NATO ‘savaş’ derse Ankara ne der…

NATO ‘savaş’ derse Ankara ne der…


Pekin’de gerçekleşen Putin-Jinping görüşmesi ve çıktıları, son dönemin en sürprizli açılımlarından birini oluşturuyor. ‘Sürpriz’, şaşırtıcılığında değil; bir evvel yazdığımız gibi uzmanlar dışında herkes bunun geldiğini görmüştü…

 

Görüşme öncesi bir ortak siyasi belgenin açıklanacağının duyurulması beklentiyi yükseltse de bu kadarı beklenmiyordu. Sürpriz o. Çin, kimsenin tartışmalı bulamayacağı bir açıklıkla, ABD ve NATO’nun karşısında, Rusya’nın yanında yer aldı…

 

Ukrayna krizi özelinde de Moskova’nın güvenlik taleplerine desteğini, NATO’nun genişlemesine reddiyesini imzalayıp dünyanın önüne koydu…

 

***

 

Tabii şu anlaşılmasın; Batı-Rusya arasında savaş çıkarsa, Moskova’nın Çin’den talebi olacağı veya bunun sözünün Pekin tarafından verildiği anlamına gelmiyor. Zaten BM Güvenlik Konseyi’nde Çin-Rus safı açık biçimde izleniyor. Bu zaten bir şey. İkincisi ve Rusya’nın en üzerinde durduğu konu, Batı yaptırımlarını aşmak için Çin desteğini bulup-bulamayacağıydı…

 

Önemi şu; zaten bir yaptırım düzeni var Rusya’nın üzerinde. Ukrayna’ya Rus ordusunun müdahalesi halinde Batı, ağır hatta görülmemiş ekonomik kuşatma uygulayacağını ilan etmişti. İşte Çin, bu yaptırımların Moskova üzerindeki etkisini durdurabilecek, bir diğer bakışla da ‘ayarlayabilecek’ güce sahip artık. Bu desteği vereceğini de, küresel megafon etkisi bulunan Olimpiyat’ın-ikili görüşmeler-zeminini de kullanarak duyurdu…

 

***

 

Putin’in ziyareti sırasında Çin ile 115 milyar doları aşan yeni petrol ve gaz anlaşmaları imzalandı. Bu hal, Rusya-Avrupa müzakere masasında Kremlin’in elini yükseltecek. O açık. Krizin kontrolden çıkması durumunda, aynı değerde başka enerji hattının bulunması Avrupa’ya gidenin kaybını telafi ediyor. Her şey yolunda giderse de Rusya, hem Avrupa’ya gaz vermeye devam edecek hem Çin’i besleyecek. Çünkü iki enerji yolunun kaynakları farklı.

 

Stratejik hamleler bunlar ama yine de asıl konu, Putin’in ABD/Batı’ya vereceği yanıtın ne olacağı. Çok muhtemel, Batı’dan gelen yanıtı kabul etmeyecek. Etmeyecekse ne yapacak?..

 

Şu anki durum, geniş alanlı savaşı hâlâ düşük ihtimalde tutuyor. Çin’in verdiği destek Rusya’nın askerî adımını teşvik eder mi merakı, yüzdeyi sadece bir miktar yükseltiyor. Yüzde 10 en fazla 15 olur. Es geçilen, Rusya’nın Ukrayna’ya olası saldırısı hakkında Pekin’in ne düşündüğü. Jinping-Putin görüşmesinde konunun masaya gelmemiş olması düşünülemez. Bu durumda Çin’in böyle bir atağı öngörmediğini varsayabiliriz! Sonuçta Çin, ‘yürü, kim tutar seni’ demedi. ‘Arkandayız’ dedi!

 

Bu durumda savaş ihtimali tamamen ABD’nin kararına/eylemine kalıyor. Donbass’a yönelik provokatif, milisler-CIA ve hatta Blackwater gibi pis unsurlar eliyle gerçekleştirilebilecek bir tahrik zorlaması savaşı Avrupa’ya getirebilir. Tercih ABD’nin. ABD’den her saat duyulan, ‘asarız-keseriz’ çığırtkanlığındaki ‘gel-gel’ politikası ‘haklı mazeret arayışına’ yaslanıyor…

 

ABD’nin bu riski alıp “ayı’yı” dürtüklemesi karşısında Rusya’nın esnek davranmasını beklemek hayalcilik olur…

 

***

 

ABD’nin Avrupa-Rusya sınırında kurduğu politika her ne ise geldiği nokta, kafasındaki Asya-Pasifik planını/dengesini de bozmaya başlamış görünüyor…

 

ABD, Çin’i Asya-Pasifik, Rusya’yı Avrupa’da tecrit etmeye yönelik aklın işe yaramadığı gerçekliğiyle karşı karşıya…

 

Çin-Rusya ortak bildirisi, Ukrayna ve Tayvan krizlerinin ötesinde küresel güvenlik paradigmalarında değişiklik talep ediyor, kalmıyor, açık birlikteliği duyuruyor. Aslına bakılırsa, ABD’yi sersemleten bu ilan onun rolünü yok saymıyor. Yerkürenin artık tek kutuplu olmayacağını, çok kutuplu dünyada ABD’nin de kendi rolünü oynayacağını söylüyor. Daha küçük bir rol.. Ama figüran da değil…

 

Pekin-Moskova mutabakatının dikkat çekici özelliklerinden diğeri, küresel stratejik istikrarın tüm alanlarında düşünce ortaklığına sahip olması. ‘İlişkilerimizin sınırı yok’ ifadesi uluslararası ilişkilerde sık rastlanan durum değildir. Metnin hâkim dili, Batı’yı ve ABD’yi eleştiriyor…

 

Böylece, Rusya’ya yönelebilecek daha ağır yaptırımların önü kesilmese de etkileri –şimdiden– azaltılmış oluyor. Karşı cephede ise kaygı, ABD’nin Avrupa’nın gözünden daha çok düşme ihtimalidir…

 

***

 

Rusya’nın güvenlik taleplerini tatmin edecek ‘yazılı bir anlaşma’nın imzalanması da acaba sorunu çözecek mi?..

 

Pazartesi akşamı ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Minsk anlaşmaları, Donbass için özel statüden bahsediyor ve uygun bir sıralama ile Ukrayna’nın bu konuda ilerlemeye hazır olacağına inanıyorum” açıklamasını yaptı. Dikkat çekici. ‘Biz de hazırız’ demektir ve bir manada geri adım sayılır…

 

Şu ana kadar ABD’nin iki süper gücün ‘ittifakına’ yanıt vermemesi/bulamaması bu sonucu üretmiş olabilir mi?..

 

Aynı gece ABD Başkanı, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda NATO’nun karşılık vermeye hazır olduğunu” açıkladı…

 

Bu iki açıklamanın zıtlığına bakarak, “gerçekçi olan hangisi” diye sorduğunuzda, Washington’un tercihinin ilki olduğunu hemen çıkarabilirsiniz. Çünkü ikincisi zaten palavra…

 

Peki başlıktaki sorunun cevabı?..

 

Türkiye, iki ülke ile ilişkilerini bu tablonun vazettikleri üzerinden kurmalı. Eh, zor ihtimal ve olmaması kimseyi şaşırtmaz ama.. Bir de Putin-Zelensky buluşması Türk masasında olursa, üzerine kaymak sayabilirsiniz…

Google+ WhatsApp