Ne mutlu Müslümanım diyene

Ne mutlu Müslümanım diyene


“El- Hamdulillah Müslümanım” demek, her mü’min erkek ve kadın üzerine imanî bir vecibedir. Zemin imtihanlar dünyası… Eyyûb’un yarası, İbrâhim’in baltası, Yunus’un duası, Musa’nın Asası, Müslüman olmanın ve Müslüman kalmanın kavgasıdır.

 

Allah’a iman eden mü’min insan için Müslüman olmak bir iman savaşı. Kavmiyetçiliği/ırkçılığı reddetmek işin başı. Ehl-i ümmet ve’l hilafet olmak ise, bu işin sınırtaşı!

 

Fikr-i kavmiyeti şeytan yerleştiriyor mü’min zihinlere. Ümmet şuuru kuşanılmadan, “Müslüman” ismiyle iftihar etmek evleviyat haline getirilmeden hürriyet gelmez kelepçeli beyinlere.

 

 

İman ettiğimiz Kur’ân’ın kalbimize, ruhumuza yerleştirdiği evrensel, ebedi değerler vardır. İşte o değerlerden, ilkelerden birisi de, “Ne mutlu Müslümanım diyene” ilkesidir.

 

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!” (Hacc Sûresi/78)

 

Biz mü’minlerin dini nasıl Allah’tansa, ismimiz de öyle Allah’tandır. Allah dinimize “İslâm”, ismimize “Müslüman” demiştir. “Müslüman” ismine razı olmayanın ilmi ve rütbesi ne olursa olsun, küfre girmiştir. “Şucu” veya “bucu” olmak, mü’min insanın vasfı değildir. Mü’min insanın vasfı, bütün zamanlarda ve mekânlarda, mevkilerde ve makamlarda Müslüman olmak ve “Müslüman” ismiyle iftihar etmektir. Hz. Ömer (ra) yanında Ebu Ubeyde bin el-Cerrah (ra) da bulunduğu halde Şam’a gitmek üzere yola çıktı. Yolda bir nehre geldiklerinde Hz. Ömer (ra) devesinden indi ve ayakkabılarını çıkarıp boynuna astı. Sonra da devesinin dizgininden tutarak suya girdi. Bunu gören Ebu Ubeyde: “Ey Müminlerin Emiri! Böyle yapmayınız; Çünkü bu memleketin halkı sizi bu şekilde görmekten hoşlanmayacaktır” dedi. O zaman Hz. Ömer (ra) şunları söyledi: “Vay; senden bunu ummazdım. Eğer bunu bir başkası söylemiş olsaydı onu ümmet-i Muhammed’e ibret dersi kılardım. Biz yeryüzünün en zelil kavmiydik. Allahû Teâlâ bizi İslâm ile aziz kıldı. Eğer biz O’nun bizi aziz kıldığı İslâm’dan başka bir izzet talep edersek, Allahû Teâlâ bizi tekrar zelil eder.”

 

 “Müslüman” ismi gönül dünyamızda bir lamba akar. Müslümanlığıyla iftihar eden her mü’min ümmet denizine akar. Ehl-i ümmet ve’l hilafet olmayan, hem dünyasını ve hem de âhiretini yakar. 

 

Hilafetin ilgasından bu yana nesiller eriyor kavmiyetçi putperest potada. “Müslüman” ismi unutulmuş, sevdaya dönüşen “şucu”luk, “bucu”luk yemleri oltada. İman duvarları yıkılmış, her şey ortada! 

 

Mü’min olarak “Müslüman” ismiyle iftihar etmiyorsan bil ki kopmuşsun imanın özünden. İmanı olan hiç vazgeçer mi “Müslüman” isminden birkaç soysuz kavmiyetçinin yüzünden. İblisin vesveseleri dökülüyor kavmiyetçinin gönül gözünden!

 

Sonuna “ci”, “cu” getiren her ilave İslâm’a yüktür. Mü’min insanın “Müslüman” ismini bırakıp, “şucu”luk veya “bucu”lukla iftihar etmesi, İslâm’a en büyük kötülüktür.

 

Dünyada “Müslüman” isminin alternatifi yok, mü’min isen buna inan. Rengini, ırkını, kavmini, mezhebini, meşrebini “Müslüman” isminin önüne ve yerine geçirmeyen mü’minlere muhtaç bütün cihan. 

 

İslâm binasını temelinden yıkacak olan zelzele, kavmiyettir. Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir... “Müslüman” isminden başka bir isimle iftihar etmek, başlı başına bir vahşettir. Allah yolunda vazgeçsek de kendimizden, asla söküp atamayız “Müslüman” ismini kalbimizden. Davamız İslâm, adımız Müslümandır. “Müslüman” isminden taviz vermeye onay vermeyen kalbimizdeki imandır.

 

Biz mü’minler için “Müslüman” ismidir ortak paydamız. Irkımız/kavmimiz, kabilemiz, mezhebimiz, meşrebimiz adına “Müslüman” isminden vazgeçmeyi kabul etmez imanımız. “Biz Müslümanız” dediğimiz günden bu yana sevgi ve muhabbettir payımız!

 

Ehl-i ümmet olmayı mü’min insana yakıştırmayanlar aratmıyorlar Nemrud’un ateşine odun taşıyan katırları. Tevhid inancının gereği olarak aşmak gerekiyor imanı tutsak eden, insanlığı ihlal eden, kavmiyetçilik sınırları. Çöpe atmak gerek “Müslüman” ismini bize unutturan yazılmış bütün satırları! 

 

“Müslüman” ismine razı olmuş “şucu”, “bucu” değil, ümmet tacını giymiş neferleriz. Gök üstümüze yıkılsa da, yer altımızdan kaysa da haddimiz bilir, Allah’ın tespit ve tayin buyurduğu hududda bekleriz. Irkımızla, kavmimizle, mezhebimiz ve meşrebimizle birlikte varlığımızı Ümmet-i Muhammed’in varlığına ekleriz!

Google+ WhatsApp