Muhkem ve Müteşabih

Muhkem ve Müteşabih


“Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok çelişkiler bulurlardı.”(4/82)

 

Kur’an’ın doğru anlaşılması için her şeyden önce onun kavramalarının doğru anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle üzerinde çok durulan muhkem ve müteşabih, nâsih ve mensuh konularının bilinmesini istiyoruz. Rabbim nasip ederse gelecek sayımız da da Nâsih ve Mensuh kavramlarını açıklamaya çalışacağız inşaallah.

 

Muhkem: Kelime anlamı sağlam, kuvvetli, anlamı tefsir edilenlerden daha kuvvetli ve açık olan söz, sıkı sıkıya, tahkim edilmiş. Hukuk dilinde, kat ’i ve sağlam bozulmaz hüküm demektir.

 

Muhkemin ıstılahı anlamı ise, Kur’an’da hüküm ifade eden ayetlerin tamamı kastedilmektedir. Helal ve harama, ibadet ve muamelata, itikata ve ukubata taalluk eden ayetlerdir.

 

Müteşabih: Kelime anlamı, bir veya birkaç yönüyle bir birine benzeyen, teşbih yoluyla bir birine benzeyen ve benzetilen. Kur’an’ı kerimde zahiri manası kastedilmeyen, teşbih ve temsil yoluyla hakikatleri beyan eden ayetlerdir.

 

Müteşabihin ıstılahı anlamı ise, insanların müşahede alanına girmeyen gaybi âlemle ilgili verilen bilgileri, zahiri âlemdeki nesnelere benzeterek teşbih yoluyla anlatan ayetlerdir. Cennetin, cehennemin, meleklerin özelliklerini anlatan ayetler ile Allah’ın zat ve sıfatlarını anlatan ayetler bu yöntemle anlatılmıştır.

 

Bu konuda maksadımızın anlaşılması için tefsir ve te’vil kelimelerinin de ne anlama geldiğini açıklamaya ihtiyaç vardır.

 

Tefsir: Kelime olarak “fe-se-re” kökünden gelmektedir. Fesere, lügatte doktorun hastalığı teşhis için baktığı az miktardaki su anlamına da gelmektedir. Doktor bu suya bakarak hastalığı teşhis eder.

 

Bu kelime bundan başka şu anlamlara da gelmektedir: Beyan etmek, keşfetmek, açıklamak, üzeri kapalı bir şeyi açmak gibi.

 

Istılah da ise, kapalı olan bir lafzı açmak ve sözün kastı olan mesajı açıklamak için kullanılan bir yöntemdir. Bu Kur’an lafızları için kullanıldığı gibi diğer sahalarda da kullanılmaktadır.

 

Te’vil: Kelime olarak “e-ve-le” kökünden gelmektedir. Geri dönme / rücû manasındadır. Ancakbu kelime  tef’il babında ise açıklamak, beyan etmek, bir şeyin hakikatini ortaya koymak anlamına da gelmektedir.

 

Istılahta, ayetin muhtemel olduğu manalardan birine döndürülmesidir veya ayetin siyak ve sibakına uygun olan bir manaya hamledilmesidir.

 

Tefsir ve te’vil kelimeleri zaman içerisinde bir birinin yerine de kullanılmıştır. Ancak tefsir te’vil’den daha önce kullanılan bir kelimedir. Te’vil kelimesinin anlamında, “bir şeyin gerçeğini ortaya koymak“ anlamı da bulunmaktadır. Özellikle Ali İmran yedinci ayetinde geçen “Onun te’vilini Allah’tan başka kimse bilmez “ şeklinde ifade edilen şey “müteşabih olanların gerçek mahiyetini (Kur’an’da anlatılan ayetin anlamını değil, ayetin anlamı açık fakat anlatılan şeyin mahiyeti bize kapalı ve bizim onun gerçek mahiyetini anlamamız imkânsız olduğundan) Allah’tan başka kimse bilemez ve açıklayıp ortaya koyamaz “ denilmektedir.

 

Bu ön açıklamalardan sonra konumuza esas olan ayetleri anlamaya çalışalım.

 

“Elif lam ra. Bu öyle bir kitaptır ki, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlam şekilde (kendi içinde açık ve anlaşılır kılınmış, birbirleriyle açıklanmış) tanzim edilmiş, sonra da bütün tafsilatıyla (bir biriyle bağlantılı olarak etraflı bir biçimde) açıklanmıştır.”

