Mısır’da darbe karanlığı ve idam kararları

Mısır’da darbe karanlığı ve idam kararları


Seni, beni, hepimizi yani eli ayağı tutan ve zulme karşı hakkı haykıracak nefesi olan İstanbul’daki bütün insanları Fatih Saraçhane parkına davet eden Özgür-Der’in çağrısından haberiniz var değil mi? 

 

İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok şehri uzun yıllardan bu yana Filistin ve Suriye’den Doğu Türkistan’a, Azerbaycan ve Bosna’dan Mısır’a değin dünyanın dört bir köşesine zulme karşı duruş sergilemek ve mazlumlarla dayanışma mesajı vermek üzere güçlü bir gelenek kurmuştur, elhamdülillah. Beyazıt Meydanı küçüklü büyüklü ama muhakkak kararlı grupların temel haklar ve özgürlükler yolunda attıkları sloganlar, açtıkları pankartlar ve polis barikatlarını aşıp İstanbul caddelerine akan safları sımsıkı örülü kitlelerin yürüyüşleri ne mutlu ki ülkenin ve dünyanın dört bir köşesine ulaşan sıcak ve ümit dolu mesajlara dönüştü. Doğruluk üzerine kurulan mesajlar, azim ve sebatla inşa edilen adalet ve özgürlük mücadelesi eninde sonunda muhatabını buluyor elbette.

 

Bir Slogan da Sen At, Bir Pankart da Sen Aç!

 

Allah yolunda atılan hiçbir adımı, şeytan ve dostlarına vurulan hiçbir tokadı hafife almamalı. Hayırda yarışmalı, kötülük ve fitnenin yaygınlaşmasında değil iyilik ve ıslahın egemen olması yolunda yardımlaşmalıyız ki bütün bir insanlığı dünya ve ahirette kurtuluşa erdirecek biricik yol budur.  

 

Mısır’daki Sisi cuntasının cadde ve meydanlarda nasıl da barbarca katliamlara girişip ülkeyi zulüm ve yoksulluktan kıvranan geniş halk kitleleri için adeta açık hava hapishanesine dönüştürdüğü kimseye sır değil. Ancak zulüm ciddi bir itiraz ve engelle karşılaşmadığı için hiç duraksamaksızın ve de şiddetini artırarak devam ediyor. İşte en son askeri cuntanın emir eri gibi işleyen yüksek yargı kurumları tarafından onaylanan 12 idam kararı daha ilan edildi bile. İslami mücadelenin 12 önemli ismi sadece ve sadece siyasi kararlarla idam sehpasına çıkarılmak isteniyor. Bütün çarpıklığına rağmen askeri cuntanın kontrolündeki mahkemeler İhvan-ı Müslimin önderlerine cinayet, gasp, uyuşturucu, yolsuzluk, ihanet veya işbirlikçilik gibi suçlardan hiç ama hiç birini isnat edemiyorlar. Anayasal rejimi değiştirme isnadı ise seçimler yoluyla halkın desteğini almak ve halkın iradesini askeri cuntaya, İsrail, Amerika, Suudi Arabistan ve BAE’ye teslim etmemekten ibaret.

 

Biz ne yapabiliriz, idamlar nasıl durdurulabilir? Mısır’a sesimiz nasıl ulaşır, cellatların planları nasıl boşa çıkarılabilir? Daha güçlü, daha hızlı ve etkin sonuç alabilecek yöntemler ortaya koymak üzere konuşup tartışmanın önü açık elbette. Yarın yani 3 Temmuz Cumartesi günü Fatih Saraçhane Parkı’nda Mısır Halkıyla Dayanışma Platformu geniş bir katılımla hem yıldönümü vesilesiyle Mısır’daki askeri darbeyi kınayacak hem de ardı arkası kesilmeyen idam kararlarını durdurmak üzere bir çağrı yapacak. Bu çağrı askeri cuntanın işlediği cinayetlere karşı çıkışla eşzamanlı olarak Mısır’daki cezaevlerinde bulunan Müslüman kardeşlerimize ve ülkemize sığınan bütün muhacir kardeşlerimize sahip çıkışımızı da ifade edecek.

 

Ümidi Büyüten Dua ve Eylemler

 

Allah’tan ümit kesmenin küfürle eşit olduğuna inanan Müslümanlar olarak herhangi bir surette “biz dua etsek ne olur, etmesek ne olur” diyebilir miyiz? “İşimiz duaya mı kaldı arkadaş?” türü tahfif edici tutum ve tavırlar açık bir iman zafiyetine işaret eder. Dua basit bir niyet ve gelişigüzel bir sözden ibaret değildir. Bilakis dua bir hayat tarzı, mücadelenin bütün boyutlarıyla kuşanılması ve Âlemlerin Rabbi’nden inzal olacak lütuf ve yardımları hak edecek donanımda olmak demektir. Bu sebeple namaz, sadaka, oruç, hacc, zikir gibi hicret, Allah yolunda mallar ve canlarla cihad etmek de duadır. Zalimin zulmünü ifşa etmek, zalimi ve zulmü kınamak, mazluma ve mağdura sahip çıkmak da bir duadır. Makbul dua, ihlas ve salih amelle bütünleşen duadır. “Slogan atmakla bi şey olmaz, pankart açmakla hiçbir şey değişmez, kim takar sizin protestonuzu?” türü alaycı ve kibirli söylemler kitleleri çürütürken zorbaları sevince gark eder.

 

Bu açıdan 15 Temmuz 2016 Fetullahçı darbe girişimi lanetlemekle 3 Temmuz 2013 Sisi darbesini lanetlemek arasında fark yoktur. Bilakis bu iki darbeye direnenler aynı safta olduğu gibi bu iki darbeyi tertipleyenler de aynı saftadırlar. İşte tam da bu sebeple 27 Mayıs’tan 28 Şubat’a uzanan askeri darbeler silsilesine sahip çıkan seküler-ulusalcı çevrelerin “Sisi’yle sarışalım, İhvan’la savaşalım” şeklinde formüle edilebilecek bir diplomaside inat etmeleri kimseyi şaşırtmamalıdır. İhvan-ı Müslimin düşmanlığı esasen halkın iradesine karşı beslenen nefretten ve Sisi, Esed ve Hafter gibi katil despotlara duyulan sevgi ve sadakatten zuhur etmektedir. Haklı olarak “12 Mart ve 12 Eylül cuntası gayrı meşru ve işkencecidir” diye haykırırken tuhaf ve çirkin bir biçimde Esed ve Sisi gibi katillere “emperyalizme ve kapitalizme karşı direniş ekseni” payesi veren ahlaksızlarla müzakere ve mücadele etmek pek kolay değil.

 

Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Filistin’de olduğu gibi Mısır’da da zulümler doludizgin devam ederken sessiz kalmak, seyirci olmak izzet ve şerefimize yakışmaz. 3 Temmuz 2021 Cumartesi günü 17.30’da Fatih Saraçhane Parkı’nda çoluk çocuğumuzla birlikte biz de yerimizi alalım. Zalim ve kâfirlere karşı yükseltilecek her haykırışın bir dua, mazlum kardeşlerimize sahip çıkmak üzere attığımız her sloganın bir yakarış olduğunu unutmayalım. Sözümüzü hikmet ve güzel öğütle, eylemimizi adalet ve özgürlük mesajıyla donatırsak kutlu bir uyanışın, güçlü bir direnişin zaferiyle pek yakında müjdelenmeyi ümit edebiliriz. 

Google+ WhatsApp