Müminin Mezhebi Vahyin Çizgisidir

Müminin Mezhebi Vahyin Çizgisidir


Resul Kurban/ Malatya

 

Afganistan da Taliban’ın iktidarı ele geçirmesiyle insanların gündemine şeriat yönetimi ve bu yönetimin hangi mezhebin görüşüne göre icra edileceği, Müslümanlar için ne kadar kapsayıcı olacağı gibi konular konuşulmaya başlandı. Şimdi sorum şöyle:

 

Soru: 1: Şeriat yönetiminden ne anlamalıyız? 2: İslam’ın hayata geçirilmesinde mezhep konusu niçin bu kadar öne çıkartılıyor? Taliban’a mezhep açısından yüklenmek doğru mu? Merak ediyorum Allah’ın resulü bu dini hayata geçirirken hangi mezhebi öne çıkartmıştı?  3:Emirlik ile Halifelik arasında ne gibi bir fark var? Bu soruları Kur’an’ın vermiş olduğu imkân dâhilinde açıklar mısınız?

 

Cevap 1: Şeriat; kelime olarak kanun, yasa anlamına gelmektedir. Aynı zamanda yasal anlamına gelen Meşru, kanun koyucu anlamına gelen Şârî kelimeleri de aynı kökten türetilmiştir. Şeriat’ın Istılahhi anlamı ise; ferdi ve toplumsal hayatı düzenlemede Kur’an ve onun uygulaması olan resulün sünnetini esas alan hukuk sistemidir.

 

İnsanı yaratan insanlığı idare edecek yasaları da ilk insandan itibaren bir elçinin eliyle göndermiş; Sadece kendisine ibadeti, yasalarına da şartsız itaati istemiştir. Bu cümleden olarak Hz. Muhammed (as)’a:

 

“Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitabı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.” (Maide 5/48)

 

Her elçiye vermiş olduğu kitabı insanlık için temel kaynak ve sorumlu tutacağı esas olarak beyan ederek:

 

Ey Muhammed! “Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru bir yol üzeresin.” “Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. Ondan sorumlu tutulacaksınız” buyurmuştur. (Zuhruf 43/ 43-44)

 

İslam gündeme geldiğinde kendini farklı tanımlayan insanların tüylerini diken diken eden, sinirlerini tepelerine çıkartan şeriat; aslında Allah Teâlâ’nın insanlığa gönderdiği kurtuluş reçetesidir. Onu görmezlikten gelerek sorumluluktan kurtulmak mümkün değildir. Neticede tüm insanlığın yapıp ettikleri Ahirette Kur’an’a göre değerlendirilip hükme bağlanacaktır. Bu dünyada ondan kaçanlar ahirette ökse otuna yakalanmış sinekler gibi onun ağına düşeceklerini bilmelidirler. İslam gündeme geldiği zaman kılı kırk yararak Allah’a dinini, Müslümanlara İslamı öğretmeye kalkanlar, oturup kendi dertlerine yansınlar. Kendilerinden öncekilerin nereye gittiklerine ve ne halde olduklarına baksınlar. Kendi sonlarının nasıl olacağını düşünsünler. Bir tiyatrocunun dediği gibi gidenler bir meyhanede kafa mı çekiyorlar; yoksa bu kafa yapısı nedeniyle ebedi bir azaba müstahak mı olduklarını anlamaya çalışsınlar. Yukarda da bahsettiğimiz gibi İslam ve onun koymuş olduğu temel yasalar olarak şeriat sadece ona iman edip uygulayanlar için bir kurtuluş reçetesidir. İman etmeyenlerin ise sadece hasretini ve azabını artırır.

