Milli Eğitim Şûrâsı

Milli Eğitim Şûrâsı


Milli Eğitim Bakanı’mızın nazik davetlerine rağmen sağlık durumum yüzünden katılamadığım 20. Milli Eğitim Şûrâsı münasebetiyle “şûrâ, milli eğitim, Türkiye’de milli eğitim reformu” üzerine düşüncemi özet halinde yazacağım.

 

Elbette bu konular bir köşe yazısına sığmaz, ama azın çoğa delaleti de bir gerçektir.

 

Söze bir âyet meali ile başlayacağım, evet böyle yapacağım, çünkü biz Müslümanız, Müslümanın temel referansı Kur’ân, hayat kılavuzu sünnettir.

 

Allah âdın zikredelüm evvelâ

 

Vacib oldur cümle işde her kula

 

Güzel insan büyük şâir Süleyman Çelebi merhum ne güzel söylemiş. Cümle işte, her iş ve davranışta Allah adını anmak demek, hayatın her anını Müslümanca yaşamak demektir. Namazda, oruçta, hacda, zikirde… Müslüman olan; eğitimde, öğretimde, bilimin kullanımında, işte, üretimde, ticarette, savaşta ve barışta, kültür ve medeniyette… öteki olamaz, ötekini kendine hâkim kılamaz.

 

Bir ülkede, bir toplulukta Müslümanlar gibi inanmayan ve yaşamayanlar da bulunmuştur, bulunacaktır; dinimiz, kültür ve medeniyetimiz buna imkân tanımaktadır, ancak ipin ucu daima Müslümanların elinde olacaktır. Müslümanlar ötekilerin dinine, diline, kültürüne, hayat tarzına (genel ahlâk ve kamu düzeni sınırlamaları dışında) müdahale etmezler, ama ipin ucu ötekilerin eline geçince dün de bugün de onların ne yaptıklarını biliyor ve görüyoruz.

 

Şûrâ, meşveret, istişare, danışma müminlerin ilim ve aksiyonda asla terk etmedikleri bir davranış, bir eylemdir.

 

Allah Teâlâ ebedî nimetleri hak eden müminlerin vasıflarını, “Şûrâ/Danışma” adlı surede (42) şöyle sıralıyor:

 

37. Onlar büyük günahlardan ve hayâsızlıklardan kaçınırlar, öfkelendiklerinde dahi bağışlarlar.

 

38. Rablerinin çağrısına uyarlar, namazı özenle kılarlar. İşleri de aralarındaki danışma ile yürür. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar.

 

39. Onlara haksız bir saldırı yapıldığında elbirliğiyle kendilerini savunurlar.

 

40. Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir davranıştır; ama kim bağışlar, düzeltme yolunu tutarsa onun mükâfatını Allah verir. Hiç şüphe yok ki O haksızlık edenleri sevmez.

 

41. Haksızlığa uğradığı için karşılık verenlere gelince, onlar aleyhine bir yol tutulamaz.

 

42. Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlara yöneliktir. Onlar için elem verici bir azap da vardır.

 

43. Ama kim sabreder ve bağışlarsa, işte bu güçlü irade gerektiren işlerdendir.

 

Allah Teâlâ’nın bize lütfettiği iki yol gösterici vardı: Vahyettiği kitabımız ve onu uygulayan, açıklayan Peygamberimiz.

 

Her iki kaynakta danışmaya yer verilmiş ve müminlerin önemli bir vasıfları, âdetleri, yöntemleri olması istenmiştir. Şûrâ 38. âyette geçiyor, bundan bir öncesinden 43. âyete kadar okuduğumuzda fert ve topluluk olarak Müslümanların ahlâk ve medeniyetlerini kuran ilkelerin bir özetini buluyoruz.

 

İşte biz buyuz ve bu olmak durumundayız.

 

Temelini İslam imanı, İslam ahlakı teşkil etmiyorsa hiçbir işte ve oluşta hayır yoktur.

 

Bu işlerin başında eğitim ve öğretim vardır.

 

Biz geçmiş zamanlarda Kur’ân’a ve sünnete uyarak güzel insan olduk, millet olduk, medeniyet kurduk, dünya işlerine dair ilmi ve hikmeti nerede bulsak aldık, lakin kendi binamıza harç yaptık. Bugün adına “ileri, büyük” denilen topluluklar ilkellik, vahşet ve zulüm çamurunda debelenirken Doğu’dan gelen ışık onların yolunu da aydınlattı. Tanzimat’tan itibaren kendimize ve ötekine bakışımız değişti, arızalandı, duruma yanlış teşhis koydular ve tedavi de yaşatacak yerde öldürdü. Yeniden dirilmek “düştüğümüz yerden kalkmakla” olacaktır.

 

Bizi diriltecek bir eğitim ve öğretime ihtiyacımız var.

 

Milli eğitim şûrâlarında pansumanları bir yana bırakıp işi kökünden düzeltmenin yolları konuşulmalıdır.

 

Mevcut düzende ve şartlarda yapılamayacaklar da vardır, ama yapılacak da çok şey vardır. İşte bunları konuşup danışmak gerekiyor.

 

20. Şûrâ’nın köklü değişime ve ıslaha bir adım olmasını Mevlâ’dan niyaz ediyorum.

Google+ WhatsApp