Mustafa Sabri Efendi’nin, Birleşmiş Milletler ve Filistin Yorumu

Mustafa Sabri Efendi’nin, Birleşmiş Milletler ve Filistin Yorumu


BM’nin kurulması, büyük devletlerin Filistin topraklarını Yahudilere peşkeş çekmesi, Yahudi varlığının Müslüman coğrafyada varlığını göstermesi, Mustafa Sabri Efendi’nin yaşarken şahit olduğu olağanüstü hadiselerdir.

 

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi (1869 – 1954), çocukluk döneminde I. Meşrutiyeti görmüş, II. Abdülhamid iktidarını gençlik ve yetişkinlik döneminde yaşamıştır. Abdülhamid ile yakın ilişkileri olmuş, kütüphane memurluğu yapmıştır. II. Meşrutiyet ilanına ve ittihatçıların iktidarına şahit olmuştur. Devlet kademesinde en üst düzey görevlerde bulunmuş, laik Kemalist devletin kuruluş yıllarında olayların merkezinde yar almış bir şahsiyettir. Hakkında çıkarılan takibat neticesinde 1922 yılında yurtdışına çıkarak bir daha geri dönmemiş, hayatının otuz yılını memleketinden dışarıda geçirmiş, cenazesi dahi memleketi dışına gömülmüş ulema sınıfına mensup önemli bir dava adamıdır.

 

Mustafa Sabri Efendi’nin ilmi ve siyasi hayatının nasıl geçtiğine dönük bir soruya verilecek en kısa cevabın, “hayatı reddiye yazmakla geçen bir ilmiye mensubudur” şeklinde olması itiraz edilemeyecek mahiyettedir. Tabi ki onun da, dönemin siyasi ve fikri karmaşası karşısında kısa süre de olsa İttihatçı tayfaya dayandığı görülmektedir. İttihat Terakki ile olan münasebetlerini her ne kadar sonlandırdı ise de yönetim biçimi olarak meşrutiyet usulünden vazgeçmemiştir. II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte tartışmaya açılan bütün meseleler hakkında geleneğe yaslanan bir alim olarak fikirlerini söylemiş, reddiyeler yazmış, inandığı değerler hakkında savunmalar yapmış, bu tavrını da hayatının sonuna kadar sürdürmüştür.

 

Mustafa Sabri Efendi’nin bu reddiyeci tavrı, politik ve kültürel modernleşmenin tavan yaptığı dönemde çok önem arz etmektedir. Yanlış yapana yanlış yapıyorsun, yanlış yapılana da yanlış yapılıyor demesi, yaşadığı zaman mekân ve şartlar göz önüne alındığında çok önemlidir.

 

Mustafa Sabri Efendi’nin hayatının son dönemine doğru kaleme aldığı en önemli eseri, dört cilt halinde neşrettiği “Mevkıfu’l Akl” adlı eseridir. Bu eserinde de, daha önceden takip ettiği geleneği sürdürmüş, Mısır’da görünen ve İslam üzerine saldırıları artan modernist aktörlere karşı ilmi reddiyelerde bulunmuştur. Bu eserinde de -kendi deyimiyle- İslam’a karşı yapılan saldırıları geçersiz kılmak, çürütmek için büyük mücadele etmiştir. Eserde dikkat çeken diğer bir yön, bizim ülkemizde de on-on beş yıldır gündeme getirilerek tartışılmaya başlanan birçok meselenin o dönemde Mısır’da tartışıldığı ve bizim ülkemizde de bu tartışmaları gündeme getirenlerin acemi birer kopyacı olduğu görülmektedir.

 

Mustafa Sabri Efendi’nin, eserinde Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan çok kısa bir zaman sonra, niçin kurulduğuna dair önemli tespitler yaptığı görülmektedir. Sabri Efendi aynı konu içerisinde Yahudilerin sadece Müslümanlara değil, aynı zamanda Hıristiyanlara da dönük büyük fitnesinin olduğunu tarihi olayları zikrederek ele almakta. Yahudilerin nasıl fitne çıkaran bir millet olduğunu izaha gayret etmektedir. İki dünya savaşını da gören Sabri Efendi, İkinci Dünya savaşının akabinde kurulan Birleşmiş Milletler’in kuruluş amacına da açıklık getirmeye çalışmaktadır. Sabri Efendi’nin bir bakıma BM’yi ifşa eden tespitleri bugün için bilinen gerçekler olsa da, yapılan tespitlerin ilk kuruluşunun hemen akabinde yapılması kayda değer öneme sahiptir.