 

“Biz, Kur’an’da öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını /hasreti artırır.” (İsra 17/82)

 

“Asra yemin olsun ki,” “Muhakkak insan, hüsrandadır.” “Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve  sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr 103/1-3)

 

Şimdi hakkı görünce ondan kaçanlar, elleri ve dilleri ile onun ışığını örtmeye çalışanlar, Allah’ın doğru yolunu eğri göstermeye çalışanlar, modern hayatın şımarıklığını bir nimet olarak takdim edenler, İnsan aklını ilah edinen demokrasiyi insanlığın kurtuluşu için en büyük imkân olarak görenler geri dönülmez bir yanılgı içinde olduklarını gördükleri gün iflas ettiklerini anlayacaklardır!..

 

2: Mezhep konusuna gelince;  Mezhep kelimesinin anlamı takip edilen, gidilip gelinen yol demektir. İslam fıkhında ise; bir müçtehidin takip ettiği yol ve usul ile ortaya koymuş olduğu içtihatlarından oluşan görüş ve düşüncelerinin tamamı ile ortaya koymuş olduğu yol ve yöntemdir. Ebu Hanife’nin mezhebi demek, Ebu Hanife’nin görüşü, düşüncesi demektir.

 

Gerek herhangi bir mezhepte gerekse münferit kişilerin yapmış olduğu kişisel tüm İçtihatlar görüşler ve yorumlar kişiseldir, insanidir ve tamamı kesinlik ifade etmez galip zandır. Zaten kesin bilginin delilin olduğu yerde içtihat olmaz. Bu kural fıkıhta ; “Mevrudun nasda içtihada mesağ yoktur” şeklinde ifade edilir.  Mezhepler galip zan diye tanımladığımız içtihatlardan oluşur. Bu nedenle, kimse kimsenin galip zannı ile amel etmek zorunda değildir. insanı / Müslümanı bağlayan Kur’an ve onun uygulaması olan resulün sünnetidir. Bunun dışında Müslüman dilediği alimin/ müçtehidin doğru bulduğu görüşünü alır amel eder. Ya da almaz bırakır. Kendisi bu işe ehil ise kendi görüşü ile amel eder. Bir kimse baştan sona bir müçtehidin, âlimin, görüşlerini tümüyle almak zorunda da değildir. Doğru bulduğunu bulduğu yerden alır onunla amel eder. Nitekim Resulullah (as) :”Hikmet müminin yetiğidir. Onu bulduğu yerden alır” buyurmuştur.

 

Hal böyle olunca İster Afganistan da kurulacak İslam emirliğinde olsun ister dünyanın herhangi bir yerinde ferdi bir hayat yaşayan kimse olsun; ferdi konularda devletin üzerinde bulunduğu mezhebe göre yaşamak zorunluluğu ve mecburiyeti söz konusu olamaz. Ancak toplum düzenini sağlamak için kamusal alanda devletin benimsediği içtihat herkesi bağlayıcıdır. Hiçbir tereddüt göstermeden herkesin uyması gerekir. Gizli ve açık itaat etmekte zorunludur. Aksi halde toplumda düzeni sağlamak mümkün olmaz. Şu da bilinmeli ki, hiçbir kimsenin içtihadı görüşü düşüncesi Kur’an’a ve onun hükümlerine aykırı olamaz. Hiç bir itaat isteyene Allaha isyan olan bir konuda itaat edilmez. “Halıka isyanda mahlûka itaat yoktur.” ilkesini unutmamamız gerekir.

 

Bu güne kadar kurulan İslam devletleri, tebasının mezhebi tercihlerini göz önünde bulundurarak bir beldede yaşayan halkın tercihlerine göre müftü ve kadı tahsis etmişlerdir. Bu gün hala Laik ve demokratik Türkiye’de bile doğudaki şafi nüfusu göz önünde bulundurularak doğu ve güney doğuya şafi mezhebini tercih eden ve kendisini bu konuda yetiştirmiş olan müftüler gönderilmektedir.  Taliban da en azından bu uygulamaları göz önünde bulundurarak halkının mezhebi tercihlerine gerekli anlayışı gösterecektir. Toplumsal konularda ve dinin açık emir ve yasakları helal ve haramları hususunda tüm Müslümanların devlete itaat etmesi gerekir. Bu konularda mezhebi ayrılıklar söz konusu olmaz. Ancak ferdi konulardaki içtihat farklılıklarına da devlet müdahil olmaz. İslam tarihi boyunca bu uygulama böyle devam etmiştir. Bundan sonra da rabbim Müslümanlara bir devlet nasip ederse böyle devam edecektir inşaallah!

