Musibetler ibret dersleridir

Musibetler ibret dersleridir


Mü’min insanın musibetlere karşı olan bakışı, Peygamberlerden alınmış derslerdendir. Said Nursî (rh.a.) der ki: “Musibet zamanı uzundur. Fakat örf-ü nâsta zannedildiği gibi sıkıntılı olduğundan uzun değildir, belki uzun bir ömür gibi hayatî neticeler verdiği için uzundur.”( Lem’alar, Sh: 24, İst/2017)  Musibetler, bize ibret derslerini verirler. Her musibet kendi başına bir vaizdir. Hatta musibetler, vaizlerden daha tesirlidirler. Nitekim “Bir musibet bin nasihatten yeğdir” denilmiştir. Yani bin nasihatten bir musibet daha evladır. Bin nasihatin yapmadığını bir musibet yapar. Nasihat tutmayan toplumları, musibet tutar. Nasihat ve musibetin tutmadığını, haramların bu dünyadaki azabı yutar.

 

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum Sûresi/41)

 

Başımıza gelen musibetlerle amellerimiz birbirlerinden bağımsız değillerdir. Musibetleri kendi nefsimize okutmalıyız, başkalarını sorumlu tutmadan önce kendimizi sorumlu tutmalıyız.

 

“Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

 

Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman hâlleri nasıl olur? Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.” (Nisa Sûresi/ 61-63)

 

Allah’ın dünyasında ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde Allah’ın indirdiği Kur’ân’a, Peygamberin ortaya koyduğu sünnete çağrıldıklarında icabet etmeyip kul kaynaklı kanunlara kaçanlar, toplumsal musibetlerin ana müsebbipleridir. Bu dünyada ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde İslâm ile idare olunmamak, genelde insanlık için, özelde ise Müslümanlar için en büyük musibettir.

 

Musibet ve felaket zamanlarında siyaset-i şer’iyye şuuruna ermiş sorumluluk sahibi vicdanlı mü’minlerin tek bir gündemleri olur: Felaketzâdelerin yanında olmak, güzel sözlerle tesellide bulunmak, maddi ve manevi bütün imkânları seferber ederek acıları dindirmeye, yaraları sarmaya çalışmak, dua ve istiğfarda bulunmaktır. Bunun dışındaki tavırlar, siyaset-i şer’iyye şuurundan mahrumiyetin sefaleti ve sefilliğidir.

 

Musibet ve kriz dönemleri; bir ömrün günah, ihmal ve kusurlarını telafi edebilecek ölçüde fırsatlar, bir ömrün hasenâtını hebâ edecek düzeyde riskler barındırır. Sabır ve şükürle krizler kazanca; isyan, bencillik ve nankörlükle felâkete dönüşür.

 

Musibetler karşısında mü’min insan, celâl kanadıyla haramdan sakınıp, cemâl kanadıyla da iyiliğe doğru uçmaya devam ederek kemâle doğru giden iki kanatlı kuş gibi olur. Musibet başına geldiğinde haram işlemede ısrar etmek, hayırlı işlerden uzak durmak, yeni musibetlere davetiye çıkarmaktır.

 

İmtihanlar dünyasındayız. Musibetlerle de imtihan olunmaktayız. Musibet, insana isabet eden hastalık, bela, sıkıntı gibi elem ve keder verici hâdiseler için kullanılır. İnsanın başına, kendi fiilinin neticesi olarak bir musibet geldiği gibi, insanın isteği dışında dış faktörlerin etkisiyle de musibet gelebilmekte, Kur’an’da Allah’ın insanları imtihan etmek için musibet verebileceğine işaret edilmektedir. İmtihan maksadıyla gelen musibetlerin çözümünde ölçüler yine Kur’an’da sabır mefhumuyla anlatılmaktadır.

 

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara Sûresi/ 155)

 

Şehid Seyyid Kutub (rh.a) isabetle der ki: “Mü’min için, şiddet ve zorluk esnasında bütün perdeler kalkar, basiret tecelli eder, göz alabildiğine ufukları seyre dalar ve kâinatta mü’min, yalnız Allah’ı görür. Hakka’l-yakin anlar ki, hiçbir güç yok; yalnız O’nun gücü var. Söz konusu ayetin devamında bu mertebe ne güzel ifade ediliyor: “(Ey peygamber!) Sen sabırlı davrananları müjdele. İşte o sabredenler, kendilerine bir musibet dokunduğu zaman “Biz Allah için varız ve biz sonunda O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara Sûresi/ 155-156)  

 

Musibetler; zalime zulmün yanlış olduğunu, mazluma yalnız olmadığını, zengine varlığın fani olduğunu, fakire sabrın güzel bir nimet olduğunu hatırlatırlar. Musibetler; olumsuzlukları, kırgınlıkları, öncelik ve üslup farklılıklarını unutturur; insafı, merhameti, takdir hissini harekete geçirirler. Musibetler anında merhamet, adalet, Müslümanların müşterek mesleğine dönüşürler. Musibetlerin isabetiyle Allah’a dönüş, musibetlerden ibret derslerini almış olmanın alâmetidir.

 

“Ateşi korda, insanı zorda tanırsın!”. Musibetler karşısında kendilerini vareste kılıp hep başkaları için ibret dersleri çıkarmaya çalışanlar, gaflete kurban gidenlerdir. Her musibeti öncelikli olarak kendine okursan, kendini gafletin pençesinden kurtarırsın!

Google+ WhatsApp