O, Merhameti Kendine İlke Edindi

O, Merhameti Kendine İlke Edindi


Mukaddes Tuva01 · O KENDİNE MERHAMETİ İLKE EDİNDİ

 

Gelmiş geçmiş filozofların, ideologların, sistem kurucuların, kökeni nereye dayandırılsa dayandırılsın dinlerin tamamı hatta “Gördüğüm ve üzerinde deney yapabildiğim şeyden başkasına inanmam.” diyen bilim insanlarının hemen hepsi varlığın görünenden ibaret olmadığını, görünenin ve bilinenin ötesinde birinin/birilerinin/bir şeylerin olduğunu, olması gerektiğini, olmasının zorunlu olduğunu kabul ederler. Her neye inanılırsa inanılsın hatta ateizm gibi bir şeye inanılsın, seyrettiğimiz varlığın kendi doğal yapısı bize görünenin ötesi olduğunu haykırmakta. Bu çok absürt ve akıl dışı bir teori değildir. Bu tıpkı kardaki ayak izlerine bakıp birinin yürüdüğünü, tencerede kaynayan yemeği birinin hazırladığını ya da tam kalbine bıçak saplanarak ölmüş birinin başkası tarafından öldürüldüğünü bilmek kadar basit bir şeydir aslında. 

 

Bir şeyin varlığı delillerin varlığı ile, bir şeyin yokluğu ise delillerin yokluğu ile ispat edilir. Olaya bu açıdan bakıldığında “Delillerin yokluğu da bir ispat yöntemidir.” diyebiliriz. Yani varlık da yokluk da delil olabilir. 

 

Evet her bir varlığı birinin varlığına veya yokluğuna delil sayabiliriz. Meselâ, etrafımızdaki varlığa ispat arayan gözlerle baktığımızda her biri kardaki ayak izleri statüsünde olan varlığın, insanın yokluğuna delil olduğunu söyleyebiliriz. Yani bu izleri bir insan ya da insanlar bırakmış olamaz. Uzay, gezegenler, yıldızlar, güneş, ay, okyanuslar, dağlar, ovalar, toprak, su, hava, ateş, bitkiler, hayvanlar, böcekler, kuşlar kısaca varlık sahnesine çıkmış her bir şey, bunlar oluşurken insanın “olay mahallinde” olmadığının çok güçlü kanıtlarıdır. Bu yüzden çok rahatlıkla “Varlık var olurken insan yoktu.” diyebiliriz. Bu izleri insan türünün bırakmış olması imkansızdır. O’nun bu varlığı var etme suçunu(!) işlediğine dair hiçbir somut kanıt yoktur. 

 

Varlığın dizaynı, eşyanın birbiriyle uyumu, her bir nesnenin kendi doğal yapısı bize varlığı var etme suçunu(!) “insandan çok daha akıllı, çok daha bilgili, çok daha zeki, çok daha soğukkanlı, insan aklının alamayacağı şekilde çok daha planlı” birinin işlediğini söylemekte. Üstelik bu varlık bize, varlığı var eden o görünmeyen suçlunun(!) bu suçu işlerken arkasında sayılamayacak kadar çok somut delil bırakacak kadar da pervasız ve özgüvenli olduğunu söylemekte. Bu yüksek seviyedeki özgüven ya kimsenin kendisini yakalamayacağından ya da her bir insanın kendisini yakalamasından kaynaklanıyor olabilir. 

 

Varlığı var eden ve arkasında kendi varlığına dair sayılamayacak kadar çok delil bırakan bu kişi ya da kişileri peşinen “suçlu” ilan ediyor olmam Tanrı, Allah, Nirvana, Ahuramazda, Yehva gibi inanca sahip olanlar tarafından seviyesizlik olarak görülebilir. Ama bir inanca sahip olanların beni seviye düşürmekle ve tarafgir davranmakla suçlamalarından önce kendi inançlarını gözden geçirmelerini tavsiye ederim. Çünkü geçmişte ve günümüzde varlığı var edenin ismine ne denirse densin, varlığı var etmekle ona bir suçlu gibi davranıldığını hatta bundan başka bir konumun O’na layık görülmediğini göreceklerdir. Evet hepsine göre görünenin arkasında her kim varsa varlığı var etmekle suç işlemiş sayılmaktadır.

 

Hemen hepsinin sorduğu “Beni niçin yarattın?” sorusu bile O’nu hesaba çeker gibi sorulmakta, var olmaktan kaynaklanan tüm eksiklikler sanki O’nun işlediği suçlar gibi görülmektedir. 

