Metaverse evrenine balıklama atlamak...

Metaverse evrenine balıklama atlamak...


Dan Brown, ‘Başlangıç’ isimli kitabında öne alınmış bir gelecekten adeta peşinen kanıksanmış insanlık manzaraları sunuyor: “Edmond, ‘Eğer insanlarla teknolojinin birleşeceğine inanmıyorsanız, etrafınıza bakın’ dedi. Ekranda birbiri ardına hızlı görüntüler belirdi. Cep telefonlarına yapışmış, sanal gerçeklik gözlükleri takmış, kulaklarına bluetooth cihazlar yerleştirilmiş insanlar; kollarına müzik çalar bileklikler takmış koşucular; ‘akıllı hoparlör’ eşliğinde akşam yemeği yiyen bir aile ve beşiğinde tablet bilgisayarla oynayan bir bebek fotoğrafı geçti”

 

Yeni teknolojileri hayatımıza katarken en ufak bir sorgulama, en küçük bir tereddüt yaşamıyoruz artık. Oysa bu yeni alışkanlıkların sadece hayatı değil, insanı da dönüştürdüğü, çocuklar ve gençlerden başlayarak hemen hepimizin zihnî ve duygusal dokusunda tahribat ve çözülmeler meydana getirdiği baktığımız her yerde rahatça gözlenebiliyor artık. Gözlenebiliyor da ne oluyor peki, var mı bu konuda tek tek ya da topluca bir muhakeme ve muhasebemiz? Ben var diyemiyorum. Var diyene de, iyimserlikte Rekorlar Kitabı’na girebilir diye bakıyorum.

 

Biz daha interneti, kontrolsüz veri dolaşımını, sosyal medyayı ve algı dalgalanmalarını konuşamadan metaverse bahsini açıverdi teknoloji ‘tanrıları’. ‘Tanrı’ yakıştırmasını laf olsun diye yapıyor değilim; ben en baştan beri, özellikle yeni iletişim teknolojilerinin kendi inanç ve yönelimlerini, kendi değer sistemlerini beraberlerinde getirdikleri ve böylece ‘eğittikleri’ yeni insanlar için çok kullanışlı ve ama mutlaka kontrol edilebilir yeni bir metafizik evren kurdukları kanaatini taşıyorum. Bu fikrimi doğrulayan, güçlendiren ve neredeyse kesinleştiren onlarca delili burada alt alta sıralayabilirim. Bir faydası olur mu? Doğrusu bundan da emin değilim!

 

Her şey gözümüze batarcasına ortada yaşanıyor, bariz ve yakınımızda, hatta kendi hayatlarımızda... Yukarıda Dan Brown’dan alıntıladığım cümlelerin uçuk kaçık, gerçekten uzak, olmayacak şeyler olduğunu iddia edebilecek kimse var mı mesela aramızda. Buraları geçtik bile aslında. Metaverse evreninde dükkân açıyor, toprak alıp satıyor insanlar... Hatta geçen okuduğum bir habere göre tanınmış bir Japon firması sanal ortamda bize acıyı hissettirebilecek bir kol bandı üretmek için çalışmalar yapıyormuş. Bunu düşünen zihniyet, hazları hissettirmeyi unutur mu? Düşünün bir, neler olabileceğini...

 

“Video, interaktif ekran, mültimedya, internet, sanal gerçeklik... İnteraktif süreçler tarafından dört yanımızdan kuşatılmış bulunuyoruz. Birbirinden farklı şeyler birbirine karıştı. Hiçbir yerde artık mesafe bilinci diye bir şey yok. Cinsiyetler, karşıt kutuplar, sahne ve salon, oyuncular, özne ve nesne, gerçek ve ikizi arasındaki mesafe ortadan kalktı. Birbirine karışan terimler, birbirine toslayan kutuplar değer yargılarını dümdüz etti. Artık ne sanat, ne ahlak ne de politika alanında değer yargılarından söz edilemez” diyor ‘Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği’ kitabında Jean Baudrillard.

 

Biz internetin getirdiği her şeyi hayatın her alanına; çocuklarımızı, gençlerimizi ve onların savunmasız zihinlerini hiç esirgemeden, hiç gözetmeden buyur ettik. Şimdi, zihinlerde ve duygularda yaptığı deformasyon açıkça gözlenebilen önceki sanal teknolojileri solda sıfır kılacak metaverse evrenine de aynı şekilde sorgu sual etmeden, bir muhakeme ve muhasebeden geçirmeden öylece balıklama atlayacağız görünüşe göre. Birileri zengin olmaya devam edecek, biz çoluk çocuk onların teknolojilerine her gün biraz daha bağımlı hale geleceğiz ve daha da kötüsü gerçek dünyamızın yerine sanalını, gerçek kişiliklerimizin yerine kurgulananı, gerçek değerlerimizin yerine de metaverse metafiziğini koyacağız.

 

Ne diyelim, Allah sonumuzu hayır etsin!

Google+ WhatsApp