Nereye gitsinler?

Nereye gitsinler?


Allah’ın bahşettiği rızık bütün canlıların ihtiyacını karşılayacak kadar genişti ancak ilahlığa soyunan emperyalistler mazlum halkların yurtlarını işgal ederek onları açlığa ve yoksulluğa sürüklediler. Savaşın yıktığı halklar kendilerine bir yaşam alanı aramak için yola koyuldular ve gittikleri beldelerde büyük zorluklarla karşılaştılar. Şunu biliyoruz ki, sömürgeci baronlar katliamlara devam ettiği sürece mülteci sorunu da devam edecek ve bu insanlar sonu görünmeyen yollarda hayat arayacaklar. Nitekim ülkemizde son yıllarda mültecilerle ilgili sorunlar sık sık gündeme geliyor ve bu kimseler faşistler tarafından istenmeyenler listesinde değerlendiriliyor. Toprağın, suyun, havanın kendilerine ait olduğuna inanan faşistler, ellerinden gelse bu insanların soludukları havayı dahi fatura edecekler.

 

Mültecilerin ülkeye girişinin belli bir sisteme tabi olması noktasında elbette hemfikiriz ancak faşistlerin bu insanları dışlamalarına ve ekmekten yoksun bırakıp, açlığa terk etmelerine göz yumamayız. Hatırlarsınız son günlerde Bolu Belediye Başkanı’nın mültecilere yönelik aldığı dışlayıcı kararlar gündeme bomba gibi düşmüş ve akabinde Ankara’da talihsiz bir olay yaşanmış, faşistler dillerinden düşürmedikleri o sloganlarını en yüksek perdeden seslendirmeye başlamışlardı:

 

Suriyeliler gitsinler!

 

Suriyeliler niye geldiler, ülkelerine dönüp savaşsınlar!

 

Bunlar vatan hainleri, biz olsak kaçmaz savaşırdık!

 

Tamam; gitsinler de nereye gitsinler ve nasıl gitsinler!

 

Olayları kendi kültürel yapınız üzerinden değerlendirirseniz, bu insanları anlamanız ve adil bir yaklaşım sergilemeniz mümkün olamaz. Zira bizim kültürümüzde vatanı korumak aynı zamanda dini ve hayatımıza anlam katan değerleri de korumak anlamına gelir ve askerlik görevi bir ibadet olarak görülür. Bizim kültürümüzde askerlik kutsal bir görevdir ve gençler ellerine kına yakılarak uğurlanırlar. Zira vatan topraklarını korumak aynı zamanda dini korumak ve toplumun güvenliğini sağlamaktır. Peki, acaba küresel hesapların, iç ve dış çatışmaların, kardeş kavgalarının odağında yer alan bir ülkede insanlar askerliği nasıl algılıyorlar? Savaş deyince zihinlerinde ne canlanıyor bu kimselerin? Mülteci gençlerle sohbet ettiğimde, askere gittiğinizde eğer yönetici kesimin bağlı olduğu mezhepsel anlayışa sahip değilseniz ve sırtınızı yaslayacağınız bir gücünüz yoksa sağlıklı yiyecek ve içeceğe dahi ulaşma şansınız olmaz demişler ve askerlik süresince ayrımcılığa tabi tutulduklarını, bu sebepten dolayı aç kaldıklarını, temel ihtiyaçlarına dahi ulaşamadıklarını söylemişlerdi. Bu insanlara, şartlar ne olursa olsun direnmeliydiler diyebilirsiniz ama yine de yaşamadığınız bir şey hakkında ahkâm kesmemeniz daha doğru olur diye düşünüyorum.

 

Mağdur edilmiş, düşmüş ve yardıma ihtiyaçlı hale gelmiş insanları değerlendirirken ait oldukları toplumun kültürel yapısını dikkate almanız gerekir, kendi pencerenizden bakarak öteki köyün sorunlarını tanımlayamazsınız.

 

Suriyeliler gitsinler diye haykırmak kolay da acaba elinizi başınıza koyup, bu insanların içinde bulunduğu durumu anlamaya çalıştınız mı? İnsan doğup büyüdüğü toprakları hangi şartlarda terk edebilir? Can kıymetlidir eğer siz de sabaha ölüm kusan bombalarla uyansanız, parçalanmış cesetleri toplarken acınızı yüreğinize gömseniz, her an, her dakika ölümle burun buruna yaşasanız çocuklarınızı alır ve güvenli bir ortam ararsınız, bundan hiç kuşkunuz olmasın. Ben yapmazdım, ben asla vazgeçmezdim demeyin, bunun ne olduğunu başınıza gelmeden anlayamazsınız…

Google+ WhatsApp