 

“Ki, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz. (Ey resul! De ki) ben O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim.”

 

“Ve Rabbinizden af dileyin ve sonra O’na Tevbe edin ki, sizi tayin edilmiş bir vakte kadar güzel bir şekilde yaşatsın ve her fazilet sahibine de iyiliğinin karşılığını versin. Ve eğer yüz çevirirseniz, elbette ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”

 

“Dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye kadirdir.”(11/1-4)

 

Birinci ayette bahsedilen muhkemlik, ayetlerin birbiriyle uyum içinde birbirini açıklayıcı olarak verdiği öğütlerin açık ve anlaşılır olması. Dünya ve ahiretle ilgili ortaya koyduğu hükümlerin birbiriyle çelişkisiz ve birbirini açıklayıcı konumda olması. Verilen bilgilerin eşyanın tabiatına, insanın fıtratına ve aklın ilkelerine uygunluğu ve bu bilgilerin hiçbir düşünce tarafından çürütülemeyecek sağlamlıkta olması ve insan aklını tatmin edecek derecede bütün tafsilatıyla ortaya konulmuş olması demektir. Surenin devamındaki ayetlerin verdiği bilgilere bakıldığında: İnsan, hayat ve kâinatın yaratılışını, sebep ve sonuçlarını, hayatın tüm gerçeklerini gözler önüne sererek, ölümün ve yeniden dirilişin, yapıp ettiklerimizin sonuçlarını tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. İnsanın Rabbine kulluk etmesi için hiçbir şey gölgede bırakılmayıp tüm ayrıntılarıyla açıklanıyor.

 

“Biz bu kitapta her türlü misali verdik, fakat insanoğlu tartışmayı seviyor” buyurarak durumu özetliyor.

 

Onun ayetlerinin müteşabih oluşuyla ilgili Zümer yirmi üçüncü ayetinde ise şöyle buyrulmaktadır:

 

“Allah sözün en güzelini, müteşabih olarak (ayetleri birbirine benzeyen, uyumlu ve teşbih yöntemiyle anlatılan) ve öğütleri tekrarlanan bir biçimde indirdi. Rabbinden korkanların onun etkisinden tüyleri ürperir. Sonra Allah’ın zikriyle tüyleri de kalpleri de yumuşar. İşte bu kitap Allah’ın doğru yol rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola ulaştırır. Allah kimi de saptırırsa, artık ona doğru yolu gösteren olamaz.”(39/23)

 

Bu ifadelere bakıldığında Kur’an’ın olayları anlatım biçimiyle, üslubuyla alakalı olduğu görülecektir. Bu nedenle cennet ve cehennem, ödül ve ceza, emir ve yasaklar, aydınlık ve karanlık, hak ve batıl, haklar ve ödevler, yer ve gök, dünya ve ahiret her türlü edebi sanat kullanılarak tekrar tekrar dile getirilmiştir.

 

“Mesani”, “mesna”nın çoğuludur ve gerçekleri ifade etmek için çeşitli şekilde sürekli tekrarlanan anlamına gelmektedir. Bu nedenle Fatiha suresinin bir ismi de ‘tekrar edilen yedi anlamında’ “es Seb’ul Mesani”dir. Allah, Kur’an’ı öğüt olması için indirdiğini bir çok ayette tekrarlarken, verdiği öğütleri de Kur’an’ın her suresinde sürekli tekrarlamaktadır.

 

Ayrıca zahiri âlemin dışında olup müşahede alanımıza girmeyen âlemle ilgili bilgileri verirken, bilinmeyenleri bilinenlere teşbih ederek/benzeterek anlatmaktadır. Ahiret hayatıyla ilgili, Allah’ın zatı ve sıfatları, meleklerin özellikleriyle alakalı verilen bilgiler mecazen bu yöntemle verilmektedir. Görüp idrak edemediğimiz şeyler, gördüğümüz ve idrak edebildiğimiz şeylerle sembolize / teşbih edilerek anlatılmaktadır.

 

Örneğin: cennetteki içeceklerden bahsedilirken, “Onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır. Berraktır, içenlere lezzet verir. O içkide ne sersemletme vardır, ne de onunla sarhoş olurlar.”(37/45-47) denilerek bildiğimiz bir takım vasıflarla tanımamız temin edilmektedir.

