Mümin mi, Muhif mi?

Mümin mi, Muhif mi?

Günümüz dünyasında yaşanan hayatın korkular üzerine kurulmuş olduğu reddedilemez bir gerçektir. Üstelik bu korku ortamı dünyanın her yerindedir. Yani nereye giderseniz gidin korkular peşinizi asla bırakmayacaktır. Çünkü insanların hayatına yön veren sistemler de o sistemler içinde korkuyla yaşayan insanlar da güven vermiyor.

Ramazan Demir

Günümüz dünyasında yaşanan hayatın korkular üzerine kurulmuş olduğu reddedilemez bir gerçektir. Üstelik bu korku ortamı dünyanın her yerindedir. Yani nereye giderseniz gidin korkular peşinizi asla bırakmayacaktır. Çünkü insanların hayatına yön veren sistemler de o sistemler içinde korkuyla yaşayan insanlar da güven vermiyor. Hırsızlar girmesin diye taklid edilemez anahtarlarla kapanan çelik kapılı evlerde evlat ebeveyninden, ebeveyneler evladından korkarak yaşıyor.

 

Öngörülemez karakterlerle edinilmiş ahlakın nirengi noktasını bulmak imkansız, çünkü yok. Kadınları ve erkekleri bir arada tutan şey bir kağıdın üzerine atılmış imza ya da parmağa geçirilmiş bir yüzük. Bağların kopmasından korkuyoruz çünkü yüzük parmaktan çok kolay bir şekilde çıkabilmekte, kağıda atılan imzalar ise kolayca geçersiz sayılabilmekte...

 

Bir birlerine aşk sözcükleri dizen eşlerin yüreklerinin derinliklerinde tükenişin kaygısı gözlerinde ise yarınından emin olamamanın çaresiz bırakan korkusu tahtını kaybetmeyen korku kralı gibi durmakta.

 

Zayıf, cılız, dayanıksız ve geçici karakterlerle yapışılan her sevgi nefrete, duyulan her güven korkuya, kurulan her birliktelik hüsrana doğru son sürat gitmekte. Bir gün önce en sevilenin bir gün sonra en nefret edilene dönmesi işten bile değil.

 

Mahrem diyerek gözlere yasakladığımız yatak odalarından geriye sadece işlemeli yatak örtüleri ve yastıklar, çeyiz sandığından çıkma yatak örtüleri kalıyor. Onun dışındaki herşeyin ortalık malı gibi olmasında hiçbir beis görülmemekte. Değerli olan iki insanın yüreğini hiç kimseye açmadıkları kadar birbirlerine açmaları değil çeyiz sandığındaki el emeği göz nuru örtüler oluvermekte.

 

Çıtkırıldım tasavvurlarla kendilerini gömdükleri oyunların cesur bir kahramanı haline dönüşmüş evlatlarımızı mezarlarından çıkarmaya korkuyoruz. Çünkü daha derin ve daha karanlık mezarlara girmesinden korkuyoruz.

 

Mutfağımıza yiyecek alırken hesaplarımızı hep açlık korkusuna göre yapıyoruz. Pazar çantamızda açlara, fakirlere, garibanlara, kimsesizlere yer yok çünkü biz öyle olmaktan korkuyoruz.

 

Işıl ışıl aydınlattığımız evlerin aylık faturalarını karanlıkta kalırız korkusuyla, şırıl şırıl akıttığımız suların aylık faturasını susuz kalırız korkusuyla ödüyoruz. Çünkü kendi ellerimizle kurduğumuz sistemin halden anlamayan bir sistem olduğunu biliyoruz ve onun için korkuyoruz.

 

Neredeyse mirasçı olma hakkı bile olan altaki, üstteki, karşıdaki komşularımızdan korkuyoruz.

 

Musallat olurlar diye acılarına duyarsız kalıp görmezden gelmeyi, tebelleş olurlar diye sevinçlerinde kenarda durmayı seçiyoruz.

 

Apartman girişlerinde ya da merdiven aralığında gerçekleşen istem dışı karşılaşmalarda içimizdeki korkuya rağmen samimice selam verdiğimizi zannediyoruz ama heyhat gözlerimizdeki korkuyu saklamak ne mümkün...

 

Komşularımızdan korkuyoruz çünkü tüm insanlar gibi onlarda da öngörülemez bir karakter var.

 

Yemyeşil ağaçları olan bir sokakta yaşasak da her köşe başında hiç bilmediğimiz tehlikeler olabileceği korkusuyla bakıyoruz ağaçlara...

 

Arsızca havlayan komşunun köpeğine hoşt demeye korkuyoruz çünkü sokaktaki karşılaşmalarda yalandan samimi gözükerek selam verdiğimiz komşumuzun köpekten daha yırtıcı olabileceğinden korkuyoruz.

 

Çocuklarımızın komşu çocukları ile arkadaşlık yapmasından korkuyor ve bu korkunun çocuklarımızın kalbinde de yer etmesi için onlara korku nutukları çekiyoruz.

 

Örtülü eşimizin örtüsüne, örtüsüz eşimizin giysisine her an bir saldırı olacağı korkusuyla eşimizin arkasından el sallıyoruz.

 

Otobüse, trene, metroya veya dolmuşa bindiğini söyleyen eşimizi canavar kılıklı bir kalabalığın ortasında çaresiz kalmış bir zavallı gibi dinliyoruz ve kazasız belasız o bindiği araçtan indiği için derin bir oh çekiyoruz.

 

Gizli kameralarla donatılmış dükkanlardan hırsız sanarlar korkusuyla alışveriş yapıyor, korkuyla doldurduğumuz filemizi korkuyla eve getiriyoruz.

