Maskeli Caniler

Maskeli Caniler


Bir çürük elma bir sepet meyvenin telef olmasına yol açar. Habis ruhlu bir insanın kalbinde taşıdığı zehir aynı evi, aynı ortamı paylaştığı kişilere tesir eder ve yayılan o zehir maddi manevi hasarlara sebebiyet verir. Habis ruhlu kişi göz boyayan maskelerle yaşar ve fırsatını bulduğunda zehrini yavaş yavaş zerk eder. Ve gün gelir o çürük elmanın yaraladığı gönüller, katlettiği canlar, zehirlediği aile fertleri mağduriyetlerini izah edebilmek için çıkar ve hak aramaya çalışırlar. Ama artık zaman geçmiş ve giden gitmiştir.

 

Kendi yağları ile kavrulan bir aileden ruh hastası bir adam çıkar ve ailenin bütün düzenini yerle bir eder. Her şey altüst olur ve geriye yıkılmış, yok olmuş bir enkaz kalır. Toplumun hemen her kesiminde ciddi anlamda rahatsızlık uyandıran küçük Müslime’nin ölümü ve hafızalarımıza kazınan dede kavramının kire bulanması hepimizi derinden etkiledi ve öfkemizi kime yönelteceğimizi bilemedik… Dede bir sepet meyveyi çürüten, telef eden bir virüstü ve koca bir toplumu travmaya sürükledi. Küçük Müslime’nin dramatik hikâyesi ise vicdanımızda deva bulmayacak bir yaraya dönüştü.

 

Katiller, sapıklar, ruh hastaları kimi zaman şehrin en kalabalık caddelerinde çıkıyor karşımıza, kimi zaman ise dağların zirvesinde. Hepsi aynı kaynaktan besleniyor ve hepsi birbirlerinin kardeşleri. Kimileri okumuş, mevkii sahibi olmuş, kimileri suçunun okumamışlığından kaynaklandığını ileri sürüp işin içinden sıyrılmak istemiş, kimileri ise hatasının bedelini ebeveynine ödetmeye kalkmıştır. Eğer bir insan büyüklerin tabiriyle adam olamamışsa okusa ne olur okumasa ne olur. Bilginin hikmetine vakıf olamamış ve hayatınızı değerler iklimine taşıyamamışsanız, içinizdeki canavarı ne ile durduracaksınız? Terbiye olmamış nefsinizi ne ile susturacaksınız? Ürettiğiniz kötülüğe ne ile engel olacaksınız? Yani sertifikalar ve diplomalar insanın ahlakını tek başına güzelleştirmeye yetmez, bunun için bildiklerinizin hikmete, sevgiye ve değere dönüşmesi gerekir.

 

Vicdanlarımızda derin yaralar açan Müslime’nin ölümü ve ailenin içine düştüğü vahim durum habis ruhlu bir caninin bir aileyi ve bir toplumu nasıl etkilediğini ve kötülüğün nasıl yayıldığını ortaya koydu. Cani cezasını çekecek ve adalet önünde hesabını verecek peki geride kalanlar ne olacak? Düşünüyorum… Tehdit ve tecavüze maruz kalan gelin bundan sonra hayatını nasıl sürdürecek? Sapık dedenin icraatlarına tanık olan çocuklar bu kirli mirası nasıl taşıyacaklar? Eşi öz babası tarafından mağdur edilen oğul bu utançla topluma nasıl katılacak? İlerlemiş yaşına rağmen ağır bir yükün altında ezilen büyükanne yaşanan olayları kendine nasıl izah edebilecek? Sapığın kirli icatları ile hafızalarındaki nur yüzlü dede profilini kaybeden çocuklarımız bu yarayı nasıl tamir edecekler? Bütün bunlar zihnimi meşgul ediyor ve ailenin geride kalan fertlerinin psikolojik destek almalarının elzem olduğunu düşünüyorum. Zira sapık, bir ailenin bütününü etkilemiş ve geride ağır hasarlar bırakmıştır. Sepete bırakılan çürük bir elmayı andıran sapık, sepette ne kadar meyve varsa hepsini yaralamış, telef etmiştir.

 

Müslime bebek yüreklerimize taşınan bir yara olarak her zaman hatırlanacak ancak bu vahim olay küllenmemeli, resmi ya da sivil bütün kurum ve kuruluşlar toplumun her katmanını etki altına alan bu olayı bütün yönleri ile ele almalı ve çözümün ancak ahlaki değerlerle mümkün olabileceğini kabul edip, gerekli adımları atmalıdırlar.

Google+ WhatsApp