Neden Hiçbir Şey Değişmiyor?

Neden Hiçbir Şey Değişmiyor?


Salgınlar, yangınlar, seller, doğal afetler, dünyanın dört bir yanını kasıp kavurur iken, insanlık yönünü bir türlü yaratıcısına dönemiyor. Siyasetçisi, hukukçusu, iktisatçısı, eğitimcisi, teoloğu, bilimcisi, haber sunucusu, yorumcusu… bir kez olsun Allah’tan yardım istemiyor, isteyemiyor.

 

Şüphesiz ki insanlık, yeryüzüne teşrif ettiğinden bu yana, çeşitli musibetlerle sınanmış, olağanüstü afetler görmüş, depremlere, yangınlara şahit olmuş. Yaşadığı musibetlerden kurtulmak için doğru ya da yanlış da olsa bir şekilde yaratıcısıyla irtibat kurarak, ilahi kudretten yardım istemekten geri durmamış.

 

Moğol istilasına uğrayan Avrupa, bu musibetin sebebini tanrıya karşı yükümlülüklerini gereğince yerine getirmediklerine bağlamış, bu beladan kendilerini kurtarması için duada bulunmuş. Daha da gerilere gidersek, Firavun ve kavmi dahi başlarına duçar olan azabdan kurtulmak için Hz. Musa (as)’a Rabbine dua etmesi için yalvarmışlar. Gemi ashabı azgın dalgalarla baş başa kalınca karaya vasıl olabilmek için yine yaratıcıya yüzlerini dönmüş.

 

Aydınlanma çağında aklın ve bilimin tanrının yerine geçmesi, insanlık tarihinde büyük kırılmaları da beraberinde getirdi. Önce akla tapmaya başlayan insan, taptığı aklın açtığı seküler çığırla bu kez bilime tapmaya başladı. Modern dönem insanının havsalasında Allah inancı, Allah’ın kudreti, her şeye kadir olan ilahi varlığın tasavvuru eski etkisini kaybetti. Artık bir tek hakikat, ikircikli bir ruh haliyle bilimin gösterdiği doğrulardan ibaret kaldı.

 

Postmodern çağda nefsine tâbi olan insanlık, herhangi bir dine ve inanca mensubiyet duymaktan arileşti. Ve artık “Kadir-i Mutlak” olan, “Küll-i şey’in Kadir” Allah hiçbir anlam ifade etmez oldu! Bütün umutlarını, beklentilerini, çözüm önerilerini, ânı ve gelecek kurgusunu, Allah’dan bağımsız planlıyor. Kalpler sekülerleşince, dil de sekülerleşti. Hayat haz ve hız üzerine kuruldu.

 

Kısa zamanda bütün dünyada insanlığın yaşadığı afetler, musibetler, hastalıklar, yangınlar, seller vb. hiçbir şekilde insanlığın zihninde Allah tasavvurunu canlandırmıyor. Ekranlarda meseleleri kritik edenler, haber programları, belgesel yorumcuları, görüp yaşadıkları olağanüstü hadiselerin bir ucunu bir türlü Kadir-i Mutlak’a bağlamıyor, bağlayamıyor.

 

Salgınların sebebi salt virüse, nihai tedavisi salt bilime, aşıya, doktorlara bağlanıyor. Ekranlarda boy gösteren ve kendilerini Müslüman olarak tanımlayan akademik geleneğin temsilcileri, ağızlarına Allah lafzını almaktan özellikle kaçınıyor. Salgınlar, yangınlar, seller, doğal afetler, dünyanın dört bir yanını kasıp kavurur iken, insanlık yönünü bir türlü yaratıcısına dönemiyor. Siyasetçisi, hukukçusu, iktisatçısı, eğitimcisi, teoloğu, bilimcisi, haber sunucusu, yorumcusu… Teknolojik, elektronik, dijital, mekanik, tıbbi, mimari, bilimsel gelişmişliğe rağmen aciz kalınan musibetler karşısında, bir kez olsun Allah’tan yardım istemiyor, isteyemiyor.

 

Acaba insanlığın bu kadar aciz kalıp da, bu kadar yaratıcısından uzaklaştığı başka bir tarih dilimi var mıdır? Bu kadar musibet karşısında neden hiçbir şey değişmiyor? Kendi elleriyle yaptıklarının sonuçlarını görüp bildikleri halde, başlarına gelenlerin kendilerinden kaynaklandığını itiraf etmelerine rağmen… Neden kalpler hakikati idrak etmiyor? Akılları biraz olsun başlarına gelmiyor? Neden hiçbir şey değişmiyor?

 

Dünyanın ve insanlığın kurtarıcısı olmak, yeryüzünden fitneyi kaldırmak gibi ağır bir yükü taşımak sorumluluğunda olan Müslümanlar girdikleri kısır döngüden neden çıkamıyor? Birbirleriyle didişmekten, birbirlerine husumet beslemekten, birbirlerine yakınlaşmak yerine neden birbirinden uzaklaşıyor? Doğal afetlere, musibetlere karşı çare üretemeyen Müslümanlar, insan eliyle başımıza bela edilen musibetlere, yangınlara, afetlere karşı neden kayıtsız kalıyor? Neden hiçbir şey değişmiyor?

 

Neden Müslümanlar insanlığa yön verecek akıl ve iz’andan yoksunlar? Siyasete, hukuka, iktisada, sosyal yaşantıya, gelir dağılımına, zamlara, adaletsizliklere sadece eleştirel olarak yaklaşmak, lakin Müslümanca bir çözüm önerisi getirememek ne kadar tutarlıdır?

 

Yaşanan bunca hadiseye rağmen, bütün dinler ve ideolojiler bir kenara, neden Müslüman cenahta hiçbir şey değişmiyor?

Google+ WhatsApp