Mescid-i Aksa’yı savunmak iman, savunanı anlamak ise vicdan işidir

Mescid-i Aksa’yı savunmak iman, savunanı anlamak ise vicdan işidir


Mescid-i Aksa, ehl-i iman için kutsaldır. Çünkü Allah’ın son kitabı Kur’ân-ı Kerim’de yer almış ve etrafı Allahû Teâla tarafından mübarek kılındığı haber verilmiştir.

 

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra Sûresi/ 1)

 

Necis Siyonistlerin, terörist Yahudilerin Mescid-i Aksa etrafında dolaşmalarına, işgal ve istilâ etmelerine karşı savunmak, Allah’ın Kur’ân’ına iman etmiş bir Müslüman için imani bir vazifedir. Allahû Teâla, hikâye olsun, masal olsun diye Mescid-i Aksa’yı kitabında beyan etmemiştir. Allah’ın her türlü eksiklikten münezzeh olduğuna inanan ve Allah’ın hükmü hâkimiyetinin fevkinde hiçbir hüküm ve hâkimiyet türü ve çeşidi kabul etmeyen bir Müslüman için Mescid-i Aksa’yı savunmak, Kur’ân’ı ve Kur’ân’a imanı savunmak cümlesindendir. 

 

Kur’ân’ın meselelerini, Kur’ân’ın değerlerini savunmak, Kur’ân’ı düşmanları karşısında savunmak demektir. Kur’an-ı Kerim’de ismi doğrudan zikredilmeyen ancak müteaddid ayetlerde bereketli kılındığı (Araf, 137; 17. İsrâ, 1; 21. Enbiya, 71, 81; 34. Sebe, 18.) ve mukaddes olarak vasıflandırıldığı  (Maide Sûresi/ 21) anlaşılan Kudüs, Müslümanların ilk kıblesidir. Bilindiği gibi Allah Rasûlü ve sahabe hicretten önce Mekke’de, hicretten sonra da 16 ay kadar Medine’de namazlarını Beytü’l-Makdis’e yönelerek kılmışlardır. Özellikle İsrâ hadisesinden sonra sahabiler, bu mukaddes beldeye yoğun ilgi göstermiş, Hz. Peygamber (as)’in vefatı sonrasında ise Kudüs’ü fethetmeyi amaçlamışlardır. Çünkü Resûlullah, vefatından hemen önce Beytü’l-Makdis’in yakında fethedileceğini müjdelemiş hatta Şam/Filistin topraklarına gönderilmek üzere Üsâme b. Zeyd komutasında bir ordu hazırlatmıştır. Bu sebeple sahabiler Allah Resûlü’nün vefatının hemen ardından Kudüs topraklarını fethe yönelmişlerdir. Filistin bölgesinin önemli bir kısmı, Hz. Ebû Bekir döneminden itibaren Müslümanların hâkimiyetine girmiştir. Hz. Ebû Bekir’in Filistin cephesi komutanı Amr b. el-Âs, başta Gazze ve Nablus olmak üzere birçok kenti Hıristiyan Bizans’tan alarak İslam topraklarına katmış ve Kudüs önlerine kadar gelmiştir. Hz. Ebû Bekir döneminde ilk fethedilmesi gereken yerlerden biri olarak görülen Kudüs, nihayet Hz. Ömer döneminde 17/638 yılında Ebu Ubeyde b. Cerrâh komutasındaki İslâm askerlerinin gayretleriyle Bizanslılardan teslim alınmış ve İslâm topraklarına dâhil edilmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber döneminden itibaren bazı sahabiler ibadet ve ziyaret maksadıyla Mescid-i Aksâ’ya özel yolculuklar yapmışlardır. (Taberî, Ebû Cafer Mummed b. Cerîr, Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mulûk, thk. Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim, Kahire, 1119, II, 417 (I, 1281), Makdisî, Ziyauddin Muhammed, Fedâilu Beyti’l-Makdis, thk. Muhammed Mutî’ el-Hâfiz, Dâru’l-Fikr, Dımaşk, 1405, s. 69;  Mucîruddîn el-Hanbelî, el-Ünsü’l-Celîl bi Târîhi’l-Kuds ve’l-Halîl, Amman, 1999, I, 233. 12 Bkz. Belâzürî, Fütûhu’l-Büldân, Sh: 188-189) Filistin, Kudüs, Mescid-i Aksa, İslâm topraklarından olup İslâm ümmetine mahsustur. Mescid-i Aksa’yı, Kudüs’ü savunmak, İslâm ümmetine mensup her ehl-i iman için namustur. Kudüs, Hz. Ömer’in hilafeti döneminde fethedilmiştir. Fetihten sonra da bu ilgi inkıtaya uğramamış, sahabe Kudüs’e ve Mescid-i Aksâ’ya fevkalâde ehemmiyet vermeye ve rağbet göstermeye devam etmişlerdir. Ancak günümüzde, sahabenin Kudüs’e ve Mescid-i Aksâ’ya hususi bir ehemmiyet vermediklerine veya fazla rağbet göstermediklerine dair görüş ve iddialar ortaya atılmıştır. Nitekim bir araştırmacı, fetih esnasında Hz. Ömer’in ve sahabenin, ‘Mescid-i Aksâ burasıdır, ilk kıblemiz burasıdır’ diyerek Kudüs’e özel ilgi göstermediklerini ve buraya hususi bir bölge muamelesi yapmadıklarını öne sürmüştür. Bu da, bir iftiradır. Mescid-i Aksa, İslâm ümmetin kıyamete kadar değişmeyen kutsallarındandır. 

 

Mescid-i Aksa’yı, Kudüs’ü işgal ve istila etmeye çalışan İsrail, başlı başına bir teröristtir. Bu teröriste destek veren fertler, aileler, cemiyet ve devletler de teröristtir. Vicdanı delinmemiş her insan bu durumu teslim eder. “Gazze’deki yaşlı bir adamın elinde şunlar yazıyordu”: “Suyuma el koy, evimi yık, işimi elimden al, toprağımı çal, babamı hapse at, annemi öldür, ülkemi bombala, hepimizi aç bırak, hepimizi aşağıla, ama yine de ben suçlu olayım, neden mi: Çünkü bir roketle karşılık verdim.” İsrail tarafından evi bombalanmamış, annesi, babası, çocukları gözlerinin önünde şehid edilmemiş birisi bunu anlamaz. Mescid-i Aksa’yı, Kudüs’ü savunanı anlamak için iman ve vicdan gerekir. 

 

Yürüyen bir Peygamberin oturan bir ümmeti olamaz. Komutanı Muhammed (sav) olan bir ümmet, işgalci ve talancı İsrail’e boyun eğemez. Böyle bir durumun İslâm ümmetinin hüviyetinde yeri yoktur. İzzet ümmetinden zillet beklenemez. İslâm ümmeti için Mescid-i Haram akıl, Mescid-i Nebi kalb, Mescid-i Aksa ruhtur. Bu üç mescidden biri düşürse, İslâm ümmeti düşer. Bil ve inan ki; Mescid-i Aksa’nın işgali ve istilası karşısında sessiz kalan Müslümanın hali hayır değil şer! 

Google+ WhatsApp