 

Mustafa Sabri Efendi, savaşan devletlerin savaştan sonra barışta da, sadece savaşta saçtıkları ölümle yetinmediklerini, daha acı bir yöntemi icat ettiklerini belirtir. Bu yeni icat, Birleşmiş Milletler’dir. Savaşın galibi olan büyük devletler böyle bir teşkilat kurmuş ve büyük küçük her devletten bir temsilci çağırmıştır. Kurulan bu teşkilatın gayesi, milletleri zulüm ve düşmanlıkla idare etmek, sonrada yaptıkları bu zulüm ve düşmanlığın vebalini üyeleri arasında paylaşmaktır. Öyle ki bu cemiyete, bir ülkeyi halkından alıp, savaşsız direnişsiz bir şekilde başka bir devlete millete verme yetkisi verdiler.

 

İşte bunun en önemli ispatı, BM’nin dünyanın farklı bölgelerine dağılmış olan Yahudilere Filistin topraklarını peşkeş çekmesidir. BM’de arkalarında birçok küçük devleti sürükleyen ABD ve Rusya, Almanya veya Japonya’da bir Yahudi devleti kurmakta anlaşsalar böyle bir kararın makul ve anlaşılır bir yönü olurdu. Fakat böyle olmadı. Onların arkasına takılmış, sığınmış, büyük devletlerin tarafında yer almış onlarca küçük devlette bulunmaktadır. Bunun, savaşsız bir işgal olduğu bu küçük devletler tarafından da görülmektedir. Fakat sessizliğe bürünmeleri, ABD ve Rusya’dan daha fazla ayıplanmayı hak etmektedir. ABD ve Rusya’nın arkasına takılan ve Müslüman ülkelere düşman olan zalim devletlere destek veren tavırlarından dolayı ayıplanmaya ve teşhir edilmeye zalimlerden daha fazlasıyla müstahaktır. Ve onlar bu zalimlerden daha fazla suçludur.

 

Mustafa Sabri Efendi, savaştan sonra küçük devletlerin düştüğü en büyük hatayı da dile getirir. Küçük devletlerin yapması gereken en önemli şey, hiçbir şey yapamasalar bile, en azından kendi aralarında bir araya gelip ortak bir pakt kurmak olmalıydı. Kendileri yalnız iken küçük birer devlet olmalarına rağmen, bir araya geldiklerinde büyük devletler dışında ve onlara karşı önemli bir güç olabilirlerdi. Fakat bunu başaramadılar ve hepsi de büyük zalim devletlerin birer uydusu oldular. Şimdi o zalimlerin yaptığı her zulme ortak olmaktalar.

 

BM’nin kurulması, büyük devletlerin Filistin topraklarını Yahudilere peşkeş çekmesi, Yahudi varlığının Müslüman coğrafyada varlığını göstermesi, Mustafa Sabri Efendi’nin yaşarken şahit olduğu olağanüstü hadiselerdir. Sabri Efendi’nin yaşadığı bu olağanüstü hadiseler, kendisini yıllar sonra hiç tahmin etmediği bir itirafta bulunmaya sürüklemiştir. Kırk yıl önce zalim, gaddar, müstebid, katil, müsrif vb. vasıflarla niteledikleri II. Abdülhamid, kırk yıl sonra Mustafa Sabri’nin aklına gelecek ve satırlarına sinen üzüntünün izleri kendisini gösterecektir.

 

“İşte Sultan Abdülhamid han. Osmanlı Devletinin yönetimini tam manasıyla elinde tutan son padişahtı. İçinde Arap ülkelerinin de bulunduğu geniş toprakları çeyrek asırdan fazla yönetti. Nihayet İttihat ve Terakki Fırkası’nın tertip ettiği bir devrimle tahttan indirildi. Ondan sonra çıkan savaşlarda ülke Sebe Krallığı gibi dağıldı.

 

Bu sultan, Yahudi göçmenlerin Filistin’e yerleşmelerinin önünde sarp bir engeldi. Önemli manaları olan hadiselerden biri, sultana tahttan indirildiği haberini Selanik mebusu Yahudi Emanuel Karasu tebliğ etti. Meclis tarafından oluşturulan, farklı din ve milletlere mensup hoca ve mebuslardan oluşan heyet, bu görev için onu seçmişti. Meşrutiyet ilan edilmeden önce Siyonist Yahudilerin temsilcisi olarak sultanla görüşme imkânı bulmuştu. Siyonist Yahudilerin Filistin’e hicretleri konusunda ricalarını arz etmişti. Bununla beraber devlet hazinesine elli milyon altın bağışlamayı vadetmişti. Bu ricası Sultan tarafından çok sert tepkiyle karşılandı ve hemen huzurundan kovuldu.”

 

Kaynak: Şeyhülislam Mustafa Sabri, Mevkıful Akl, cilt 1, sayfa 32 ve 46

Google+ WhatsApp