Moskova-Kiev-İstanbul ve çölde bir yer…

Moskova-Kiev-İstanbul ve çölde bir yer…


Çöl zirvesi ilgimizi hak ediyor. O kadar ki, sadece perde arkasını değil, her katılımcının ‘göz kırpışlarını’ dahi not etmeliyiz. Bölge paradigmalarında bir ‘kayma’ daha kaydetmeliyiz…

 

27-28 Mart’ta, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas, Mısır ve ABD dışişleri bakanları Necef/Negev’de bir araya geldiler. Dikkatli bakarsanız, S. Arabistan’ın gölgesini de yakalayabilirsiniz!..

 

En popüler küresel kriz ögesi Ukrayna’dan öncelikle bahsedildi. Blinken varken doğal saymalıyız; Arap muhataplarını Rusya’ya karşı yine ve yeniden Washington tarafına davet etti ama İsrail bile yüz vermedi. Tel Aviv sadece insani yardımlara katkıda bulunuyor. Resmi başvurulara rağmen askerî yardım için kılını kıpırdatmadı. Üstüne, yiyeceği dayaktan kaçarken güvenli mesafeye ulaşan haylaz çocuklar gibi bir de dönüp nanik yaptı; Oligarklara yaptırım uygulamayacağını açıkladı…

 

Sır değil; Tel Aviv yönetimi Rusya’yla zıtlaşmak istemiyor ve bunun için bir seri nedeni var. Seri başında ise İran bulunuyor. Birazdan geleceğiz…

 

Yani, Ukrayna’ya destek için Batılı çabalara katılma davetiyesi yuvarlak masa katılımcıları tarafından ‘sessizlikle’ yırtıldı…

 

İSRAİL VE ARAPLARI, İRAN’IN DÖNÜŞÜNE ALIŞTIRMAK…

 

Siz bu satırları okurken Türkiye, Ukrayna-Rusya müzakerelerine ev sahipliği yapmış olacak. Hatırlayacaksınız, son günlerde Ankara kadar İsrail’in de adı ‘kolaylaştırıcı’ olarak geçiyordu. Doğrusu İsrail bunu istedi. Ancak kısa süre içinde ve aynı doğrulukla adımını geri aldı. Birinci sebep, Rusya’nın ‘kazandığını’ görmesidir. Moskova’nın istediklerini alacağı konusunda İsrail’in kafasında şüphe kalmadı. ‘Araya girerek’ Türkiye ile sebepsiz rekabetten uzak durdu. Ukrayna’yla özel ilişkilerini de yıpratmadı…

 

Bir önce yazmıştık, Körfez ülkeleri Rusya’ya yaptırımlara zaten katılmadı. Üzerine, Kremlin’le daha yakın temas için Moskova’ya gittiler…

 

Onların da haklı sebepleri var; ABD ile ilişkilerinde ortada bırakılmak zaten cepte ama ‘petrol gelirlerini’ de cepte tutmak istiyorlar. İşte İran dosyası bu aşamada açıldı. Amerika’nın, İran’a yönelik yaptırımları ‘acilen/bir an önce’ tatlıya bağlayarak dünyaya daha çok ‘enerji’ verme düşüncesi, Körfez ülkeleriyle Rusya’nın çıkarlarını buluşturuyor…

 

ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın zirveye katılmasının nedenini, masanın etrafındaki ülkeleri İran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasına alıştırma olarak görebiliriz!..

 

İran’ın enerji varlığı konusunda tartışma yok. Yaklaşık 160 milyar varillik ham petrol rezervinin çekiciliği kadar korkutuculuğu ortada. Petrol fiyatlarına nasıl etki edeceği de aşikâr. Başta Rusya ve ardından bu ülkeler için…

 

Tahran’ın enerji kartının masada serbest dolaşıma sokulması, üstelik üzerindeki yaptırımlara rağmen kısa sürede piyasaya sunacak altyapı imkânlarının bulunması, masanın etrafındaki ülkeler kadar, belki daha da çok diğer süper güçleri ilgilendiriyor…

 

ORTADOĞU’DA YENİ GÜVENLİK ŞEMSİYESİ…

 

Bunlara rağmen çöldeki mini zirvenin stratejik değeri, ABD’nin Ortadoğu ve Batı Asya’daki etkisinin daralması üzerinden okunmalı. Bu da İsrail’in bölgeyle ilişkilerine yansıyor. İşin başında iyi giden Tel Aviv adımları artık hem daha küçük hem de zaman zaman tökezliyor…

 

İsrail artık bölgesel oyuncu olarak gücünü göstermek için yeni çıkış kapıları bulmak/yapmak zorunda. Diplomasideki değerler dizisini değiştirmesi gerekiyor. İşte yeni durum bu…

 

İran bu yüzden Tel Aviv tarafından yeni baştan değerlendirmeye tabi tutuluyor. Tahran’ın bölgesel güç olarak hızla yükselebileceği, bunun sonucunda ortaya nasıl bir risk tablosunun çıkabileceğinin analizleri yapılıyor. Çöl toplantısının özü buydu…

 

Irak-Erbil’deki İsrail mevcudiyetine yönelik saldırılar, artan Husi saldırıları, İsrail’in kâbusu İran Devrim Muhafızları’nın terör örgütü listesinden çıkarılabileceği yönündeki fısıltılar, Suriye açmazı, İsrail’i de Arap ülkelerini de tedirgin ediyor…

 

Cem edildiğinde, Necef buluşması sadece Ukrayna, İsrail-Arap ilişkileri, ABD’nin bölgedeki rolü, sair konuların gözden geçirildiği değil, bölgede bir yeni güvenlik mutabakatı arayışının izlerini taşıyor!..

 

Bu ciddi bir konu. Adı geçen ülkelerin fiile dönüşmüş bir güvenlik “şemsiyesi” kurma girişimleri, açık “askerî adımlara” evrilebilir…

 

‘KONTROLSÜZ GÜÇ-SÜZ’: AMERİKAN GARANTİSİ!..

 

“ABD artık ‘daha az’ ama İran’ın elleri serbest bırakılacak” düşüncesinin, sırtını hep Washington’a yaslayan ülkelerde panik yaratması doğal. Üstelik Tahran, Rusya ve Çin gibi süperlerin desteğini de alabiliyor. (ABD ilgisini izah eden bir başka yaklaşım da bu noktada olmalı zaten.)

 

Akıl yürütme, potansiyel gelişmelere Türkiye’nin bakışını da merak ettiriyor. Çöl ‘üssünde’ gerçekleşen Arap-İsrail zirvesi, ABD-İran çatışmasının çözülmeye başladığını gösteriyor. Son zamanlarda ‘çöl tilkileri’ tarafından Ankara’ya gösterilen ilginin bir nedeni de bu. Zaman içinde bu konu önümüze çok gelecek…

 

Fakat bugün için, ‘dünya enerji havuzunu besleyecek, nükleer dişleri ‘törpülenmiş’, uluslararası kuruluşlar tarafından kontrol altında tutulan, aksilik halinde iki çemberle kuşatılmış İran’a yönelik güvenlik planını takip etmemiz gerekiyor.

 

Bir, bölgesel askeri ittifak arayışları-güvenlik mimarisi diyelim-varacağı yer.. İki, uzakta bir aktör olarak ABD’nin bu cephenin garantörü olma sözünü teskin edici olarak enjekte etmesi. İsrail’in aklı yatmış gibi…

Google+ WhatsApp