Niko ağzının payını aldı!

Niko ağzının payını aldı!


Tam da oturmuş, Anayasa Mahkemesi’nin, HDP hakkında kapatma davası ile ilgili iddianameyi iade gerekçesi ile ilgili yazımı hazırlıyordum ki..

 

Hatta büyük çoğunlukla yazımı tamamlamış idim ki..

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyareti kapsamında, ikili görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısı ekranlara geldi..

 

“Cumhuriyet tarihi” demeyeceğim..

 

Belki dünya tarihinde, dışişleri bakanları arasında böyle düello yaşanmamıştır..

 

Ne diplomasisi?

 

Ne siyaseti?

 

Ne nezaketi?

 

Ne saygısı?

 

Sayabileceğiniz tüm kavramları buraya dökün..

 

Karşınızdaki kişide bunlar yok ise..

 

Anladığı dilden konuşmak da, yeri gelirse diplomasidir. 

 

Yeri gelirse siyasettir.

 

Yeri gelirse gereken nezakettir..

 

Yeri gelirse saygıdır..

 

Onun içindir ki, Türkiye artık monşerlerin tesirinden kurtularak, büyük bir ülke olma yolunda, emin adımlarla ilerliyor.

 

Onun içindir ki, Türkiye uluslararası arenada, sözüne güvenilir bir ülke haline geliyor.

 

Mısır’da darbe mi yapılmış?

 

ABD’si, Almanya’sı, İngiltere’si..

 

Rusya’sı..

 

Hepsi darbeciden yana bile olsa..

 

Bir meydanda, bir gecede şehit edilen 4 bin insanın hatırına..

 

Tek başına da kalsa..

 

O Mısır ile 8 yıl ilişki kurmamayı, aynı masaya oturmamayı başaran ülkedir, Türkiye..

 

Derseniz ki, 8 yılın sonunda ne oldu?

 

Onu da, dünya devletlerinin çakallığından bilin..

 

Öyle çakallarla karşı karşıyayız ki..

 

Biz bize kalsak..

 

Değil 8 yıl, 80 yıl geçse, Mısır’daki darbeci ile masaya oturmazdık ama..

 

Bu çakallar düzeninde..

 

Çakalların hepsinin hesabını sormak üzere, bir küçük geri adım attık..

 

Tarihimizden örnek verirsek..

 

Kolumuz kesilmedi ama..

 

Sakalımızı şimdilik kestik..

 

Kesilen kol yerine gelmez..

 

Darbecilerle iş tutanların alınlarına yedikleri damga silinmez ama..

 

Bizim sakalımız, yerine daha gür şekilde çıkar..

 

Libya’da yine aynı çakal düzenine şahit olduk..

 

Rusya’nın bile, hiç ilgisi olmadığı bir bölgede, paralı askerleri ile varlık göstermeye çalıştığı Libya’da..

 

Tarihten gelen dostluk ilişkimizi de kullanarak..

 

Teröristlerin destekledikleri Hafter’i etkisiz hale getirme operasyonunda, büyük roller üstlendik..

 

Suriye’nin kuzeyinde, önce ABD bize takoz olmaya kalkıştı.

 

PYD’yi açıktan destekleyip, korudular.

 

Resti çektiğimizde, ABD ortalıktan toz oldu. 

 

Rusya’yı karşımıza çıkardı.

 

Rusya da, bir süre direndikten sonra..

 

İsteğimizi kabul etmek zorunda kaldı..

 

Birileri, “Dostumuz kalmadı. Bu nasıl bir diplomasi” deseler de..

 

Dünyanın her yerinde, Türkiye’nin ismi konuşuldu..

 

Gücü tartışıldı..

 

Ve son olarak da dün..

 

Daha iki ay önce, ABD’yi yanına aldığını sanan..

 

Avrupa Birliği’nin zaten üyesi olduğu için, tüm Avrupa’yı arkasında hissederek, Türkiye’ye meydan okumaya kalkan Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı, Türkiye’ye bir ziyarette bulundu..