 

Bir kısmı muhkem bir kısmı müteşabih olarak ifade edilen Ali İmran suresi yedinci ayetinde ise şöyle buyuruluyor:

 

“Sana kitabı indiren O’dur. O kitabın bazı ayetleri muhkemdir. Bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri ise müteşabihlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar fitne çıkarmak ve kendilerine göre te’vil etmek için onun Müteşabihine uyarlar. Oysa onların te’vilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşmiş olanlar ise, “O’na inandık, hepsi Rabbimizin katındandır ” derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilir. (3/7)

 

Kur’an’ın üzerinde durduğu ve insanlara takdim ettiği iki alem vardır. Biri bu dünya alemi, diğeri ise tümüyle bize gayb olan ahiret alemidir. Kur’an, bilinmeyen alemi insan için bilinen alemdeki nesnelere benzeterek insanın anlayabileceği bir yöntemle anlatmaktadır. Anlatılan şeylerin gerçek mahiyeti ise sadece kendisine benzetilenlerin mahiyetiyle tıpa tıp aynı demek değildir. Sembolize edilerek anlatılmaktadır.

 

Bunlar ister cennet hayatıyla ve içindeki nimetlerle ilgili olsun, ister cehennem ve içindeki yiyecek ve cezalandırma ile ilgili olsun, anlayabileceğimiz makul sembollerle anlatılmaktadır. Allah’ın zatı ve sıfatlarıyla alakalı anlatımlar da böyledir. Hudeybiye’de ki Rıdvan biatı anlatılırken “Allah’ın eli sizin elinizin üzerinde idi” ifadesi mecazi olarak sembolize edilmiştir. Nur suresinde ki Allah’ın nuru anlatılırken de aynı yöntemle anlatılmıştır. “Melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı kıldık” derken de aynı yöntem kullanılmıştır. Biz bunlara iman ederken, mahiyeti ile ilgili her hangi bir yoruma girmeyiz. Hepsi Rabbimizdendir iman ettik demekle yetiniriz. Ayetin son cümlesinde verilmek istenen mesaj da budur diye düşünüyoruz.

 

Müteşabihin te’viline yeltenenlerin vasıflarının gayet açık bir ifadeyle ortaya konulduğunu görüyoruz. “Kalbinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak için bu yola tevessül ederler” buyruluyor. Buna göre doğru inanıp doğru düşünen ve kalbinde eğrilik olmayan, fitne çıkarmak gibi bir düşüncesi olmayan insanlar; müteşabih ayetler üzerinde yorum üretmez tevile yeltenmezler demektir.

 

Yukarıda te’vil kelimesini açıklarken tefsir ve yorumdan ayrı bir anlama da geldiğini söylemiştik. Geri dönmek, döndürmek, ayeti muhtemel manalardan birine hamletmenin yanı sıra, bir şeyin gerçek mahiyetini ortaya koymak anlamına da gelmektedir. Herhangi bir insanın erişemediği gayb âlemine ait olan bir şeyin hakikatini ortaya koyma gücü olmadığından Allah “onun te’vilini Allah’tan başkası bilmez” buyurmaktadır. İlimde derinleşmek gayba muttali olmak anlamına gelmediğinden“ Râsihûnun’da “Hepsi rabbimizdendir iman ettik” demekle teslimiyetlerini bildirecekleri ifade edilirken, bunu da ancak aklını kullanabilen akıl sahiplerinin düşünebileceği belirtilmiştir.

 

Bununla müteşabihat konusunda Müslümanların nasıl inanıp davranacağı belirlenmiş olmaktadır. Yoruma girmeden “hepsi Rabbimizdendir “ diyerek teslim olmak ve olduğu hal ile inancını oluşturmak durumundadır. Bu konuda mahiyetini ancak Allah bilir ise ki öyle ifade ediliyor, söylenecek her söz karanlığa taş atmak olacağından bir değer ifade etmeyecektir.