 

Olmayan bir maktul hiçbir dış etki olmadan oluverdi, olmayan bir silah hiçbir dış etki olmadan oluverdi, olmayan bir mermi hiçbir dış etki olmadan oluverdi ve hiçbir parmak olmadan o tetik kendi kendisine ateşleniverdi. Silahın namlusundan fırlayan kurşun maktulün kafatasını paramparça ediverdi. “Bu olayda suçlu yoktur.” demek ne kadar saçmalıksa “Varlığı var eden bir suçlu yoktur.” demek ondan daha beter bir saçmalıktır. Çünkü “ÖTE” olmadan, ötesi olmadan hiçbir varlık anlamlı olamaz. 

 

Evet, varlığı var eden ‘azılı bir suçlu’ vardır ve bu reddedilmesi mümkün olmayan sayısız somut delille ispatlanabilmektedir. 

 

İşte dinler, ideolojiler, filozoflar, kelamcılar, bilumum adli soruşturmacılar tam da burada devreye girmektedir. Hepsi “o azılı suçlunun” varlığı var etme suçunu hunharca işlerken geride bıraktığı delillerden yola çıkarak “karakter analizini” yapmaya girişmişlerdir.

 

Platon gibi çok zeki ve usta adli soruşturmacılar o azılı suçlunun varlığı var etmek gibi vahşet uyandıran bir suçu hiç umursamadan işlediğini, tüyler ürperten bir soğukkanlılıkla var ettiği varlığa bir daha dönüp bakmadığını yani suç mahalline geri dönmediğini söylemişlerdir. 

 

Hemen yanı başında var olduktan sonra kendisine verilen yaşamı ne yönde devam ettireceğini bilemeyen varlıklar varlık sancısı çekerken O acımazca omuz silkerek varlığın feryatlarına kulak tıkamış, son derece donuk ve duygusuz gözlerle varlığın var olmasını seyretmiştir. Ona göre o azılı suçlu son derece ilgisiz ve duygusuz biridir. 

 

Aslına bakılırsa tüm filozoflar, ilahiyatçılar, kelamcılar, bilim insanları O’nun varlığı var ettikten sonra “ya-şa-ma-ya” terk ettiği hususunda ortak bir kanaate sahiptirler. Aralarında sadece bu terk edişin nüans farklılıkları vardır. 

 

Kimisi O’nun karbonu var ettikten sonra varlığı terk ettiğini yani olay mahallinden ayrıldığını söylerken, kimisi karbonun canlı hücreye, hücrenin balığa, balığın kurbağaya, kurbağanın primata, primatın ‘homo’ya, homonun da ‘homo sapiens’e dönüşmesinden sonra olduğunu söylemektedir. Kimisi bunu bir adım daha ileri götürerek, resul ve kitap gönderdikten sonra olduğunu söylemektedir. Arada böylesine farklılıklar olsa da tüm insan türü, varlığı var eden o azılı suçlunun varlığı umutsuzca “yaşamaya” terk ettiği hususunda hem fikirdir. 

 

Tüm insan türünün O’nun varlığı terk ettiğine dair inancı olduğunu söylüyor olmam insan türüne bir iftira olarak görülebilir. Ama ben bunu her şekilde ispatlarım. Hangi inanca sahip olunursa olunsun insan türünün tamamı yağmurun; suyun buharlaşarak rüzgarlar eşliğinde soğuk hava tabasına sürüklendiğini, sıcak-soğuk karşılaşması sonucu gaza dönüşmüş suyun tekrar sıvı halde yeryüzüne yağdığına, bu sistemin otomatiğe bağlı bir şekilde işlediğine inanmamakta mıdır? İnsan türünün devamlılığının kadın ve erkeğin girdiği cinsel ilişki ile sağlandığına inanmamakta mıdır? Seçme tohumların gübre yardımıyla bine bin verdiğine inanmamakta mıdır? 

 

İnsan türü hangi şeye “O yaptı” gözüyle bakmaktadır biliyor musunuz? KENDİ ELİYLE İŞLEDİĞİ KÖTÜLÜKLERE! İnsan türü fakirlik, açlık, cehalet, kardeş kavgaları, savaşlar bilumum kötülüklerin hep ondan kaynaklandığını söylemektedir. 

 

Anlayacağınız, ben iftira atmıyorum, “O’nun terk ettiğine inanıyorsunuz.” dediğimde savunma yapacak insanın önce kendisini bir kontrol etmesi gerekmektedir. 

 

Ama tam burada kendi kendimi köşeye sıkıştıracak bir soruyu görmezden gelirsem iki yüzlülük yapmış olurum... EĞER TERK ETMEDİYSE, NEDEN TERK ETMEDİĞİNİ GÖSTERMİYOR? 

 

Köşeye mi sıkıştım? 