 

Şu da bir gerçektir ki, herkesi memnun edecek bir devlet kurmak, yapılan uygulamalarla herkesin memnun olmasını beklemekte mümkün değildir. İnsanlık ne Allahtan memnun olmuş ne de elçisinden. Ancak gönülden iman edenler müstesna. Bu nedenle dünyanın neresinde bir ışık görseler hemen söndürmek için şom ağızlarını açıp avazı çıktığı kadar bağıranlar, her zaman ve zeminde olacaktır. Buna da hazır olalım!..

 

Şimdi Afganistan nedeniyle çıkartılan gürültünün sebebi de budur. Ne yaparsanız yapın        kimseyi razı edemezsiniz. Kur’n’a uyacağım dese hadisçiler kazan kaldırır. Hadislere uyacağım dese Kur’an’cılar kazan kaldırır. Kur’an’ı esas alacağım, onun ilkelerine uyan hadisleri de dikkate alacağım dese bu defa da; siz hadislerin işinize gelenini alıyorsunuz iftirasında bulunurlar. Bu nedenle Allah İslam ile hükmetmek gibi bir nimeti bir millete nasip ederse resulün yaptığı gibi Kur’an’ın helalini helal, haramını haram bilip; emredileni yapar yaptırır; yasaklananlardan da insanları uzaklaştırmaya çalışır. Helale giden yolları açar, harama giden yolları kapatmaya çalışır. Tüm ümmetin işlerini istişare ederek Kur’an’ın ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla çözüme kavuşturur. Hak ve doğru bildiğini hayata geçirmeye gayret eder. O, bunu yaparken insanların beğeneni, beğenmeyeni, dost olanı ve düşman olanı olacaktır. Kusursuz insan olmadığı gibi insandan sadır olacak olan kusursuz bir yönetim de olmayacaktır. Sonuçta herkes hesabını Allaha verecektir. Bizler esas hazırlığı O’na göre, oraya göre yapmalıyız!..

 

Allah’ın resulü bu dini tebliğ ederken ve devletini kurarken elbette kendi mezhebini öne çıkarmıştı. Onun mezhebi /takip ettiği yolu Kur’an’dı. Çünkü rabbi öyle istiyordu:

 

“İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.” (İbrahim 14/52)

 

“Andolsun ki, Biz bu Kuran’da insanlara her türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş ise tartışmadır.” (Kehf 18/54)

 

Elçilerin yaptığını tartışan insan sizi bizi mi tartışmayacak? Elbette her düşüncenin muhalifleri olacaktır. Fakat bizler neye göre taraf, neye göre karşı taraf olduğumuza bakmalıyız!..

 

3: Emirlik ve Halifelik arasındaki fark ise İslam’ın siyaset anlayışına göre Emirlik, ümmetin herhangi bir beldesindeki müminlerin iktidar ettiği dini ve siyasi liderini ifade eden bir unvan iken; Halifelik ise tüm ümmetin dini ve siyasi liderliğini ifade eden bir unvandır. Bu nedenle Afganistan da ki Taliban kendisini tüm ümmeti temsil edecek bir konumda görmediği için Afganistan İslam Emirliği unvanını kullanmıştır. Şimdi olay yeni ve ülkenin içi hala toz duman. Durumlar karışık zaman her şeyin ilacı olduğu gibi olayları doğru anlamanın da ilacıdır. İnşaallah ifade ettikleri gibi      dosdoğru bir İslam anlayışını hayata geçirmeye muvaffak olurlarsa, Biz müminler bundan ancak sevinir ve memnuniyet duyarız inşaallah!..

 

Bekleyelim görelim. Allah’tan yana olanlara selam olsun!

Google+ WhatsApp