 

Beklersiniz ki..

 

Dışişleri Bakanı’nın konuşmalarında, diplomasi üst seviyede yürütülsün..

 

Konuşmalar tartılarak yapılsın..

 

Her kelime özenle seçilsin..

 

“Aman şu kelimeyi kullanmayayım” titizliği gösterilsin..

 

Yunan Bakan, kısmen bu kurallara uydu ise de..

 

Çaktırmadan atmaya çalıştığı her golü, kendi kalesinde buldu..

 

“Türkiye’nin Ege’de Yunanistan’ın egemenlik haklarını ihlal ettiğini” iddia ettiğinde..

 

Türkiye’nin o alışık riyakarca diplomatik kuralları artık terkettiği..

 

Her bildiğini, herkesin önünde samimi olarak söyleyebilecek yüreğe sahip olduğunu..

 

İkiyüzlülükten uzak bir politika izlediğini..

 

Nezaketin, her şey olmadığını..

 

Söylenmesi gerekeni, tam da  gerektiği zaman söyleyecek güçte olduğumuzu..

 

Yunan Dışişleri Bakanı’na gösterdik.

 

Neymiş o, diplomasi?

 

Neymiş o, “Misafirdir ama, kırmayalım” tavırları?

 

Neymiş o, “Alttan alalım” bakış açıları?

 

Misafir, misafirliğini bilmiyorsa..

 

Cevabını alır..

 

Diplomasiye uymayana, haddi bildirilir..

 

Alttan almayan, alttan alınmayı da bekleyemez..

 

Bu çerçevede, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Yunanistan Dışişleri Bakanı’na verdiği cevaplar, tüm Türkiye’nin yüreğini soğuttu..

 

Küstahların, arkalarına şu devleti, bu devleti aldıklarını sanarak yaptıkları iğnelemelere eyvallah etmeyeceğimiz, canlı yayında, tüm dünyaya gösterildi..

 

Hele hele..

 

Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’ne güvenmemesi gerektiğini hatırlatan cümleleri, AK Parti’nin bir bakanından başka, kimsenin cesaret edebileceği bir çıkış değildi.. 

 

Sorunları konuşarak halledelim, eyvallah.

 

Ama..

 

“Konuşarak halledelim” derken, kirli ittifaklarla karşımıza çıkarsanız..

 

Bir yandan Mısır ile..

 

Olmadı İsrail ile.. Olmadı İtalya ile anlaşmalar yaparak, Türkiye’ye sıkıştırmaya kalkışırsanız..

 

Bir de bunu utanmadan savunmaya kalkarsanız.

 

Diplomasi falan demez.

 

Yeni Türkiye’nin Dışişleri Bakanı da, yüzünüze karşı, “İçinde göçmenler olan botları batırmak için nasıl saldırdığınızı biliyoruz” der..

 

Dünyanın tamamına rezil olursunuz..

 

Hem kendinizi rezil edersiniz..

 

Hem de sizi destekleyen Avrupa ülkelerini rezil edersiniz..

 

Dün Türkiye’de, yeni bir “One minute” yaşanmıştır..

 

O boyutta olmasa bile..

 

Muhatabınız Yunanistan, İsrail ile kıyaslanamayacak kadar sıradan bir ülke de olsa..

 

Davos’taki Tayyip Erdoğan’ın “Siz çocukları öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” şeklindeki dünyaya posta koyan yürekli sözleri ile birebir eşit olmasa da..

 

 Sonuçta Dışişleri Bakanı’mız Mevlüt Çavuşoğlu’nun dünkü çıkışı da, tarihe geçecek bir başkaldırıdır..

 

Bu başkaldırının arkasında da, güçlü Türkiye vardır..

 

Kim ne derse desin..

 

İflas eden değil..

 

Büyüyen, gelişen Türkiye vardır..

Google+ WhatsApp