Muhalif ‘müttefik’...

Muhalif ‘müttefik’...


Siyasi parti programlarında dış politikaya, ulusal güvenliğe ayrılan yer her zaman dar ve hep ‘kaba-taslak’tır... Yine de bu kısır metinlere merhametle yaklaşmak taraftarıyım...

İki sebebi var; bir, ‘her şeyi’ yazamazsınız. Bilip-bilmediğiniz bu metinlerden anlaşılamaz ama bildiğinizin hepsini de yazamazsınız. İki, Türkiye’nin uluslararası ilişkileri çok canlıdır ve neredeyse günlük gelişmelerle yeni şartlar üreten, hatta-günümüzde görüldüğü üzere-sıklıkla daha önce yaşanmamış örnekler de üreten konjonktürleri önünüze sürebilir...

Bu durumda, önceden kaleme-kağıda gelmesi mümkün gözükmeyen kapılar açmanız, yollar/köprüler kurmanız, olmayan alanları bir de genişletmeniz gerekir...

Dış politika ve ulusal güvenlik konularının çoğu, “günlük eleştirilere” gelmez. Muhalefet için lezzetli ısırıklar yaratsa da, ülke o sorunu aştığında, “ülkenize karşı” tavrınızın mahcubiyeti fatura olarak önünüze konur...

***

Türkiye’nin dış politikası, coğrafyasını uzun süre önce hayli genişletti ve dünya şartları da aynı serüvene el verince, iç politika ve bağlantılı “günlük” işleri ezmeye başladı. Üstelik bu yıllardır arka-arkaya gelişen, benzerine nadir rastlanan olay ve krizlerle devam ediyor.

Bu tür ortamlarda insan ister-istemez, muhalefetin nasıl dış politika ürettiğine ya da icraatların hangisini, nasıl eleştirdiğine bakarken, kendisinin “yeni” ne ürettiğine daha çok bakıyor...

Taze kurulan ve Genel Başkanı vakt-i zamanında hükümette görev yapmış bir partinin lideri geçtiğimiz günlerde televizyonda-mealen-şöyle bir cümle kurdu; “Türkiye’nin sözü artık dinlenmediği için, sözünün etkisi kalmadığı için işini silahla, güçle hallediyor”...

Sonrasında da parti programında dış politikaya 9 sayfalık yer ayırdıklarını, bunun eski büyükelçiler ve diplomasi uzmanları tarafından yazıldığından övünerek bahisle konuyu kapattı.

Önce şu; o dokuz sayfa girişte bahsettiğimiz “kaba taslak” tarife dahil ve ‘şifa’ niyetine olsun hiçbir stratejik bakış getirmiyor. Yeni açı, bilinmeyen göz kullanmıyor. Nihayetinde Türkiye’nin dış politik tutunuşunu getirip genel olarak Batı özel olarak AB ipine yapıştırıyor.

Merhametten ayrılmamalıyız ama “sözünün etkisi, silah gücü” tarifine, haricen söylendiği için bir-iki cümlelik şerh haktır... Bir ülkenin ordusunu, diplomasisinin uzantısı olan silahlı gücünü, yolda yürürken sağa-sola omuz atan kabadayı durumuna indirgeyerek eleştiri iyi bir fikir mi? Nihayetinde söylediğiniz, “haksız talepleriniz var, bunlara kimseyi ikna edemiyorsunuz, onun yerine kaba kuvvet kullanıyorsunuz”a gelir.

İkincisi ise son 20 yılda Türkiye ile direkt veya dolaylı olarak bağlantılı dış politika gelişmelerinin akışını görmemek anlamına gelir ki, bu kadarını sanmam...

“Türkiye sözü geçmediği için değil, söz bittiği için ordusunu kullanıyor”!..

Söz, diplomasidir. Diplomasi bittiği zaman, ülkenize yönelik girişim ve talepler masadan sahanıza sıçramaya başlar. Siz de masayı daha derli-toplu, temiz ve baştan kurmak için ordunuzu kullanırsınız. Buna diplomasinin sokak dilinde, ‘masa devirmek’ de denir. Suriye’de birden çok kez bu yapıldı. Libya’da ise masayı kurmak için yapılıyor...

***

Benzer durum ana muhalefet partisi için de geçerli...

Bildiğiniz gibi kısa süre önce CHP Kurultayını yaptı. Burada Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 13 maddelik “İkinci Yüzyıla Çağrı Bildirisi”ni açıkladı. Yeni bir şey söyleyeceğiz diye kurduğunuz her cümle yeni veya işlevsel olmuyor ama bu dahi gelişmedir...

Bu 13 maddeden sadece bir tanesi dış politikayla ilgili. Sadece bir! Bu dünyada sadece bir madde ile önümüzdeki yüzyılı karşılayabileceğinizi düşünmek hayli eksik bulunduğunda kimse kızmamalı...

Üstelik o madde son derece spesifik bir alana kuruluyor ve salt bölge hedefli. Yani kavramsal veya “genel/kaba taslak” da değil.. Önce okuyalım;

“Kurucu üyelerinin, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin olacağı ve bölgemizde huzur, barış, istikrar, oluşturmayı hedefleyen, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) kurulacak. Öyle bir açmaz yaratıldı ki, iki taraf da birbirini Allah Allah diyerek öldürüyor. OBİT’i kurarak, Ortadoğu’ya barışı, huzuru getireceğiz. Ortadoğu halkları ile birlikte kardeşliği sağlayacağız”...

Güzel...

Anlıyoruz ki, CHP için “ikinci yüzyıl” da ilkinden miras fikirlerin olacak. Yanlış anlaşılmasın, fikir kötü değil. Ama muhalefet tarafından bulunmuş ve geliştirilmiş, yeni yüzyıla ait bir akıl değil.

Belli ki, CHP’nin dış politika “kurmayları”, sorunu sınırımızda halletmek istiyorlar ve çözümün bölgeye sirayet edeceğini düşünüyorlar. Bu da bir düşünce.

Ama aynı zamanda problemin, “homojen”, dış etkilere kapalı, tek oyunculu/tek çıkar merkezli ve yeknesak kabul edildiği anlamına geliyor. Bu çözümü kırıcı bir kabuldür. ‘Ani ölüm’le biter. Ama bunun üzerinde de durmayalım...

Basit gidelim; “buyrun yapın” dediğinizde, bunun hayata “eksiksiz ve stratejik değer üretecek çap”ta geçirilmesi ne kadar zaman alacaktır?.. Suriye iç savaşı kaç yıl oldu? Kaç oyunculu? Kaç stratejik bölgeyle bağlantılı? Ülkede yaşamsal çıkarı bulunan kaç ülke var? Adı geçen ülkelerde çıkarları bulunan ülkelerle sizin ilişkileriniz nasıl? İyiliğinizi istiyorlar mı? Geçtik, muhalefet partileri ile ilişkileri hangi beklentilere dayanıyor?

Bir evvel Irak’ı yazdık. İlk körfez savaşının üzerinden 30 yıl geçti ve herkes işin içinden ‘tek parça’ çıkılamayacağını söylüyor.

Türkiye dışında bu bölgede ülke/devlet kalmadı! Hepsi Türkiye gibi olursa memnuniyetle! Hemen imzalayalım. Yok değil ise yani bu ülkelere teklif götürüp, seremonik metinler imzalatırız diyorsanız...

İkinci yüzyıl bir tarafa ikinci yılı bile göremezsiniz.

Google+ WhatsApp