Müftüye darbe

Müftüye darbe


Suriye’de bu hafta, ülke tarihi açısından bir ilk gerçekleşti: Beşşâr Esed, yayınladığı başkanlık kararnamesiyle “başmüftülük” makamını ilga etti ve müftülüğün yetkilerinin Vakıflar Bakanlığı bünyesinde görev yapan bir heyete devredildiğini duyurdu. Böylece, 2005’ten bu yana makamında oturan ve rejimin en büyük destekçilerinden biri olarak hafızalara kazınan Ahmed Bedruddîn Hassûn devre dışı kaldı. Başmüftülük ile Vakıflar Bakanlığı arasında son yıllarda giderek kızışan rekabetin kaybedeni de Hassûn oldu.

 

Önce Suriye’de başmüftülük makamının yakın tarihteki serencâmını ve siyasetle ilişkilerini, ardından da kurumun ilgasının Suriye için hangi anlamları taşıdığını konuşalım.

 

FRANSIZLAR DOKUNMADI

 

Suriye’de 1920-1946 arasında yürürlükte kalan manda yönetimi döneminde, Fransızlar ülkedeki dinî hiyerarşiye çok fazla müdahale etmemişti. Manda yönetimine karşı herhangi bir isyan vuku bulmadığı sürece, Suriye ulemâsının teşkilâtlanması ve halkın dinî ihtiyaçlarının karşılanması noktasında Fransızlar işleri oluruna bıraktı. Mandadan bağımsız cumhuriyete geçiş döneminde, Şam’ın köklü ailelerinden birine mensup olan Muhammed Şukrî Ustuvânî Suriye Müftüsü idi. Şukrî Efendi’nin 1955’te vefatı üzerine, vazifeyi Muhammed Ebu’l-Yusr Âbidîn devraldı. Döneminin en birikimli ve karizmatik âlimlerinden biri olan Muhammed Ebu’l-Yusr, 1963’teki Baas Partisi darbesine kadar görevde kaldı. Seküler subaylardan oluşan Baas idaresinin ilk icraatlarından biri Muhammed Ebu’l-Yusr Âbidîn’i emekliye sevk etmek oldu.

 

Fransızların bile müdahale etmediği dinî hiyerarşiye dokunulacağını gören Şam ulemâsı, kendi aralarında toplanarak, Şeyh Hasan Habenneke el-Meydânî’yi müftü seçmeye karar verdiler. Ancak bu sırada, eş zamanlı bir gelişme de yaşanıyordu: Normalde ulemâ arasında görüş birliği sağlanmış gibiyken, Baas kadrolarıyla irtibatta bulunan Şam Müftüsü Ahmed Keftârû, alttan alta kendi lehine kulis çalışmalarını sürdürüyordu. Bunun neticesinde saflar bölündü ve yapılan oylamada yalnızca tek bir oy farkıyla, Keftârû müftü seçilmeyi başardı.

 

BAAS’LA 40 YIL

 

Mardin’den Şam’a göç etmiş bir Kürt babanın oğlu olan Ahmed Keftârû, aynı zamanda Nakşibendî şeyhiydi. 1964’ten 2004’teki ölümüne kadar kesintisiz biçimde 40 yıl başmüftülük yapan Keftârû, Hâfız Esed’in her icraatının altını “dinî” yönden doldurmakla görevliydi. Bu uzun süre içinde gerçekleştirilen çok sayıda katliam da aynı şekilde Keftârû tarafından naslarla meşrulaştırıldı. Şam’ın merkezinde dev bir külliye inşa eden Keftârû hem müftülük hem de tasavvuf şeyhliği üzerinden, Suriye halkının hayatına dokunuyordu. Hâfız Esed’le Ahmed Keftârû’nun siyasî işbirliği, bir tür azınlık dayanışmasıydı: Sünnî çoğunluğa Nusayrî bir devlet başkanı ile Arap çoğunluğa Kürt bir müftü.

 

Ahmed Keftârû’nun ölümünden sonra, başmüftülük makamına, o dönemde Halep Müftüsü olarak görev yapan Ahmed Bedruddîn Hassûn getirildi. Tıpkı Keftârû gibi Nakşibendî tarikatına mensubiyeti bulunan Hassûn döneminde, başmüftülükle Baas rejiminin işbirliği artık “stratejik ortaklık” halini aldı. 2011’de halk ayaklanmasının başlamasından sonra militan bir Baas’çı kesilen Hassûn, hem rejimin katliamlarını savundu hem de yurtdışına kaçmak zorunda kalan Suriyelilere her vesileyle hakaretler yağdırdı. Eş zamanlı olarak, Vakıflar Bakanı Muhammed Abdussettâr Seyyid’le nüfuz kavgasına da girişen Hassûn, son zamanlara kadar Beşşâr Esed’in desteğini yanında hissediyordu. Hassûn’un görevden alınmasından sonra, birçok çevrede kendisi için yapılan yorum şu: Kullanım süresi dolunca, çöpe atıldı.

 

İRAN TESİRİ ARTACAK

 

Suriye’de başmüftülük makamının ilga edilmesi ve yerini “her mezhebi temsil edecek bir ilim adamları heyeti”nin alması, şüphesiz ki sadece dinî bir düzenleme değil. Hatta dinî bir düzenlemeden çok, düpedüz siyasî bir dizayn denemesi. 1964’ten günümüze, rejimin yılmaz savunucuları bile olsalar, başmüftüler en azından Sünnî çoğunluğa mensuptu. Bundan sonraki süreçte, Suriye’deki dinî sahanın ve din dilinin tertibi için karma bir heyetin vazifelendirilmesi, İran’ın dinî hiyerarşi içindeki tesirinin daha da artacağını akıllara getiriyor. Suriye’nin birçok noktasında ziyaretgâhlar ihdas ederek Şiî nüfusu buralara yönlendiren İran, ülkedeki vakıf eserlerini de kontrolü altına almak için girişimleri başlatmış durumda.

 

Şimdiye kadar hep “savaş” bağlamında konuştuğumuz Suriye’de, savaş sonrasında yaşanan gelişmeler son derece önemli. Adım adım, bir ülkenin yüzyıllardır taşıdığı dinî ve kültürel kimliğinin değiştirilmesine tanıklık ediyoruz. Suriye meselesini “dış müdahale” bağlamında tartışacaksak, konuşulması gereken asıl nokta burası.

Google+ WhatsApp