 

Hayır, hiçbir yere sıkışmadım. Çünkü, bu soru bel altı bir sorudur. Hiç vakit kaybetmeden şunu sorayım. SEN, EY İNSAN! HAKİKATEN O’NUN SENİ TERK ETMEDİĞİNİ GÖRMEK İSTEYECEK KADAR CESARETLİ MİSİN? Yoksa bu soru sımsıkı kapattığın gözlerini daha sıkı kapatmak için sorduğun kaçak bir soru mu? SEN GERÇEĞİ GÖRMEKTEN KORKUYOR OLMAYASIN? 

 

Gerçek, evet gerçek seni korkutuyor. Çünkü eğer sen O’nun seni terk etmediğini görürsen, aptal aklına bir alan kalmayacak. Tarih boyunca dişlerinle tırnaklarına biriktirdiklerinin tamamı bir saman çöpüne dönüşecek, sen, aklın yol gösterici olmazsa yolunu bulamayacak kadar aciz olduğunu göreceksin. 

 

Medreselerde, üniversite amfilerinde, konferans salonlarında, TV programlarında yüzüne takındığın bilgeliğin sahte ve çok çirkin bir maske olduğunu göreceksin. 

 

Sen O’nun seni terk etmediğini, sen O’nun varlığı terk etmediğini yani senin deyiminle suç mahallini terk etmediğini görürsen, O’nu asla var etme ile suçlayamayacaksın. 

 

Ellerini göğsünde kavuşturup küstah ve üstten bakıcı yüz hatlarıyla “BENİ NİÇİN YARATTIN?” diye soramayacaksın. 

 

Bu yüzden “Terk etmediyse neden terk etmediğini göstermiyor?” diye sordun, soruyorsun ve hep soracaksın. 

 

Buna getirdiğin argümanların ise komik demenin bile iltifat sayılacağı seviyede alçakça. Neden savaşları engellemiyor? Gelir dağılımındaki adaletsizliği niye engellemiyor? Kötülüğü neden yok etmiyor? Kötülere ve kötülüklere neden mâni olmuyor? vs. 

 

Aslına bakılırsa bu soruları sorman bile O’nun suç mahallini terk etmediğinin delili... 

 

Var etme suçunu işleyenin geride bıraktığı delillere görmek isteyen gözlerle baksaydın O’nun karakter analizini yaparken bu sorduğun soruların O’nun karakteriyle hiç uyuşmadığını ve aslında O’ndan ziyade kendi karakterini bile KASITLICA yanlış analiz ettiğini görecektin. 

 

“Soyum, benim cinsel ilişkime bağlıdır. Tohum, ben serptiğim ve gübre verdiğim için yarılır.” vs. derken “Neden tohumu O yarmıyor? Neden insanı hücre hücre O yapmıyor?” diye sormuyorsun. 

 

Kendine atfetmekten tiksindiğin pislikleri O’na atfetmekten geri durmuyorsun ama... 

 

Hayır sen tüm tarih boyunca O’nun seni terk etmesini istedin. Olmadı, yapamadın, beceremedin. 

 

O terk etmedi, sen hırçınlaştın. “Git.” dedin gitmedi. Kendinden nefret ettirip kaçmasını istedin, kaçmadı. 

 

Sana bir şey diyeyim mi, ey insan! Eğer sen böyle yapmakla O’nun seni ciddiye alacağını zannediyorsan ahmaksın. 

 

Böyle yapmakla O’nun sırtını döneceğini zannediyorsan salaksın. 

 

Sen ne kadar uğraşırsan uğraş. O, VAR ETME SUÇUNU VE VAR ETTİKTEN SONRA DA VAR ETTİKLERİNİ HİÇ TERK ETMEME SUÇUNU HEP İŞLEYECEK. 

 

Çünkü eğer O’nun var ederken geride bıraktığı izlere gören gözlerle, azıcık gören gözlerle bakarsan hepsinin üstünde “O, MERHAMETİ KENDİNE İLKE EDİNDİ.” notunu göreceksin. 

 

Sen O’nu seni var ettiği için sanık sandalyesine oturtup yargılarken bile sonsuz rahmetinin atmosferini kullanacaksın, O’nun sana acıyan gözlerle bakmasına engel olamayacaksın. 

 

O, senden varlığı var eden HUNHAR BİR SUÇLU muamelesi görürken bile O, senin kör gözlerini açmak için VAR ETME HUNHARLIĞINA devam edecek. 

 

Azıcık yüreği olanlar ise “ALLAH’IM, BEYİNSİZLER İÇİNDE OLMAMDAN DOLAYI BENİ HELÂK ETME.” diye O’nun merhamet elini tutacak. 

 

VESSELAM.

Google+ WhatsApp