 

“Kur‘an beş vecih üzerine nazil oldu: helal, haram, muhkem, müteşabih ve emsal. Helali işleyin, haramdan kaçının, muhkeme tabi olun, müteşabihe inanın ve emsalden de ibret alın”. İmam Şafii bunu bilinmesi gerekli olan Kur’an ilimlerinden olarak nitelendirmiştir. (Prof.Dr. İsmail Cerrahoğlu Tef. Usulü s.175)

 

Bu izahlardan sonra yukarıya alıntıladığımız üç ayetin birbiriyle çelişki içinde gibi gözüküyor kısmına daha net bir yaklaşımda bulunabiliriz.

 

a-Tamamı muhkem: Kur’an ayetlerinin birbiriyle çelişkisiz, açık, anlaşılabilir nitelikte ve ayetleri birbiriyle desteklenerek uyum içerisinde tahkim edilmiş, her yönden gelecek irdeleme, eleştirme karşısında sarsılmaz oluşuyla tamamı muhkemdir. (İnançla hukukla ibadetler ile ilgili  ve tüm dünya alemi ile ilgili tüm ayetler bu konuya girer.)

 

b-Tamamı müteşabih: Kur’an, geldiği yer ve kaynağı itibariyle, insanın erişip ulaşamayacağı bir kaynaktan yani Allah’tan olması nedeniyle tümüyle müteşabihdir.(3/23)

 

c-Bir kısmı muhkem bir kısmı müteşabih: Kur’an’ın içerdiği konular ve muhtevası bakımından ise bir kısmı muhkem ve bir kısmı müteşabihtir (ayetler konuları itibariyle bir kısmı gaybi konulara, bir kısmı da müşahede alemine dünyaya ve ef’aline aittir.) Bu kelimelerin kullanıldığı ayetlere bakıldığında bu gerçeği görmek mümkündür. Bu nedenle kullanılan değişik ifadeler asla çelişki oluşturmamaktadır diyoruz. (3/7)

 

Bunun Kur’an daki bir başka örneği de Allah’ın zahir ve batın oluşudur. Allah’ın varlığı yarattığı eserleri ile zahir iken, zatının mahiyetinin bilinemezliği ile batındır. (57/3)

 

Müteşabih ayetleri manası bilinmeyen ve çok anlamlı ayetler diye açıklamak, mesaj için gönderilmiş bir kitabın ruhuna asla uygun düşmemektedir. Manası bilinmeyen bir sözün gönderilen muhatap açısından bir anlamı olmadığı gibi gönderen açısından da bir şey ifade etmez. Her emir sahibi emrinin, yasağının, öğüt ve tavsiyelerinin muhatabınca en iyi biçimde anlaşılıp gereğinin yapılmasını ister. Aksini iddia etmek abesle iştigal olur ki Allah bundan müstağnidir. O halde, Kur’an’ın muhatabı olan ilk toplumda her ayetin ifade ettiği bir manası mutlaka vardır. Bize düşen ilk toplumun anlayışına ulaşmak için gayret göstermektir.

 

Eğer bir ayetin bahsedildiği gibi birden çok anlamı olursa dindarlar arasında birliği temin etmek mümkün değildir. Allah ise insanları Kur’anla Kur’an’da birleşmeye çağırırken; çok anlamlılıkta birliği nasıl temin edeceksiniz?

 

Kur’an kaynağı itibariyle ilahi olduğu gibi, dili Arapça olmasına rağmen hakikatleri ifade etmede kullandığı yöntem, beşeriyeti aciz bırakacak niteliktedir. Geldiği toplum başta olmak üzere Kur’an’a benzer bir sure getirin, on sure getirin, benzer bir kitap getirin çağrısını yapmasına rağmen on dört asırdır bu çağrıya cevap verilememiştir ve bütün varlığı ile beşeriyeti her zaman ve zeminde aciz bırakan bir kitap olma özelliğini sürdürmektedir. O en doğru hükmün, erişilmez hikmetlerin, sonsuz hakikatlerin, en güzel öğütlerin, ibret dolu emsallerin, razı olunan dinin, örnek gösterilen ahlakın, tertemiz itikadın tek ve nihai kaynağıdır.

 

Bu nedenle Kur’an’ı ahlak edinmek büyük bir mutluluktur. Kur’an’la olmak ve Kur’an’la ölmek ise en büyük bir şereftir diyor, bununla şereflenmeniz ve şereflenmemiz temennisiyle Allah’a emanet ediyoruz.

Google+ WhatsApp