 

Yaptığımız her hareketin temeline sadece korkuyu koyuyoruz. Kırmızı ışıkta bile cezadan korktuğumuz için duruyoruz.

 

Gaz pedalını köklemeye can attığımız arabalarımızı, EGS kameralardan korktuğumuz için yavaş sürüyoruz.

 

Kredi kartımızın limitinin yetersiz kalacağından, kredi kartı ekstrelerini ödeyemeceğimizden, ödeyemezsek hayatımızın altının üstüne gelmesinden korkuyoruz.

 

Çocuklarımızın iyi bir geleceğe sahip olamayacağı korkusuyla okul seçiyor, dershaneye gönderiyor, gücümüz yeterse özel öğretmen tutuyoruz. Çünkü çocuklarımız daha A, B, C öğrenmeden onların masum zihinlerine gelecek korkusunu yerleştiriyoruz.

 

Meşruiyyetini kendi ellerimizle verdiğimiz devletten korkuyoruz.

 

Refandumlarda kendi ellerimizle oyladığımız sistemin yasalarından korkuyoruz.

 

Vergilerimizle beslenen ve kendisini SARAYLARA layık gördüğümüz ADALETTEN korkuyoruz.

 

Daha adaletli, en adaletli olsun diye kan vererek can vererek kendi kurduğumuz ülkeden korkuyoruz.

 

Dağlarına çıkmaktan, nehirlerinin kenarına oturmaktan, deniz kıyısına inmekten korkuyoruz.

 

Bizi uzak diyarlara götürsün diye bindiğimiz uçaktan,  her biri korkunun belgesi olan pasaportlarımızı kontrol eden gümrük memurundan korkuyoruz.

 

İndiğimiz havaalanındaki kontrolden, o ülkenin insanlarından korkuyoruz. Ürkek ürkek dolaştığımız caddelerdeki kalabalıktan korkuyoruz.

 

Doların düşmesinden de çıkmasından da korkuyoruz. Cebimizdeki paranın anlamadığımız bir şekilde değersiz kağıtlara dönüşeceğinden korkuyoruz.

 

İleriye gidenin gerisinde kalmaktan, geride kalanın ileriye geçmesinden korkuyoruz.

 

Dünyanın her yanında hep aynı korkularla yaşıyoruz ve hepsinden beteri BİZ BÖYLE BİR DÜNYAYI KAYBETMEKTEN korkuyoruz.

 

Üniversiteyi okuyamamış başarısız bir evlat sahibi olmaktan, zengin olmayı becerememiş bir ticaret adamı olmaktan, mutlu olamamış bir eş sahibi olmaktan, hüsrana uğramış bir aile sahibi olmaktan korkuyoruz.

 

Korkmadan yaşadığımız tek bir dakikamız ve hatta korkmadan aldığımız tek bir nefes bile yokken MÜMİN olabilmenin ne demek olduğunu nasıl bilebiliriz ki?

 

Güvenini hak ettiğimiz tek bir kişi, güven duyduğumuz tek bir kişi yokken nasıl MÜMİN olabiliriz ki?

 

Müminim diyene güvenemiyoruz çünkü aldanmaktan korkuyoruz.

 

Kazara bir güvenen bulsak, onun bize güvenmesinden de korkuyoruz.

 

Korkularla kurduğumuz dünyamıza bir mümin almayı göze alamıyoruz. Müminim diyenleri kendi hayatımızın sınırları dışında vize bekleyen turist gibi bekletiyoruz. Aslında güvenmekten korkarak beklettiklerimizin, güvenmemizi haklı çıkaracak hareketler yapmasını ve sonunda da iyiki güvenmemişim demeyi istiyoruz.

 

Karakterlerimize, ahlakımıza, hayat anlayışımıza, ailemize, sokağımıza, şehrimize, ülkemize, dünyamıza hep korkular yön verirken, dünyanın her tarafında korkular taht kurmuşken, sıkı sıkıya yapıştığımız bu dünyayı kaybetmekten korkarak, korkunun hiç olmayacağı bir cenneti hayal etmek, çok derin bir çelişki olsa gerek!..

 

Heyhat insan MÜMİN (güven veren-güven duyulan) olmayı terkedeli ve MUHİF (korku veren-korku duyan) olmayı seçeli yıllar olmuş.

 

Muhif bir halde yaşayan her insanın gönlünde, korkmadan ve korkutmadan yaşayacağı bir ırmak kenarı, ağaçlar içinde tahta bir kulübe, közlerin üstünde dumanı tüten bir çaydanlık hayali var ve bu hayal hayallerin en büyüğü...

 

AMA CENNET ÖZLEMİ YOK!..

 

Bir orman bekçisinin yıkacağı ırmak kenarındaki tahta kulübe için her şeyi göze alan, bu hayali hayatının amacı haline getiren insan NEDEN CENNETİ ÖZLEMEZ?

 

Yüreklerine çöreklenmiş korkularla eşinin gözlerindeki korkuyu görmezden gelen çiftler, neden göz bebeklerinde GÜVEN ÜLKESİ olan eşleri özlemez?

 

Komşularından ödü kopan insan, neden selamı yürek fetheden arkadaşları özlemez?

 

Etiyle kanıyla kurduğu, vergilerle beslediği ama her kurumundan korktuğu devletinde, sisteminde ÖNEMLİ biri olmak için can atan insan, neden sokağı güven, caddesi güven, şehri güven, ülkesi güven insanları güven olan cenneti özlemez?

 

Özlemez, ÇÜNKÜ; İNSAN KORKULARINA AŞIK OLMUŞ...

 

Vesselam...

Google+ WhatsApp