konuda soruşturma açmak üzere hareket etmesiyle siyasal ve toplumsal sorunları çözmek mümkün olmayacaktır. Mesela Fikri Sağlar’a açılan soruşturma kara kaplı kitaba göre gerekli olsa da kamuoyu vicdanında yargılama yapılıp ceza kesildiği için fazlasıyla lüzumsuz kaçmıştır. Artık CHP içerisinde gereğine hiç inanılmasa bile Türkçe ezan ve ibadet söylemleri de başörtüsü-türban yasakçılığı teklifleri de en üst düzeyde dışlanmakta ve tekzip edilmektedir. Mesele CHP’yi Kemalist ideoloji, tarih ve siyasetle makul bir yüzleşmeye teşvik edebilmektedir. Ama pragmatik amaçlarla Mustafa Kemal’i efsaneleştiren, arkasını sağlama almak için Kemalizm güzellemesi yapan, ilk fırsatta Anıtkabir’e koşup saygı ve sadakat bildiren muhafazakar-demokrat kadrolar nasıl üstlenebilir ki böylesi bir teşviki!

 

Türban-başörtüsü karşıtlığı Fikri Sağlar’ın elinde patladı ve partisi nezdinde bile açığa düştü. Tabii ki doğru düzgün bir yüzleşme ve pişmanlık zuhur etmeden Kemalist kadrolara kim, neden güvensin? Fakat İslami sembol ve değerlere yönelik bu türden despotik söylemlerin temel dayanaklarını anayasadan, kanunlardan, eğitim ve kültür politikalarından, siyasi partiler kanunundan ayıklamadan rahat yüzü görmeyeceğimiz aşikârdır. MHP’yle Türkçülük, CHP’yle Atatürkçülük yarışına girerek devletin bekası ve halkın adalet ve refahı sağlanamayacağına göre tek tek arızalı tip ve söylemlerin peşine düşmek makul siyaset sayılmaz. Makul ve makbul siyaset konjonktürel olarak her yöne çekilebilecek yerlilik ve millilik kriterleri üzerine değil adalet ve merhameti merkeze almakla kurulur ancak. Siyasi jargon halkın sorunlarını görünmez kılacak derecede sertleşir ve dar alanlara hasredilirse muhalefetin Tek Parti dönemi takıntılarından ve kara-propagandaya dayalı stratejisinden daha büyük sorunlara sebebiyet verebilir. Gerilim ve çatışma dili kontrolden çıkarsa eğer öngörülemeyen silsile halindeki felaketlere sebebiyet verebilir.

Google+ WhatsApp