Mumcu, MOSSAD, 28 Şubat, 15 Temmuz…

Mumcu, MOSSAD, 28 Şubat, 15 Temmuz…


En kaşınan yaramızdır, kabuk tutsa da kaldırırız. ‘Kaşınıyorsa iyidir, dokunmayın’ derler, inadına tırnak atarız deri ile kabuk arasına…

Daha bu 4 Temmuz, bir diğerinin, ‘Çuval Vakası’nın yıldönümüydü. Yırta yırta kanattık, yine sinmedi içimize, sinemez. Ne siner ne diner. Milli gurur yaraları öyledir. Ciğere vurur.

İyileştiremeyiz değil, mutmain olana kadar iyileştirmeyiz…

***

Pazartesi günü, Star Gazetesi’nde Aziz Üstel şu satırları sıraladı…

“Türkiye’de ABD ve NATO üsleri olur da MOSSAD Üssü olmaz mı hiç?! Gizli bir anlaşma imzalanır 1958 yılında. Anlaşma Türkiye-ABD ve İsrail arasında imzalanmıştır ve bu anlaşmaya dayanarak İsrail Türkiye’de bir MOSSAD Üssü kurar!..”

“… 12 Eylül darbesi çattı geldi. Türkiye Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu 4 Nisan 1985 tarihinde, Washington’u ziyaret etti ve İsrail Büyükelçisi Meir Rosanne’le gizli bir görüşme yaptı. … Bu görüşmede Halefoğlu’nun Mossad Üssü’nü gündeme getirdiğini, İsraillerin konuyu örtbas etmeye çabaladığını belirtecekti Türk kaynakları”…

“ … otuz yıl sonra 1993’de, dönemin Dış İşleri Bakanı Hikmet Çetin İsrail’i ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında Türkiye’yle İsrail 12 maddelik çok gizli bir anlaşmaya imza attı. Bu anlaşmaya göre Türkiye Mossad’ın Suriye ve İran’a sızmasına ve operasyonlar yapmasına yardımcı olacaktı. Dahası; İsrail İstihbaratı’na Tevel ve Tzomet adlı Mossad şubelerinin resmen açılmasına izin verilmişti. İsrail savaş uçaklarına Konya’da uçuş üssü tahsis edilmişti.”

“ … 1994 Kasım’ında BB Tansu Çiller İsrail’i ziyaret etti. Türkiye-Mossad ilişkileri ayrıntılarıyla ameliyat masasına yatırıldı.”

“ … o dönemlerde MOSSAD’ın Türkiye’deki özel operasyon, kitlesel katliam, sabotaj, provokasyon, suikast 1971-1980 darbeleri PKK, İkinci Cumhuriyetçiler, Barzani-Talabani CIA ve Alman BND ile ilişkilerindeki rolü bilerek gizlenmiştir.”

“Uğur Mumcu’nun 7.01.1993 tarihli ‘Mossad-Barzani’ yazısından 17 gün sonra bombalı suikastle öldürülmesi; suikastın Hayfa Limanı’ndan yola çıkan Mossad ekibince gerçekleştirildiği yolundaki MİT belgesi hasıraltı edilmişti.”

“ … Benzer belgeler, Hablemitoğlu ve Emeç cinayetlerinde de söz konusuydu”.

***

Uğur Mumcu cinayetinde failin İsrail olduğuna ilişkin zamanın ve hayatın akışına uygun makûl iddialar yeni değil…

Ancak belge ve yaşayan şahitlerin, sessizliklerini, bu bilgilerin neden “işlenmediğini” merak ediyoruz.

Mesela, PKK terörü ile mücadelede İsrail’den yardım, hadi işbirliği diyelim, talep edilmiş/yapılmış veya onlar teklif etmiş ise, iki tarafta da Tel Aviv’in varlığı gibi bir durum ortaya çıkar ki, daha çürümüş başka yapı hayal edilemez…

Türk-Amerikan ilişkilerindeki derinliği ölçen çok sayıda yazıyı sizinle paylaşmış bir gazeteci olarak, 1990’lı yıllardan itibaren daha da ağırlaşarak/nüfuz ederek İsrail’in de oyuna katıldığı süreçte, 15 Temmuz’a kadar varan ne kadar vebalı vaka yaşandıysa hepsinde ABD-İsrail bulaşı olmadığını savunacak akil akıl çıkabilir mi?..

***

Uğur Mumcu’nun katledildiği günlerin ve ardından gelişen sürecin iklim ve şartları anımsandığında kalın paradokslar ortaya çıkar…

Cinayetin ardından o sokağa giden ilk gazetecilerden biriyim. Çok gençtim. Cumhuriyet gazetesinden defnedildiği yere kadar onbinlerin hangi ruh halinde olduğunu, gündemin nasıl evrildiğini hatırlıyorum…

Sonra dünya basını ile birlikte yerli medya da bütün ağırlığınca İran’ın üzerine abandı. Tetiğin Kum kentinden çekildiğinden bahsediliyordu. Türk kamuoyu da “laiklik” üzerinden dalgalanıyordu. O günlerin köşe yazılarını iktibas ederek kimseyi utandırmak istemem. İstemem ama, ‘Mumcu’yu İsrail öldürmüş. Ne düşünüyorsunuz’ diye sormak isterdim…

Halen hayatta bulunan o gazetecilerin, siyasilerin, asker ve diplomatların, hatta kimi resmi kuruluşlarımızın, yaşadıklarını, vesikaları, gizli anlaşmaları açması artık gerekmiyor mu?

“MOSSAD’ın Türkiye’deki etkinlikleri ve hala varsa kadrolarının açığa çıkartılması çok ama çok önemlidir..”

Doğru. Ama kayıplarımızı anlamak için, yitik on yıllarımız dahil, Türkiye’nin son 75 yıllık tarihinde ABD ve İsrail’in ne kadar var olduğunu “tam” bulmamız gerekiyor. Çünkü izleri sürüyor, tohumları yaşıyor…

***

Aziz beyin yazısının akşamında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Herzog arasında görüşme gerçekleşti. Erdoğan, Herzog’u göreve başlaması vesilesiyle tebrik etti.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin Ortadoğu’nun güvenliği ve istikrarı bakımından büyük önem taşıdığını vurguladı…

“Tüm görüş ayrılıklarına rağmen İsrail ile temas ve diyaloğun sürmesine büyük önem veriyor; Filistin-İsrail ihtilafında olumlu adımlar atılmasının, ilişkilerimizin müspet mecrada seyretmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz”…

Son bir-iki haftanın takvimi düşünüldüğünde Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın bu görüşmedeki rolü de merak edilebilir. Yeni Tel Aviv hükümeti, iki ülke ilişkileri için sinerji oluşturabilir ama atacağı adımlar bu hükümetin gücü ve dengesi kadar olacaktır!

Öte yandan, iki ülke ilişkilerinin eskisi gibi olması yolunda güçlü temennilerde bulunanların bu görüşmeye sırt vererek heyecanlanmamalarını da tavsiye ederim.

Ankara-Tel Aviv, tıpkı Ankara-Washington ilişkileri gibi ‘eski güzel günlerine’ dönemez. Bunu kavramak için yakınlaşmanın olası getirilerini sürekli listelemek işe yaramaz. Güncelleyerek genişlemez bu denli çarpık ilişkiler.

İşin nereye varmayacağını anlamak için bölgenin ve Türkiye’nin konjonktürünü anlamak, Ankara’nın önümüzdeki aylardaki hedefleri, amaçları üzerine düşünmek daha verimli olacaktır…

Google+ WhatsApp