Mescid-i Aksa Allah’ın emanetidir

Mescid-i Aksa Allah’ın emanetidir


Mekke ile Kudüs, Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksâ birbirine perçinlenmiştir. Mescid-i Aksa, Allah’ın emanetidir. Batı merkezli Amerikan terör karakolu İsrail’in cinayetlerine, işgal ve istilâsına karşı sessizlik ve tepkisizlik, bu emanete ihanetin alâmetidir. Mescid-i Aksa’ya ihanet, Allah’a ihanettir.

 

Mescid-i Aksa’nın Allah’ın bir emaneti olduğu hususunda bizleri haberdar eden İslâm’dır, İslâm’ın ilk kaynağı Kur’ân’dır, Kur’ân’ın Kur’ân’dan sonra en büyük müfessiri Rasûlüllah (sav)’dır. İslâm, Yüce Allah’ın yegâne tek hak dinidir. Allah katında geçerli olan yegâne hak din İslam’dır. İslâm bütün peygamberlerin dinidir. “Biz peygamberler baba bir kardeşleriz, hepimizin dini birdir.” (Buharî, Enbiya 48; Müslim, Fedâil, 143-145; Ebu Davud, Sünnet 13; Ahmed, II, 319)Kudüs de pek çok peygamberin yaşadığı, uğradığı, tevhid mücadelesini başlattığı, kıble olarak yöneldiği mukaddes bir mekândır.

 

Kudüs, temiz, âri, kutsal anlamına gelir. el-Kuddüs, Yüce Rabbimizin isimlerinden biridir. O, hatadan, kusurdan, acizlikten, eksiklikten, acizlikten, değişimden, fanilikten ve O’na yakışmayan her türlü sıfattan uzak ve temizdir. O, her şeyinde mutlak kemal sahibidir. Yüce Rabbimiz, inkârcı müşriklerin O’na yakıştırdıkları özelliklerden uzaktır.

 

“Kulunu bir gece Mescidi Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir! Doğrusu O, işitir ve görür.” (İsra Sûresi/1)

 

Kuds-ü Şerîf de asıl itibarıyla manen tertemizdir. Dolayısıyla onun zalimler tarafından işgal edilmesi, onu kirletmez, onun aslî temizliğine zarar vermez. Kudüs’teki Mescid-i Aksâ, bizatihi Yüce Allah tarafından bereketlendirilen mübarek merkezdir. Onun bereketlendirilmesi hem maddî hem manevîdir. O bölge yeryüzünün en mümbit, en stratejik özellikte bir beldesidir. Yine o bölge tevhid tarihinin en bereketli yeridir.

 

Kudüs, Peygamberimizin Mirac durağıdır. Onun İsrâ ve Mirac mucizesi, evinden değil, Mescid-i Haram’dan başlamış, oradan da doğrudan olmamış, önce Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya uğranmış ve oradan devam etmiştir.  

 

Rabbimiz isteseydi bu mucize doğrudan Peygamberimizin evinden yahut Ka’bey- i Muazzama’dan gerçekleşebilirdi. Öyle olmamıştır. Mescid-i Haram- Mescid-i Aksâ ve Mirac… Burada hem mescid merkezli bir hayatın önemine, hem de iki kadîm mescidin önemine dikkat çekilmiştir. Böylece iki mescid birbirine, iki şehir birbirine ve hepsi İslâm’ın son Peygamberine ve İslam’a perçinlenmiştir. Bunları birbirinden ayırmak ve birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Biri olmazsa diğeri olmaz, biri olmazsa diğeri eksik kalır. Mescid-i Aksa da Allah’ın yeryüzündeki ilâhi âyetlerinden bir âyettir. Dolayısıyla buraya asıl sahip çıkmaları gerekenler Müslümanlardır.

 

Filistin diyarının mübarek kılındığına dair de ayrıca hadisler bulunmaktadır. Bunlardan birinde şöyle buyurulur: “Allah, Ariş ile Fırat arasını mübarek (bereketli) kılmış ve özellikle Filistin’i mukaddes kılmıştır.” (Bu hadisi Müslim, İman, 282; Münavi, et-Teysir, I/248’de rivayet etmiştir.)  Peygamber Efendimiz (sav)’in ‘Yolculuk üç mescidden birisine yapılır’ hadisinden başka hadislerinde de, Mescid-i Aksa’nın fazilet ve ehemmiyetine değinilmektedir. Nitekim İbni Mace’den gelen bir rivayette Resûlullah (as) şöyle buyurmaktadır: ‘Orası mahşer yeridir. Oraya gidip içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz başka yerde kılınan bin namaz gibidir. Oraya zeytinyağını hediye edersen, aydınlatılmasında kullanılır. Kim bunu yaparsa oraya varmış gibi olur.’ (İbni Mace, İkametüs-sala, 196) Yine bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav); “Oraya (Mescid-i Aksa’ya) gidin ve içinde namaz kılın” buyurmuştur. Bu hadisin ravisi: “O zaman burası Daru’l-Harb’di (yani Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı).” Rasûlüllah (sav) sözlerine daha sonra şöyle devam etti: “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerine yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin” buyurmuştur. (Ebu Davud, Kitabu’s-Salat, 14) Burada zeytinyağının bir sembol olduğu söylenmiştir. Bununla kastedilmek istenen ise, buraya tevhid bayrağının dikilmesi suretiyle o mekânın gerçek kimliğine kavuşturulmasıdır. 

 

Kudüs bizim, ilk kıblemizdir. Namaz, İslam’ın ilk yıllarından itibaren var olan bir ibadettir. Kıbleye yönelmek de namazın temel rukünlerinden biridir. Peygamberimizin Mekke’de hem Ka’be’ye hem de Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’ya yönelerek namaz kıldığı bilinmektedir. Aynı anda iki kıbleye de yönelmek Mekke’de mümkündü. Hicretten sonra Medine’de ise Peygamberimiz 16-17 ay kadar Kudüs’e yönelerek namazlarını kılmıştır. Daha sonra gelen “Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir” ( Bakara Sûresi/144) ayeti ile kıble Ka’be olarak belirlenmiştir. Kıblenin değişiminin bir namaz içerisinde gerçekleşmesi de oldukça manidardır. Namaz kılmak nasıl Allah’ın emriyse, Mescd-i Aksa’yı savunmakta öyle Allah’ın emridir. Mescid-i Aksa, Kudüs bizi fethetmeden bizi Kudüs’ü fethedemeyiz ve Mescid-i Aksa’yı işgalden kurtaramayız. El- Emin’in emanetine sahip çıkmayanların emniyeti olmaz. 

Google+ WhatsApp